Kadın Hastalıkları

kadın hastalıklarıBir kadını bir kadın doğumcuya götüren gebelik dışındaki problemlerdir.

Hastalarımız bize en sık vajinal akıntı, vajinal kanlı akıntı, genital bölge kaşıntısı, kasık ağrısı, karında şişlik, adetin dışında oluşan vajinal kanamalar, adet düzensizliği, adet görememe, vücutta kıllanma, çocuk sahibi olmak isteyip te gebe kalamama, cinsel ilişkide yaşanan kasık ağrısı, cinsel ilişki sonrası oluşan vajinal kanama, genital bölgede ağrılı veya ağrısız şişlik, cinsel ilişkiye girememe, idrar kaçırma, cinsel organının şeklinde sorun olduğunu düşünme ….. gibi daha nice şikayet ile başvururlar.

İşte bu şikayetlerin hangi sebeple oluştuğunun cevabını hastalarımıza verebilmemiz için Kadın Üreme Sistemi hastalıklarını yani Jinekolojiyi iyi bilen bir Jinekolog olmamız gereklidir.

Çünkü basit bir vajinal akıntı veya bazılarının hazımsızlık olarak değerledirebileceği basit bir karın şişliği ; çok önemli bir Kadın Hastalığının habercisi olabilir.

Kadın Hastalıkları Vajinitler, Myomlar, Yumurtalık Kistleri, Rahim Ağzı Yaraları, Kadın Üreme Sistemi Kanserleri, Genital Siğiller, Anormal Vajinal Kanamalar ve sebep olan patolojiler … ve dahalarını içerir.

Sadece 15-20 dakikanızı ayırdığınız bir Ultrason eşliğinde yapılan bir Jinekolojik Muayene ve bu esnada alınan bir SMEAR TEST hayatınızın akışını % 100 iyi yönde değiştirip, hayatın size tatsız sürprizler hazırlamasını engeller.

SEVGİLİ KADINLAR LÜTFEN!!!!! ŞİKAYETİNİZ OLMADAN DA JİNEKOLOJİK MUAYENE ALIŞKANLĞI EDİNİN.

BANA İNANIN BU SİZİN İÇİN EN İYİSİDİR.

vajinal akıntı

Bu başlık altında size hemen hemen her kadının rahatsızlık duyduğu, en gencinden en yaşlısına kadar tüm kadınların başının derdi olan bir konudan söz edeceğim.

Bu o kadar yaygın bir sorundur ki bu sorun üzerine günlük ped, vaginal temizlik ürünleri gibi sektörler bile türemiştir. Şimdi size vajinal akıntı nedir? vajinal akıntı neden oluşur? vajinal akıntıdan nasıl kurtulabilirim? sorularının yanıtlarını açıklayacağım.

Vajinanın kendine ait salgı yapan mukozal bezleri yoktur. Vajinal akıntı; üreme kanallarından, rahim içi zarından, rahim ağzından, Bartholin ve Skene adı verilen cinsel birleşmede salgı başlatan bezlerden salgılanan sıvılardan ve terden, vajinada yerleşen mikroorganizmalar ve onların atıklarından oluşur. Kadının hormonal değişkenlik gösteren dönemlerinde bu fizyolojik akıntının biyokimyasal yapısı da farklılık gösterir.

Vajinal Akıntının en sık nedeni ENFEKSİYÖZ VAJİNİT’lerdir. Enfeksiyöz Vajinitlerinde en sık nedenleri sırasıyla Gardnerella Vaginalis, Candidalar, Tricomonas Vaginalis ve Gonokoklardır. Bunun dışında vajinada yabancı cisim, Viral Ajanlar ( Herpes Virus, HPV), Atrofik Vajinit ve diğer Paraziter nedenlerle aşırı miktarlarda vajinal akıntı meydana gelebilir. Klamidyalar ve Mikoplazmalar primer olarak rahim ağzını etkileyen mikroplar olsa da sekonder olarak vajinal akıntıya neden olabilirler.

Bunun yanı sıra yumurtlama, cinsel birleşme, servikal ektopi, anovulasyon, vajinal adenozis gibi durumlarda fizyolojik olarak vajinal akıntı meydana gelir. Fakat artmış vajinal akıntı durumlarında etkenler %33 oranında Gardnerella Vaginalis, %21oranında Candida Albicans, %10 oranında da Tricomonas Vaginalistir. Ayrıca Kronik Rahim Ağzı İltihaplarında vajinal akıntı meydana gelir.

Vajinal Akıntı şikayeti ile başvuran hastaya en doğru tedaviyi verebilmek için tanıyı doğru koymak ilk ve en önemli koşuldur.

Senil Atrofik Vajinit

Menapoz sonrası dönemde direncini kabetmiş ve incelmiş vajinanın iltihap yapıcı mikroorganizmalar tarafından enfekte edilmesi ile meydana gelen vajina iltihabıdır. Daha çok vajina kubbesinde ve üretra ağzında küçük kırmızı lekeler ve ülser alanları ile karakterizedir. Ön ve arka vajina duvarları bu ülser alanlarından birbirlerine yapışırlar ve vajina kapanabilir. En önemli şikayet menapoz sonrası sarımsı ve bazen kanlı olabilen vajinal akıntıdır. Özellikle cinsel birleşme sonrası ciddi vajinal kanama ortaya çıkabilir. Detaylı öykü almayan ve dikkatli muayene yapmayan bir hekim Menapoz sonrası rahimden gelen kanama sanarak yanılabilir. Öyküde cinsel ilişki ile olan ilgisi ve muayenede vajinanın içine dikkatli bir göz ile bakılması sorunun sebebini anlamaya yeterlidir. Üretranın da olaya katılması ile idrar yaparken yanma da ortaya çıkar. Vajinal kanama oluğu için mutlaka rahim kanserini ekarte etmek için gerektiğinde TANISAL KÜRTAJ yapılmalıdır.

Böyle bir durumda bizimle bağlantı kurun ve birlikte hemen tedavinize başlayalım. Eğer doğru tedavi edilmezseniz sizi ızdıraplı uzun yıllar bekliyor olabilir.

Tedavide topikal ve sistemik Östrojen uygulanır.

Trikomonas Vajinalis Vajiniti

Trikomonas Vajinalis adı verilen, hareketli kamçılı bir parazitin yol açtığı, cinsel yolla bulaşan vajinal akıntıya sebep olan bir vajinit türüdür. Bulaşma oranı yüksektir.Erkeklerin % 70’i Trikomonas Vajinalis ile enfekte olan bir kadınla tek ilşkide enfeksiyonu alırlar. Trikomonas Vajiniti sıklıkla Bakteriel Vajinozise eşlik eder.

Trikomonas Vajinitli kadınlar bol, yeşil, köpüklü akıntı ve idrar yaparken yanma ve sızlama şikayetlerinden muzdariptir. Vajinalarının içi ; spekulumla yapılan muayenede tipik bir görünüme sahiptir. Vajina ve vulva ödemli ve kızarıktır ve Çilek Görünümünü andıran kırmızı noktacıklar içerirler.

Bu parazit bazen hiç bir bulguya neden olmadan kişiler tarafından taşınır. Bu kişiler aynı zamanda bulaştırıcıdır.

Mutlaka eşler birlikte tedavi edilmelidir. Tedavide ilk seçenek Metranidazoldür.

Mantar Vajinitleri

Üreme çağındaki kadınların yaklaşık % 75 ‘i hayatlarının herhangi bir döneminde en az bir kez Mantar Vulvovajiniti geçirmiştir. Çoğu kez altta yatan başka bir sorun Mantar Enfeksiyonunu tetikler. Mantar Vajinitinin en Candida Albicans denilen mantar türüdür. Tüm üreme çağındaki kadınların % 45’i yılda iki kez mantar vajiniti olur.

Mantar Vulvovajiniti olan kadınların ; beyaz peynir kesiği gibi akıntıları,şiddetli genital bölge kaşıntıları vardır. Genellikle vajina girişleri, dudaklar ve mukozal kısımlar kızarık, şiş ve kaşınmaktan tahriş olmuş ve kanamalı alanlar içerir. Her idrar yapış kadına korkunç bir ızdırap verir. Tuvalet gitmemek için idrarını uzun süre tutar. Çoğunlukla kıllı bölge ve kasıklara da yayılan enfeksiyon buralarda da kaşıntılı lezyonlar oluşturur. Mantar enfeksiyonlu kadın kaşınmak ve yanmaktan yorgun düşmüş,gergin ve sıkıntılıdır.Vajinanın içinde hızla çoğalan mantar kolonileri şikayetleri her geçen saat biraz daha arttırır. Çok gürültülü seyreden bu enfeksiyonu tetikleyen ve bu enfeksiyona zemin hazırlayan bazı durumlar şunlardır ;

  • Antibiotik kulanımı
  • Gebelik
  • Kontrolsüz Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı)
  • Premenstrüel Dönem (Adet öncesi dönem)
  • Oral Kontraseptif (Doğum Kontrol Hapı) kullanımı
  • Rahim İçi Araç (Spiral)
  • İmmunosupresyon (Bağışıklığın Zayıflaması)
  • Dışardan Hormon Alınması
  • Fazla miktarda Rafine Şeker alımı
  • Sentetik iç çamaşırı kullanımı(sıcaklık ve rutubet etkisiyle)
  • Lokal Allerjenler ( Günlük pedler, tamponlar)
  • Metabolik Bazı Hastalıklar ( Hipotiroidi, Hipoparatiroidi, Demir Eksikliği Anemisi)
  • Radyasyona maruz kalma
  • Kronik Servisit
  • Obezite ( Şişmanlık)
  • Sık cinsel ilişki
  • Değişik kişilerle cinsel ilişki

Tedavisi için çeşitli alternatifler vardır. Her hastanın enfeksiyonu kedine hastır ve tedavisi de yine kendine hastır. Bu nedenle Mantar olduğunuzu düşünüyorsanız, mutlaka bizimle bağlantı kurun ve tedavinizi yapalım ki Mantar ile yaşamak kaderiniz olmasın!!!

Ketokonazol, Itrakonazol, Flukonazol ve Nistatin tedavide kullanılan ajanlardır. Eş tedavisi zorunludur.

Bakteriel Vajinozis (GARDNERELLA Vajinalis Vajiniti)

Etken oksijensiz ortamda çoğalan bir bakteri olan Gardnerella Vajinalistir. Bu bakteri cinsel olarak aktif kadınların % 40- 70 ‘inin vajinasında hiç bir bulgu vermeden sessizce yaşamaktadır. Normal bir vajinada Laktobasiller denilen bir grup mikroorganizmaların hakimiyeti vardır ve bunlar vajinanın pH dengesini sağlayıp, hastalık yapıcı mikropların vajinayı istila etmesini önlerler. Normal vajinal flora laktobasillerin hakim olduğu bir floradır. Eğer normal vajinal flora bozulursa ki bunu sık cinsel ilişki, vajinal duş,vajinaya uylulanan temizlik adına kullanılan jeller ve losyonlar, günlük ped kullanımları, sentetik iç çamaşırları vs….gibi vajinanın asit ortamının alkaliye dönüşümüne sebep olan şeyler bozabilir. Vajinal Flora bozulması demek, Laktobasillerin ölmesi ve meydanın hastalık yapıcı mikroplara kalması demektir.

Bu öyle önemli bir konudur ki eğer kadın üreme sistemi organlarının ilk başlangıç kısımlarından olan vajinanız savunmasız kalırsa, rahim ağzınız da savunmasız kalır, bebeğinizi taşıyan organınız olan rahim içi bölgeniz de savunmasız kalır, döllenmenin gerçekleştiği tüpleriniz de savunmasız kalır, her ay yumurta üreten sizin kadınlığınızı, anneliğinizi, üreyebilen bir kadın olmanızı sağlayan yumurtalıklarınız da savunmasız kalır. Yani sağlıklı üreme sistemi için önce sağlıklı vajina gereklidir.

Bakteriel Vajinozise gelirsek ; etkenin Gardnerella Vajinalis olduğunu söyledik.Gri- beyaz, aynen çürümüş balık gibi kokan bir akıntı yapar. Özellikle bu kötü koku cinsel ilişki sırasında zirve yapar. Kadın utancından, adam da kokunun iğrençliğinden cinsel ilişkiden kaçar. Yarattığı sorun büyük, ama çözümü kolay bir hastalıktır. Sakın ha sakın!!!!! Gidip bir Eczaneden Genital Bölge Temizlik Ürünü ALMAYIN!!!!! Olayı içinden çıkılmaz bir hale getirirsiniz. Derhal bizimle görüşün vajina sağlığınına kavuşmanızda en büyük desteğiniz olalım.

Bu hastalığın tedavisinde Metranidazol, Ornidazol, Klindamisin gibi anaerobik antibiotikler verilir. Eş tedavisi zorunludur.

genital bölgede şişlikGenital Bölgede (VULVADA) Şişlik Yapan Durumlar Kadın genital sisteminin dışarıdan görülen kısmına Vulva denilir. Vulva külodun altında kalan kıllı bölge, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve vajina girişinin olduğu bölgeden oluşur. Kadınların vulva hastalıklarından kaynaklanan başvuru şikayetleri en sık vulvada kaşıntı, vulvada ülserasyon(yani vulva üzerinde yaralar ve lezyonlar oluşması), vulvada renk değişimleri ve vulvada şişlik olmaktadır. Vulvada şişlik ile giden hastalıklar şunlardır; Travmatik Hematomlar: Zengin kan damarlarına sahip olan vulvada travma sonucu doku altında hematomlar oluşur. Örneğin Epizyotomi sonrası büyük hematomlar oluşabilir. Varisler : Vulvadaki zengin ven yapıları özellikle gebelikte çok şişip belirgin hale gelebilir. İnklüzyon Kistleri: Vulvanın en sık görülen küçük epitelial kistleridir. İçinde yağlı görünümde kokulu, hücresel atıklardan oluşmuş bir madde vardır. Küçük ve asemptomatiktirler. Çoğu yağ kanallarının tıkanmasından oluşmakla birlikte, travma ya da epizyotomi sonrası dikiş atılması ile de gelişebilir. Sebase Kistler( yağ bezlerinin kistleri): Yağ bezlerinin kanallarının tıkanması sonucu gelişir. Genellikle şikayete oluşturmazlar. Eğer enfekte olurlarsa boşaltılmaları gerekebilir. Ter bezleri kistleri: Ergenlik sonrası aktifleşen bu bölgedeki ter bezleri tıkanırsa oluşur. Fox-Fordyce Hastalığı. Bartholin Bezi Kistleri ve Abseleri : Bartolin bezinin kanalı tıkanırsa kist, enfekte olursa abse oluşur. Kist olarak kalırsa yalnızca şişlik şikayeti olurken, kist enfekte olursa abseleşir ve dayanılmaz ağrılı şişlik oluşur. Enfeksiyon nedenleri genellikle N.Gonore ve C.Trachomatis’tir. Uygun antibiotikler verilip durum sakinleştirilir ve sonra Cerrahi işlem ile tedavi yapılır. Nuck Kanalı kisti: Ligamentum rotundum peritonla birlikte inguinal kanala girerek labium majusta dağılır. Periton eğer bu noktada ligamentten ayrılırsa içine sıvı dolarak kistik yapı haline gelir. Fibrom / lipom: Bağ ve yağ dokusundan köken alan iyi huylu tümörlerdir. Hidradenom: Vulvadaki ter bezlerinden kaynaklanır ve büyük dudakların iç yüzünde yerleşir. Tedavisi eksizyondur. Mikroskobik olarak yanlışlıkla adenokanser tanısı konabilir. Çok dikkatli olmak gereklidir. Hemanjiom: Üç formda görülür.

  1. Hemanjiom: Kiraz şeklinde genellikle küçüktür ve görünümü karakteristiktir.
  2. Angiokeratom: Yaklaşık 5 mm boyutlarında daha koyu lezyonlardır. Hızlı büyüyorsa ve teşhis kesin değilse biyopsi alınmalıdır.
  3. Pyojenik Granülom: Özellikle gebelikte labiumda kapiler proliferasyon ile gelişen vulvanın en büyük ve en semptomatik hemanjiomudur. Kanama, kronik akıntı ve infeksiyon görülebilir.

Nörofibrom: Yaygın Nörofibromatozis ( Von Recklinghausen hastalığı) ile beraber Ya da tek başına polipoid lezyon olarak bulunur. Sinir kılıfından çıkan küçük lezyonlardır. Genellikle şikayet oluşturmazlar. Çok sayıda olurlarsa seksüel disfonksiyona neden olurlar. Nevüs: Derideki mavi- siyah renkli halk arasında ben denilen lezyonlardır. Kanayıp kaşıntı yaparlarsa çıkarılması gerekebilir.

genital kaşıntıVulvada kaşıntı hem de ileri derecede kaşıntı Pruritis Vulva adını alır. Bu bizim karşımıza Vulva ile ilgili çıkan en sık şikayettir. Sürekli ve şiddetli vulva kaşıntısı kadının hem konforunu bozar, hem de asabını. Oturmak eziyettir , kalkmak eziyet. Hele bir de regli ise ve ped koymak zorundaysa çektiği sıkıntı beş kat artar. Düpedüz bir işkencedir yaşadığı. Genital bölge kaşıntıları özellikle, nemli ve sıcak ortamlarda iyice artar. Terlemek de kaşıntıyı arttıran bir problemdir. Sentetik giysiler, dar ve genital bölgeye sürtünen giysiler. Kullanılan allerjen deterjanlar, parfümler, parfümlü tuvalet kağıtları, günlük pedler, genital bölge temizliği için kullanılan temizleme losyonları veya jelleri…. gbi şeyler genital bölge kaşıntılarını çok fazla tetikler. Bu kaşıntılar bazen o kadar içinden çıkılmaz bir hal alır ki, kadının günlük hayata uyumu bozulur. Kaşıntıdan genital bölge deri ve mukozasında çatlak ve sıyrıklar oluşur ve kanamaya başlarlar. Her su veya idrar değdiğinde o kadar yanar ki kadının gözünden istemsiz yaşlar akar. İşte biz burada Genital Kaşıntıyla giden Hastalıklardan bahsetmeye çalıştık. Umarım sizlere bir faydamız dokunur. Sevgiler…….

Vulvada Neoplastik Olmayan Değişiklikler

A-Yassı Hücre Hiperplazisi Her yaşta görülebilmekle birlikte daha çok menapoz sonrası daha sık görülür.En önemli belirtisi kaşıntıdır.Deride renk değişiklikleri görülebilir.Sebebi bilinmez. B- Liken Skleroz Epitelde değişik derecelerde incelme,hiperkeratoz,dermis kıvrımlarında kayıp ve dermiste hyalinizasyon ile karakterli Etiyoloji bilinmeyen bir hastalıktır. Menapoz sonrası daha sık görülür.Klinik olarak genital bölgede kaşıntı ve cinsel ilişkide ağrı ile ortaya çıkar.Vajina girişini daraltır.Deride renk kaybı meydana gelir. Aslında sadece bir kaçını ele aldığımızda her biri birbirinden farklı olan hastalıkların aynı şikayetleri yapması çok ilginç değil mi? Bunların doğru tanısı ve doğru tedavisi için her zaman size yardıma hazır olduğumuzdan emin olabilirsiniz

Vulvanın İnflamatuar Lezyonları

A-Dermatitler

  1. Kontakt Dermatit; En sık görülen iyi huylu lezyonlardır.Nedeni genellikle irritan maddelerdir.Örneğin;kremler,şampuanlar, deterjanlar,tuvalet kağıtları,pedler,sabunlar bu duruma neden olabilir.Vulva kuru ve iritan her türlü materyalden uzak tutulmalıdır.Bu duruma Reaktif Vulvit denir.Tedavide Kortizonlu kremler kullanılır.
  2. Seboreik Dermatit: Özellikle diabetli ve obez hastalarda derinin katlandığı bölgelerin nemli kalmasından dolayı gelişir. Tedavide kuru tutmak ve antipruritik ajanlar kullanılır.
  3. Diabetik Vulvit: Kronik vulva kaşıntısı ile en yakından ilgili sistemik hastalıktır.Diabetli kadınların yarısında bu durum gelişir.Şiddetli kaşıntılar,deride kalınlaşmalar,ciltte sıyrıklar meydana gelir.Tekrarlayan vulvit durumlarında Diabet araştırılmalıdır.
  4. Psöriazis ( Sedef Hastalığı) : Saçlı deride,ekstremitelerin dış yüzü ve gövdede de görülebildiği gibi vulvada da görülebilir.

B-Mantar Hastalıkları: Genelde Mantar Vajinitleriyle birlikte görülür. C- Viral Hastalıklar

  1. Kondiloma Aküminata:HPV Tip 6 – 11 ile oluşan Genital Siğillerdir.
  2. Herpes Zoster:Çocukken geçirilen Suçiçeği enfeksiyonunun latent kalması ve yıllar sonra tekrar açığa çıkmasıyla halk arasında “gece yanığı” da denilen “Zona” tablosudur.
  3. Molluscum Contagiosum:Pox Viruslarla oluşan,irili ufaklı,ortası şiş,deriden hafif kabarık,sarımtrak renkli tümöral oluşumlardır.

D- Parazit Enfeksiyonları

  1. Pedikülozis Pubis (Kasık Biti): Etken Phthirus Pubis özellikle pubis kıllarında yerleşir.Deride mavi gri lekelere neden olurlar. Şiddetli kaşıntı yaparlar.
  2. Uyuz:Etken Sarcoptes Scabiei dir.Özellikle gece kaşıntıları tipiktir.Özellikle deride kızarık tüneller tanı koydurur.
  3. Enterobiazis ( Oksiyür):Etken Enterobiazis Vermikularistir.Çocukların” Kıl Kurdu” olarak bilinen hastalığıdır.

genital siğil

Cinsel yol ile bulaşan bir hastalıktır. Etkeni Paproviridae ailesinden Human Papilloma Virustur. HPV’nin günümüzde 60 tan fazla tipi tanımlanmıştır. Genital siğillerden sorumlu olan tipler başlıca Tip 6 ve tip 11 dir ve bunlar HPV enfeksiyonlarının % 28’inden sorumludur. Vulvovajinal Dizplazi ve kanserlerden ise en çok Tip 16, 18, 31, 33, 35 sorumludur. Kondilomun bulaşmasında ana yol cinsel yoldur. Bunun dışında Kondilomlu bir kadın vajinal yolla bir bebek doğurursa bebeğin solunum yollarına ya da konjuktivasına da kondilom bulaştırmış olur. Toplu yaşanan yerlerde de ortak kullanılan eşyalar vasıtasıyla kondilom bulaşabileceğine dair kanıtlar mevcuttur. HPV’nin inkübasyon süresi 3 hafta ile 8 ay arasında değişmekte fakat ortalama 3 aydır. Klasik kondilom beyaz karnabahar görünümünde 2-3 mm çap ve 10-15 mm uzunluğunda parmaksı papiller çıkıntılardan oluşan iri bir lezyon olup en çok dudaklar, vagina girişinin alt kısmı ve klitoris civarında görülür. Vajina ve anüz içi de lezyonlar açısından kontrol edilmelidir.Hastaların % 75 ‘inde lezyonun varlığından başka herhangi şikayet olmaz. Bazen kaşıntı, yanma, hassasiyet gibi yakınmalar ortaya çıkar. Kondilomlar çeşitli görünümlerde ve büyüklüklerde olabilirler. Kondiloma Aküminata lezyonları %20 oranda kendiliğinden gerilese de çoğunlukla tedavi gerekir. Genital Siğil Tedavisi için çeşitli alternatifler mevcuttur. -% 20- 25 lik Podofilin

  • Bi/triklor asetik asit gibi ilaçlar 6 – 7 hafta kullanılabilirler. Bu ilaçlar kullanılırken etraftaki sağlam dokuyu yakmamaya dikkat etmelidir.

Podofilin sistemik dolaşıma geçip toksik etkiler oluşturacağı için vajina içi ve rahim ağsında kullanılmaz. -5 Fluorourasil daha büyük kondilomlarda kullanılır. Gebelikte kullanılmaz.

  • Elektrokoterizasyon,Krioterapi yine Kondilom Tedavisinde kullanılabilen yöntemlerdir.

Yapılan tüm tedavilere rağmen tekrarlama olasılığı olan bir hastalıktır. Genital siğil yapan Tip 6 – 11 Rahim Ağzı Kanseri YAPMAZ. Fakat bu Tiplerle enfekte olan kişinin diğer tipleri de almış olabileceğinden Rahim Ağzı Kanseri’ne yakalanmasının önlenmesi için SMEAR Testlerinin yapılması ve hangi Tip HPV taşıdığını vaginal serolojik testlerle tayin edilmesi gereklidir. Biz Muayenehanemizde Genital Siğil Tedavisini başarıyla gerçekleştiriyor ve Hastalarımızın ileriki hayatlarında Rahim Ağzı Kanseri ile karşılaşmamaları için gerekli tüm önlemleri alıyoruz.Hastamız Rahim Ağzı Kanseri açısından yapılan testlerde problemsiz çıktığında onu HPV AŞI PROGRAMINA alıyoruz.Bilindiği gibi HPV AŞISI 15 – 55 yaşlar arasındaki tüm hanımlara uygulanan bir aşıdır.

rahim ağzı yarasıAslında hastalığın ismine bakıldığında sanki bir epitel kaybı varmış gibi bir durum anlaşılsa da olay yalnızca bir epitel türünün yani silendirik epitelin normalde bulunmaması gereken yerde yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bir problemdir. Halk arasında söylendiği gibi bir yara asla değildir. SERVİKAL EKTOPİ deyimi daha doğrudur.

Spekulumla vajinadan rahim ağzına baktığımızda görülen kırmızı görüntü epitelin altındaki kan damarlarının görüntüsüdür. Silendirik epitel Yassı epitel kadar enfeksiyonlara dayanıklı olmadığı için o rahim ağzı bölgesinde sık sık oluşan bir enfeksiyon söz konusudur.

Hastalar genelde vajinal akıntı, kanlı vajinal akıntı ve cinsel ilişki sırasında veya hemen sonrasında ortaya çıkan vajinal kanama ile başvururlar. Servikal ektopiye neden olan silendirik epitel enfeksiyonlara çok dayanıksız ve hücresel değişimlere son derece acık olduğu için mutlaka tedavi edilmelidir.

Rahim ağzı yarası olan bir hasta muayeneye geldiğinde mutlaka simir testi ( smear test ) (alınıp yara içindeki hücrelerde herhangi bir kötü dnüşüm var olup olmadığı anlaşılır. Smear Testi normal gelen hasta yara tedavisi için çağrılır.

Yara tedavisi KRİOTERAPİ (DONDURARAK TEDAVİ),KOTERİZASYON( YAKARAK TEDAVİ) veya KONİZASYON ( YARALI BÖLGENİN CERRAHİ OLARAK ÇIKARILMASI) şekillerinde yapılabilir. Yara tedavisi sonrası bazı ilaçlar kullanılmalı ve bir takım kurallara uyulmalıdır. Eğer herşey yolunda giderse tedaviden 3-4 ay sonra Servikal Ektopi tamamen iyileşir. Hastamızı tedaviden 4 ay sonra muayene için çağırdığımızda iyileşmeyi tam olarak gözlemlemiş oluruz. Bazen erozyon alanı çok büyük olabilir ve ikinci seans tedavi gerektirebilir.

myomRahimde kas ve bağ dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümörlerdir. Ülkemizde Myom ( miyom ) olarak adlandırılan bu yapı dünyada Leiomyom, Fibromyom, Fibroid isimleriyle anılırlar. Kadınların en sık rastlanan pelvik bölge tümörüdür. Kadınların % 20- 25 ‘inde Myom gelişimi görülmektedir. Genelde 30-35 yaş civarında çok büyümüş bir miyom ile karşılaşırız. Bir tane ya da çok fazla sayıda olabilir. Bazen o kadar çok olurlar ki patates çuvalını andıran bir rahim ile karşılaşırız. Menapozdan sonra Myomlarda küçülme beklenir. Ancak % 10 kadarı büyümeye devam eder. Literatürde 45 kg’a kadar ulaşmış myomlar olsa da günümüzde tıbbi gelişmelere paralel olarak bu kadar büyük myomlara rastlamıyoruz. Kesin olmamakla birlikte Myomların Östrojen ile beslendiği söylenir. Bu nedenle Menapoz sonrası küçüldüğü sanılmaktadır. Myomlar yerleştikleri yere göre isim alır ve yarattıkları sorunları yerleştikleri yere ortaya çıkarırlar.

Subseröz Myomlar

Rahmin dış yüzeyini örten seroza tabakasınının hemen altından gelişen myomlardır. Klinik tabloları İntramural myomlardakine benzerdir. Bunlar ek olarak Rahmin bağlarının içine doğru büyüyüp şiddetli kasık ağrısı şikayeti yaparlar. Tedavisi Cerrahi Operasyondur. Myomların kansere dönüşmesi potansiyelleri son derece düşük olduğundan, biz pratikte MYOMLAR KANSERE DÖNÜŞMEZ diyebiliriz.

İntramural Myomlar

Bu tür myomlar rahim duvarında yerleşirler. Çeşitli büyüklüklerde olabilir ve rahmi değişik derecelerde büyütürler. Sayılarına ve büyüklüklerine göre şikayet oluştururlar. Çok sayıda olup Patates Çuvalı görünümü yapabilir veya tek başına büyüyüp Gülle şeklini alırlar. Bu yerleşimdeki myomların oluşturduğu başlıca şikayet Ağrı ve Bası şikayetleridir. Rahim arkasına yerleşip Rektum dediğimiz kalın barsağın son kısmına bası yaparak Kabızlık, rahmin önüne yerleşip, Mesane dediğimiz idrar torbasına bası yaparak idrar kaçırma veya idrar yapmakta zorlanma, rahmin yan taraflarına yerleşerek üreme kanallarını tıkayarak kısırlık gibi sorunlara yol açabilirler. Tedavisi Cerrahi Operasyondur.

Submüköz Myomlar

Bu tür myomlar rahmin içinde rahim zarının altında yerleşirler.Yarattıkları temel sorular sayı ve büyüklüklerine göre değişen düzeylerde ; vajinal kanama ve kısırlıktır. Bazen o kadar büyürler ki rahmin içinden vajinaya doğarlar. Tedavisi Cerrahi Operasyondur.

yumurtalıkkistleriYumurtalık kistleri genellikle kasık ağrısı, kasık bölgesinde dolgunluk hissi, cinsel ilişki sırasında kasıklarda ağrı ve dolgunluk, bazen kanama düzensizlikleri ile karşımıza çıkan bir durumdur. Genellikle karşımıza iyi huylu kistler olarak çıksa da Yumurtalık Kanserlerinin fazla oranda ölümcül seyretmesinden dolayı, yumurtalık kistlerine temkinli ve dikkatli yaklaşmak zorundayız. Tanısında Ultrason Eşliğinde yapılan Jinekolojik muayene bu konuda deneyimli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı için yeterli olsa da bazen pelvik bölge MR’ı gerekebilir. Kistlerin maliğn potansiyel taşıyıp taşımadıklarını anlamak deneyimli bir Jinekolog için yaptığı Ultrason yeterli olsa da bu ön görüşünü desteklemek için bazı kan testlerine başvurabilir. Bazı kistler için cerrahi tedavi, bazıları için İlaç tedavisi, bazıları için sadece takip , bazıları için de her üçü de gerekebilir.

Dermoid Kist( Matür Kistik Teratom)

Tüm yumurtalık tümörlerinin % 10- 15 ‘ini oluşturur. En sık görülen Germ Hücreli Tümördür. Ayrıca 20 yaşın altında en sık görülen yumurtalık tümörüdür.Tüm yumurtalık tümörleri arasında ise 2.sırayı alır. Her yaşta görülebilmekle birlikte 20 – 40 yaşta daha sık rastlanır. Bu nedenle gebelikte karşımıza çıkma olasılığı daha çok artar. % 12 ‘ si çift taraflıdır. Kist içeriği nedeniyle oldukça ilginçtir. Kistin içinde her üç germ yaprağından kısımlar bulunur. Yani kistin içinde kıl, diş, kemik, kıkırdak, yağ parçaları vardır. Kist içinde tiroid dokusu fazla ise hipertiroidi tablosu ortaya çıkar ki buna Struma Ovarii denir. Klinik olarak genellikle bulgu vermez, ancak kendi etrafınde dönerse kasık ağrısı olarak ortaya çıkar. Tedavisi Cerrahidir. Operasyon sırasında eğer kist patlarsa içindeki yağ içeriği kimyasal peritonite neden olur. Tüm bu bilgilerin ışığında şikayetimiz olmadan da doktora gitme alışkanlığı kazanacak ve rutin kontrollerimizi her zaman yaptıracağız.

Tekoma

Bu tümör tüm yumurtalık tümörlerinin % 2′ sini oluşturur. Genellikle tek taraflıdır. Menapoz sonrası kadınların tümörüdür. Hormon ürettiği için menapoz sonrası kanama ile ortaya çıkabilir. Bazı hastalarda hirsutizm bulguları ortaya çıkabilir. Tedavisi Cerrahidir.

Fibroma

Yumurtalık tümörlerinin % 3-5 ini oluşturur. 50 yaş civarında ortaya çıkar. Bu tümör de Meigs Sendromu yapar. Tedavisi Cerrahidir.

Brenner Tümörü

Küçük bir yumurtalık tümörü olarak bilinse de bazen 30 cm ye kadar büyüyebilir. Tüm yumurtalık tümörlerinin % 1- 2 sini oluşturur. Nadiren kötü huylu olur. Bazen iki taraflıdır. Ortalama 50 yaş civarında ortaya çıkar. Östrojen üreterek menapoz sonrası kanamaya, Testosteron salgılayarak kıllanma, aknelenme, saç dökülmesi belirtilerine yol açabilirler. Karında ve göğüs kafesinde sıvı birikimi yapar ki buna Meigs Sendromu denir.

Müsinöz Kistadenom

İyi huylu yumurtalık kistlerinin % 20- 30 unu oluşturur. Nadiren iki taraflı olurlar. Seyrek olarak kötü huylu olurlar. Seröz Kistadenoma göre daha büyük boyutlara ulaşırlar. Üreme çağındaki kadının tümörüdür. 15-30 cm den 50 cm ye kadar boyutlara ulaşabilir. Klinik olarak genellikle bulgu vermezler ya da hasta giderek büyüdüğünden yakınarak gelir. Tedavide kist olan yumurtalık Cerrahi olarak çıkarılır. Eğer kist kendiliğinden Ya da ameliyat sırasında patlarsa içindeki yoğun ve yapışkan sıvı karın içine yayılır ki karın içinde yavaş yavaş jel kıvamında bir sıvı birikir. Klinik olarak çok kötü bir tablodur. Hastada karın ağrısı, karında şişlik ve gerginlik ve şiddetli kusmalar oluşur. Jel kıvamındaki bu sıvıyı dışarı almak mümkün değildir. Hasta için tekrar tekrar ameliyat gerekebilir. Burada sizler için önemli olan nokta şudur ki ; kendinizin değerini bilin ve mutlaka 6 ayda bir kez bize ultrason eşliğinde jinekolojik muayenenizi olmak başvurun!!!!!

Seröz Kistadenoma

Yumurtalığın en sık görülen iyi huylu tümörlerindendir. Tüm yumurtalığın iyi huylu tümörlerinin %15-25 ini oluştururlar. Üreme çağındaki kadında daha sık görülür. Belirli bir özgün şikayet yapmaz. Genellikle bir pelvik muayenede tesadüfen saptanır veya hasta giderek karnının şiştiğini belirtir. Tedavide konservatif yol tercih edilir. Ancak tümörün iki taraflı olması, papiller yapılar içermesi ve kanamanın varlığı kistin kötü huylu olabileceğini düşündürür. Derhal ileri tetkik yapılıp Cerrahi tedaviye başvurulmalıdır.

Endometrioma( Çikolata Kisti)

Endometriozis rahim içi zarının rahmin dışında yerleşmesiyle karakterize bir hastalıktır. Eğer rahim içi zarı yumurtalıkta yerleşirse Çikolata Kisti veya Endometrioma denilen yapı meydana gelir. Eğer 4 cm nin üzerinde değilse ve beraberinde şiddetli kasık ağrısı veya kısırlık problemine yol açmadıysa genelde takip edilir ve konservatif bir yaklaşım belirlenir. Tipik olarak kistin içi erimiş çikolata gibi siyah,akışkan,yapışkan bir sıvıyla doludur. Yapılan kan tetkikinde Ca-125 değeri hafif yüksek saptanır. Kısırlık, adet sancısı, ağrılı cinsel ilişki ve aşırı adet görmedir. Pelvik muayenede ağrılı, etrafa yapışık kitleler ele gelir. Tedavisi kistin Cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Eğer hasta gebe kalırsa uzun süren gebelik sürecinde Çikolata Kisti regrese olur, erir ve kaybolur.

Basit Yumurtalık Kistleri

Folikül Kistleri: Folikül kistleri Graff folikülünden yumurtlama olmaması yani yumurtanın çatlayamaması ve büyümeye devam etmesi sonucu meydana gelir. Gergin, içinde berrak bir sıvı bulunan kistlerdir. Birden çok sayıda ve iki taraflı olabilirler. Bu kistlerin genellikle boyutları 3-4 cm yi geçmez.İnfertil hastalarda yumurtlamayı teşvik etmek için için verilen ilaçlar da bu tür kistlerin oluşumuna neden olabilirler. Genellikle herhangi bir şikayete neden olmaz. Nadiren etrafında dönebilir ve patlayabilir. Çoğunlukla tesadüfen saptanırlar. Kanama düzensizlikleri meydana getirebilirler. Folikül kist tedavisinde genellikle hiçbir şey yapmaya gerek yoktur. Sadece takip yeterli olabilir. Bazen doğum kontrol hapları kullanmak gerekebilir. Takip sırasına gittiçe büyüyen, kendi etrafında dönen kistlere ameliyat uygulamak gerekebilir. Korpus Luteum Kistleri: Normal adet döngüsünde yumurtlamadan sonra oluşan korpus luteum denilen gerçek bir kistik yapı oluşur. Korpus Luteum kistleri genellikle 3-4 cm lik yapılardır. Bunlar da genellikle herhangi bir şikayete neden olmazlar. Eğer patlayıp karın içine kanarlarsa veya kendi etraflarında dönerlerse ameliyat gerekebilir. Teka Lutein Kisti: Bu kistler aşırı gonadotropin salgısına bağlı olarak gelişen ve overlerde iki taraflı çok sayıda kistlerle karakterize yumurtalıkları 20 cm gibi büyük boyutlara çıkarabilen bir problemdir. Gestasyonel Trofoblastik hastalıklarda, Rh uygunsuzluğunda, ovulasyon indüksiyon ilaçlarının uygulanmasında meydana gelirler.Hiperstümülasyon sendromunda görülen kistlerdir. Tedavi genelde destek tedavisi şeklindedir. Çok nadiren Cerrahi Operasyon gerekebilir. Gebelik Luteoması: Gebelik sırasında oluşabilen bir yapıdır. Gerçek bir tümör değildir. Solid yapıdadır, 20 cm ye ulaşabilir. Nadiren iki taraflı olabilir. Hastaların % 25 inde kıllanma, aknelenme, saç dökülmesi gibi virilizan belirtiler ortaya çıkar. Kız bebekte erkeksi özellikler oluşmasına neden olabilir. Tesadüfen sezaryen sırasında farkedilir. Gerçek bir tümörden ayırt edilmesi gerekmektedir. Genelde doğum sonrası geriler.

adet döngüsüAdet döngünüz bize sizin sağlığınız ile ilgili çok şey söyler. Adet döngünüzün düzenini takip edebilmek için mutlaka son adetinizin ilk gününü bilmelisiniz. Eğer adet döngünüzü iyi takip ederseniz, yumurtlamanız ile ilgili veya adet dışı bir kanamayla ilgili bilgi sahibi olmamız çok kolaylaşacaktır. Adet döngü düzensizlikleri çok ciddi olmasa da bazen sağlık sorunlarına işaret eder. Adet Döngüsü; kadın vücudunda, vücudu gebeliğe hazırlamak için, her ay bir dizi değişikliğin meydana gelmesidir. Yumurtalıklardan biri her ay bünyesinden bir yumurta salıverir ki buna OVULASYON yani YUMURTLAMA denir. Aynı zamanda oluşan hormonal değişim Rahmin İçini gebeliğe uygun hale getirir. Eğer o ay yumurta döllenmez ise , gebelik için hazırlanmış Rahim Zarı vajinal yolla dışarıya atılır. İşte buna Adet Dönemi veya Menstürasyon Periodu diyoruz. Her kadının Adet Döngüsünün süresi farklıdır. Bir adetin ilk başladığı günden diğer bir adetin başladığı güne kadar geçen süredir. Bu süre 21 – 35 gün arasında değişir. Kanamanın süresi de genellikle 2 – 7 gündür. İlk adet kanamalarının başladığı yıllarda Döngü epey uzun olabilir. Bazen yeni adet gören kızlar 3 – 4 ay da bir kez adet görebilirler. Yaş ilerledikçe Adet Döngüsünün düzeni oturmaya başlar. Adet Döngünüz düzenliyse birkaç günlük sapmalar, bazı adetin ağrılı olması, bazı adeti ağrısız olması gibi durumlar önemsiz kabul edilir.

Adet Düzenini Bozan Şeyler

Hamilelik: Beklediğiniz Adet Kanaması gelmediyse altında yatan en sık neden Hamileliktir. Emzirme Dönemi: Doğum sonrası Emzirme devam eden kadınlarda bazen 6 ay , bazen 1 yıl adet görülmez. Bu normal fizyolojik bir durumdur. Yeme Bozuklukları, Aşırı Kilo Kaybı ya da Aşırı Egzersiz: Tüm bu saydığımız durumlarda Bozulmuş Menstürasyon Siklusları ile karşılaşabiliriz. Polikistik Over Sendromu(PCOS): Yumurtalıklarda minik hormon üreten kistçiklerle karakterize bir durumdur. Adet gecikmelerinin yanında, kıllanma artışı, aknelenme, saç dökülmeleri, kilo artışı, yumurtlayamama sonucu kısırlık oluşumu mevcuttur. Prematüre Over Yetmezliği: 40 yaşından önce normal Yumurtalık fonksiyonu kaybı anlamına gelir. Primer Yumurtalık Yetmezliği olarak ta bilinir. Erken dönemde senede bir ya da iki kez adet görülebilir. Pelvik İnflamatuar Hastalık: Üreme organlarının iltihabı ile giden bir hastalık olup düzensiz Adet Kanamasına neden olabilir. Miyom: Miyomlar Adet kanamasında artışa veya Adet dışı kanamaya neden olabilirler. Adet düzensizlikleri görüldüğünde lütfen çok vakit kaybetmeden bize başvurun hemen sorunu çözelim.

Adet Döngünüzü Nasıl İzleyebilirsiniz?

Kendi Adet Döngünüzü öğrenmek için hemen bir cep telefonunuza veya başka bir yere kayıt almaya başlamalısınız. Döngünüzün düzenini anlamak için birkaç ay kayıt tutmaya devam ediniz. Ne Zaman Başladı: Adetin ilk günü bizim için çok önemlidir. Gebelik tarihi de dahil pek çok hesaplamayı biz bu başlangıç tarihine göre yaparız. Ne Zaman Bitti: Bitiş tarihi Adetin kaç gün sürdüğünü belirlemek açısından önemlidir. Kanama Miktarı: Mutlaka günde dolu halde kaç ped değiştirdiğinizi kaydedin. Bu sizin adet sırasında ne kadar kan kaybettiğinizi, olası bir Demir Eksikliği Anemisine yol açıp açmayacağını bilmemizi sağlar. Adet Dışı Kanama: Eğer adet kanamanız bittikten bir süre sonra Adet dışı bir kanama meydana geliyorsa mutlaka kaydedin. Bu her ay tekrar ediyorsa tedavi için bize başvurun. Ağrı: Adet sırasında ağrı oluyor mu? Kaydedin. Ağrı şiddetini belirleyip kaydedin. Diğer Değişiklikler: Duygusal veya fiziksel değişikliklerinizi kaydedin. Bu bize Premenstrüel Sendromu belirlemede ışık tutar.

ağrılı adet(Aşırı Miktarda Ve Uzun Süren Adet Kanaması) Menoraji; adet kanamasının fazla miktarda olduğunu ve normalden uzun sürdüğününü ifade eden bir tıbbi terimdir. Menoraji çoğu kadında büyük problem yaratmasa da Perimenapozal dönem kadınların büyük sıkıntısıdır. Menoraji sırasında kramp ve kan kaybı fazla olur. Eğer adet kanamanız fazla, uzun süreli ve kramplarınız mevcutsa mutlaka biz Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarına başvurmalısınız. Çünkü Menoraji için çok etkili tedaviler mevcuttur.

Girişimsel Veya Cerrahi Tedavi

Probe Kürtaj : Bazı durumlarda kanayan Rahim Zarını Kürtaj işlemiyle Rahim İçinden boşaltmak gerekebilir.

Operatif Histeroskopi: Tanı yöntemlerini anlatırken bahsettiğimiz gibi Rahim Zar yani Endometriumda kanamaya neden olan bir oluşum varsa Rahim içi su ile doldurulduktan sonra Histeroskopi adlı Optik bir aletle içeriye bakılır ve özel cerrahi aletlerle Lezyon veya Tümör Rahim dışına cerrahi olarak çıkartılır.

Endometrial Ablasyon: Çeşitli teknikler kullanılarak Rahim İçi Zarı yani Endometriumun Tamamına yakınını yok etmek demektir. Hasta tedavi sonrası hiç adet görmeyebilir. Gebe kalma yeteneği ileri derecede azalır.

Endometrial Rezeksiyon: Endometriumun bir kısmı ortadan kaldırılır. Adet miktarı azalır. Gebe kalma yeteneği azalır.

Histerektomi: Rahim ve Rahim Ağzının Cerrahi olarak vücuttan çıkarılmasıdır. Eğer Yumurtalıklar da alınırsa Cerrahi Menapozdan söz edilir.

Menoraji Tedavisi İlaçla Tedavi

Nsaid ( Non Steroid Anti İnflamatuar İlaçlar): Özellikle İbuprofen ve Naproksen ile hem kanamanın hem ağrının büyük ölçüde azaldığını gözleriz.

Oral Kontraseptifler(Doğum Kontrol Hapları): Doğum kontrol hapları Rahim zarı’nı yani Endometriumu incelterek aşırı kanamanın ve hormonal düzenleme yaparak ta adet döngüsünün düzelmesini sağlar.

Progesteron Hormon Tedavisi: Her ay 10 veya 15 gün kullanılan Progesteron hormonu da Rahim Zarındaki aşırı kalınlaşmayı düzeltip incelterek ve yine bozulmuş hormonal dengeyi düzelterek Menoraji ve Ağrı tedavisinde başarı ile kullanılır.

Mirena Uygulaması: Bu içine LEVONORGESTREL adlı progesteron hormonu emdirilmiş özel bir Rahim İçi Araç yani Spiraldir. Rahim İçi Zarının üzerine yerleştirildiği andan itibaren, bu madde ile Rahim Zarını yani Endometriumu incelterek aşırı kanamaları tedavi eder. Menoraji tedavisinde başarı ile kullandığımız bu yöntem; tamamen Lokal Etkili olup, Sistemik etkileri yok denilecek kadar azdır. Aynı zamanda çok etkili bir Doğum Kontrol Yöntemidir.

Demir Tedavisi: Yukarıdaki tedavi yöntemleri ile Aşırı Adet Kanamasını yani Menorajiyi tedavi ettikten sonra, Menorajiye bağlı oluşan Anemiyi yani Kansızlığı tedavi etmek için; Oral veya Parenteral Demir Tedavisi uygulanmalıdır.

Menoraji Tanısı İçin Yapılan Testler

Uzun süren ve aşırı olan Adet Kanamasının belirlenmesi ve neye bağlı olduğunun ortaya çıkarılması için öncelikle dikkatli bir şekilde hasta öyküsünün alınması, Ultrason Eşliğinde Jinekolojik Muayene yapılması ve bazı önemli testlerin yapılması gereklidir.

Kan Testleri: Öncelikle bu ağır kanamaların hastada Anemiye sebep olup olmadığına, kanamaya sebep olan bir hormonal bozukluk veya bir pıhtılaşma faktör eksikliğine veya bazı Tümör marker’larına bakmak için kan testi yapılır.

Smear Testi: Enfeksiyon, iltihap, kanser öncüsü lezyon hücreleri veya kanser hücrelerini toplayıp incelemek için Smear Testi yaparız. Her kadının Hiçbir problem olmasa bile senede bir kez yaptırması gereken bir testtir.

Endometrial Biopsi: Endometrium dokusunun niçin kanadığını anlamak için parça alınıp patolojik inceleme yapılır. Eğer geniş çaplı yapılırsa yani tüm Rahim zarı Kürtaj yöntemi ile dışarıya boşaltılırsa buna Probe Kürtaj denir ki bu bazen hem tanı , hem tedavi yöntemi olarak kullanılır. Probe Kürtaj özellikle endometrial polip, endometrium kanseri, submüköz miyom gibi durumlarda, bazı Endometriumun iltihabi Hastalıklarında, Hormonal veya başka nedenlerle Endometrium’un Aşırı kalınlaştığı durumlarda, Endometrial Hiperplaziler’de uyguladığımız bir tanı testidir.

Histeroskopi: Rahim boşluğuna herhangibir lezyondan dolayı direkt olarak bakmak istediğimizde Histeroskopi denilen özel bir aletle Rahim Zarıyla döşeli olan Rahim içi boşluğa su doldurulup ışıklı optik bir boruyla içeriye bakılır, aynı zamanda gözle görülen bir lezyon varsa özel cerrahi aletlerle Rahim içinden çıkartılır.

Komplikasyonlar

Demir Eksikliği Anemisi: Menorajisi olan bir hanım için neredeyse kaçınılmaz bir problemdir. Her ne kadar Demir tedavileri verilse de Menoraji düzeltilmeden Demir Eksikliği Anemisi DÜZELTİLEMEZ!!!!!!!!!!!!

Şiddetli Ağrı: Menorajiye hemen her zaman eşlik eden bu durum kadın için çok eziyetli bir problemdir. Bazen cerrahi girişimler dahi gerekebilir.

Kimler Menoraji Açısından Daha Fazla Risk Altında

  • Henüz yumurtalıkları olgunlaşmamış ve hormonal döngüsü tam olarak dengeye kavuşmamış yeni Ergen kızlar
  • Menapoza yaklaşmış, artık her ay düzenli yumurtlayamayan hanımlar

Menoraji Nedenleri

Menoraji nedenleri, menoraji aşırı ve uzun süren adet kanamalarıdır ve buna neden olan birçok sebep olabilmektedir.

HORMONAL DENGESİZLİK: Normal bir adet döngüsünde ÖSTROJEN ve PROGESTERON adlı iki kadınlık hormonunun dengeli ve düzenli salgılanması sonucu, her ay normal kalınlıkta oluşan ENDOMETRİUM denilen Rahim Zarının kan ile dışarıya atılması söz konusudur. Eğer bu kadınlık hormonları bir denge ve düzen içerisinde salgılanmazsa Endometrium normalden daha kalın oluşur ve adet sırasında dışarıya atılması için çok daha fazla kana ihtiyaç olur. Dolayısıyla kadın aşırı bir adet kanamasıyla karşı karşıya kalır.

YUMURTALIK DİSFONKSİYONU: Yumurtlamanın gerçekleşmediği durumlarda da Progesteron hormonu üretilemez. ÖSTROJEN PROGESTERON DENGESİ, Östrojen lehine bozulur. Yine Endometrial Kalınlaşma oluşur ve sonuçta kadın yine aşırı adet kanamasıyla karşımıza çıkar.

MİYOM: Bu Rahimin kas ve bağ dokusundan kaynaklanan iyi huylu tümörler SUBSERÖZ dediğimiz lokalizasyonda yani “Endometrium altında, Rahim boşluğunda” yerleştiyse bol ve ağır kanamalara sebep olur.

POLİPLER: Küçük, Rahim zarından köken alan iyi huylu oluşumlardır. Fakat tipik olarak bol ve uzun süren kanamalar yaparlar. Hormonların etkisiyle büyüme gösterirler. Genellikle üreme çağındaki kadınların problemi olarak karşımıza çıkar.

ADENOMYOZİS: Rahim Zarına Endometrium dendiğini daha önce söylemiştik. İşte bu Endometrium’un Rahmin kas dokusu yani Myometriuma gömülüp, kas dokusunun içinde adeta Ahtapot’un kolları gibi ilerleyip tüm kas dokusunun arasına yerleşmesiyle karakterli bir durumdur. Şiddetli kanamalara ve Rahim Kramplarına neden olurlar. Buna bağlı adetler bol kanamalı ve çok ağrılı geçer. Genellikle otuzlu yaşlardan sonra ortaya çıkar.

RAHİM İÇİ ARAÇ( SPİRAL): Hormon içermeyen klasik bakırlı spiraller şiddetli adet kanaması ve adet sancısına neden olabilirler. Kanamalar şiddetliyse spirali çıkarmak gerekebilir.

KANSER: RAHİM, RAHİM AĞZI, YUMURTALIK KANSERLERİ AŞIRI KANAMAYA NEDEN OLABİLİRLER!!!!!!

BAZI KAN HASTALIKLARI VE PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI: Örn: Won Villebrand hastalığı

İLAÇLAR: ASPİRİN gibi ilaçların kullanımı, bazı hormon ilaçlarının yanlış kullanımı kanamalarda artışa neden olabilir.

DİĞER TIBBİ DURUMLAR: Pelvik İnflamatuar Hastalık, Tiroid problemleri, Endometriozis, bazı Karaciğer ve Böbrek Sorunları da dahil olmak üzere pek çok tıbbi sorun Menoraji sebebi olabilmektedir.

Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanına Acil Başvuru Halleri;

Vajinal kanamanız aşırıysa ! Eğer koyduğunuz ped ya da tampon birkaç saat içinde doluyorsa ! Aşırı adet kanaması yanında bir de “adet dışı kanamalar oluştuysa” ! “Menapoz sonrası kanama” ortaya çıktıysa ! Hiç zaman kaybetmeden biz Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı doktorlarına başvurmalısınız!

Menoraji Belirtileri

Menoraji Belirtileri Nelerdir?

Aşırı veya uzun süreli adet kanamasına menoraji denir. Kanamanın uzun sürmesine hipermenore de denilir.

  • Günde 5-6 ped’ in üstünde kanamak.
  • İç çamaşıra kanamanın çıkmaması için çift kat ped kullanmak zorunda kalınması.
  • Adet’ in 7 günden fazla sürmesi.
  • Gece boyunca ped değiştirmek için defalarca kalkılması.
  • Adet sırasında parça pıhtı düşürülmesi.
  • Aşırı adet kanaması nedeniyle günlük faaliyetlerin kısıtlanması.
  • Halsizlik, yorgunluk gibi kansızlığa bağlı bulguların ortaya çıkışı.

kısırlıkBir yıl boyunca çocuk yapmak için uğraşan çiftin bu konuda başarıya ulaşamamasıdır. Erkek ya da Kadın İnfertilitesi farketmez sonuçta çiftler çocuk sahibi olamaz. İnfertilite çiftlerin 1/3 ü Kadın kaynaklı İnfertilite , 1/3 ü Erkek kaynaklı İnfertilite ,1/3ü de ikisinin de normal olduğu Açıklanamayan İnfertiliteye sahiptirler. Kadın infertilitesinin nedenini teşhis etmek zor olabilir. Fakat çeşitli tedavi alternatifleri mevcuttur. Tedavi genelde altta yatan sorunun çözümüne yöneliktir. Çoğu zaman da tedaviye gerek kalmadan kadın hamile kalır. Kısırlığın ana belirtisi uğraşıldığı halde çiftin hamile kalamamasıdır. Kadın infertilitesinde Adet Döngüsü çok uzun sürede (35 günden uzun) olabilir, çok kısa sürede (21 günden kısa) olabilir, düzensiz olabilir veya hiç olmaz. Bütün bu adet döngüsü problemleri bir yumurtlama sorunu olduğuna işarettir. Eğer yaşınız 34 ve 34 ‘den küçük ise İnfertilite sorununuzdan dolayı bize; ancak 1 yıl boyunca uğraşıp gebe kalamazsanız başvurmalısınız. Daha önce sabırsızlanıp başvurmayın çünkü muhtemelen bu 1 yıllık sürede gebe kalacaksınız. 35- 40 yaşları arasındaysanız. 6 ay sonunda hala gebe kalınmadıysa çok vakit kaybetmeden bize başvurmalısınız. 40 yaş ve üzeriyseniz hiç denemeden çift olarak bize başvurup öncelikle tüm testlerinizi yaptırıp bir an önce bebek yapmak için destek ve yardımımızı almalısınız.

İnfertilite Tedavisi

1-İlaçla Tedavi Her kısır çiftin tedavisi kendilerine özgüdür. Tedavide hangi ilaçların kullanılacağı, ne şekilde kullanılacağı, hangi dozda kullanılacağı, nasıl bir tedavi protokolü izleneceği tamamen şahısa özeldir. İnfertilite tedavisi ; ZAMAN, SAĞLAM DUYGUSAL YAPI, SABIR ve PARA gerektiren bir tedavidir. Öncelikle yumurtatıkları yumurta üretimi için uyarmak gerekir. Bunun için kullandığımız ilaçlar şunlardır :

  • KLOMİFEN SİTRAT
  • GONADOTROPİNLER
  • METFORMİN (Oral Antidiabetik bir ilaçtır.PCOS’li hastalarda İnsülin direncini kırarak yumurtlamaya yardımcıdır)
  • LETROZOL (Aromataz inhibitörü olan ilaç Meme Kanseri Tedavisinde kullanılır,aynı zamanda iyi bir yumurtlatıcıdır)
  • BROMOKRİPTİN ( Yüksek Prolaktin Düzeyleri yumurtlamayı engeller,Bromokriptin Prolaktini düşürür)

İnfertilite İlaçlarının Riskleri

  1. Çoğul Gebelik ; Fazla sayıda yumurtlama sonucu fazla sayıda bebek oluşur.
  2. OHSS; Aşırı uyarılmış yumurtalıkların yarattığı, karında aşırı sıvı birimi ve buna bağlı sıkıntılarla karakterli bir sendromdur.
  3. Yumurtalık Kanseri Gelişimi :İleri zamanlarda; özellikle 12 ay ve daha fazla yumurtlama uyarıcı ilaç kullanmış hanımlarda BORDERLİNE OVER CA denen bir tip yumurtalık kanseri gelişme riski artmıştır.

2-Cerrahi Tedavi :

  • LAPAROSKOPİK İNFERTİLİTE AMELİYATLARI
  • HİSTEROSKOPİK İNFERTİLİTE AMELİYATLARI
  • TUBAL CERRAHİLER

Yapılan operasyon türleridir. 3- Yardımla Üreme Teknikleri -İNTRAUTERİN İNSEMİNASYON yani AŞILAMA: Kadına yumurtlatıcı ilaçlar verilerek uygun büyüklüğe ulaştırılan yumurtalar sağlanır. Yumurtaları çatlatmak için çatlatıcı ilaç verilir. Çatlatıcı ilaç verildikten 36 saat sonra Çiftimiz Aşılama için çağırılır. Laboratuvar ortamında yıkanmış ve santrifüje edilerek yoğunlaştırılmış Sperm Solüsyonu Kadının Rahim Ağzından Rahminin içine ince bir kanül ile verilir. Kısa bir süre dinlendikten sonra evine gönderdiğimiz hastamıza gebeliği destekleyici bazı ilaçlar vererek, hastamızdan 14 gün sonra kanda Bhcg yani Gebelik Testi isteriz. -IVF yani TÜP BEBEK: Aşılamada kullanılandan daha yüksek dozda ve farklı çeşitte ilaçlar kullanılarak maksimum sayıda yumurta elde etme amacı güdülür. Uygun zaman geldiğinde oluşan yumurtalar Ultrason eşliğinde toplanarak laboratuvar ortamına alınır. Babadan alınan Spermlerle Mikroskop altında birleştirilen yumurtalar 48 – 72 saat 37 derecede özel bir ortamda Zigotu oluşturması için beklenir. Oluşan Embriyoların kaliteli olanları seçilerek Anne Rahmine yine özel ince bir kanül ile Rahim Ağzından geçilerek verilir. Hasta kısa bir süre dinlendikten sonra evine gönderilir. Gebeliği destekleyici bazı ilaçlar vererek , hastadan 14 gün sonra kanda Bhcg yani Gebelik Testi istenir. Kısırlık Tedavisine başlayan çiftler ; duygusal olarak dayanıklı ve sabırlı olmak durumundadırlar. Çünkü başarı kadar başarısızlığın da var olduğu bir sürece başlamaktadırlar. Zaman alıcı, fiziksel ve duygusal stres yaratan bir tedavi sürecidir. Aynı zamanda ekonomik olarak ta yıpranabileceğinizi bilmeniz gerekir. İnfertil çiftlere biz elimizden geldiğince moral motivasyon sağlasak ta bazen Psikiatrik destek te almaları gerekebilir. Bu bilgilerin ışığında Tüm infertil çiftlerin istekleri olan sağlıklı bebeğe kavuşmaları için gereken herşeyi yapıyor ve Yüce Allaha bunun için yürekten dua ediyorum.

İnfertilite İçin Gerekli Testler

  1. Kadına ; Ultrason eşliğinde yapılan Jinekolojik Muayene
  2. Kadından Adetin 3.günü bir takım Hormon Testleri istenir.
  3. Yine kadından Adetin 7 – 8 – 9. günlerinden birinde kısaca “HSG” denilen ve halk arasında Boyalı Rahim ve Kanal Filmi olarak bilinen, Rahim‘in şekil bozukluklarını ve Fallop Tüplerinin açık olup olmadığını gösteren bir film olan HİSTEROSALPİNGOGRAFİ istenir.
  4. Erkekten 3 – 4 günlük cinsel perhiz sonrası SPERMOGRAM istenir.
  5. Bazen Rahim içini görüntülemek gerekebilir ve HİSTEROSKOPİ yapılır.
  6. Bazen Batın için görmek gerekebilir ve LAPAROSKOPİ yapılır.
  7. Çok çok nadiren İnfertiliteye neden olan bir Genetik Sorunun varlığını araştırmak için Genetik Testler yapılır.

İnfertilitede Risk Faktörleri

  • Yaş: Artan yaşla birlikte kadının yumurtlama kapasitesi azalır. İnfertilite tedavilerine verdiği cevap azalır.
  • Sigara: Gebe kalmayı bir çok faktörü bozarak zorlaştırır.
  • Obezite: Obeziteye yol açan hormonal bozukluklar ya da Obezitenin yol açtığı hormonal bozukluklar infertilite için risk faktörleridir.
  • Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık Öyküsü: Daha önce de açıkladığımız nedenlerden dolayı infertilite için risk oluştururlar.
  • Alkol: Ağır düzeyde alkol alımı yumurtalık fonksiyonlarını bozabilir.

İnfertilite Nedenleri

Çiftlerin bebek sahibi olmaları için bir çok koşulun yerine gelmiş olması gereklidir.

  • Hamile kalabilmek için düzenli olarak yumurtlamanız gereklidir.
  • Eşinizin spermlerinin yumurtanızı dölleyebilecek durumda olması gereklidir.
  • Eşiniz ile düzenli ilişkiye girmelisiniz.
  • Normal bir Rahim ve açık kanallara sahip olmalısınız.

Karmaşık olan insan üreme sürecinde Gebelik oluşabilmesi için her parça yerine doğru şekilde ve doğru zamanda oturmalıdır. Bu süreç şu şekilde gerçekleşir.

  1. Yumurtalıklardan biri, bir yumurta yumurtlar
  2. Yumurta Fallop Tüplerinin biri tarafından yakalanır.
  3. Spermler rahim içinden döllenmiş yumurtayı Fallop Tüpünde dölleyebilmek için, yumurtaya doğru yüzer.
  4. Döllenmiş yumurta Fallop tüpünden Rahme doğru gönderilir.
  5. Döllenmiş yumurta Rahmin içine yerleşir.

Kadın üreme sisteminin bir veya daha fazla problemi infertiliteye sebep olabilir. 1-Yumurtlama bozuklukları: Tüm infertil çiftlerin % 25 ini oluşturur. Yumurtlama sorunu Hipotalamus, hipofiz veya yumurtalığın kendisinden kaynaklanabilir. a-)Polikistik Over Sendromu ( PCOS ): Kadın infertilitesinin en sık nedeni olan PCOS ; bir dizi yumurtlama sorunları, hormonal bozukluk ile karakterli hipotalamus – hipofiz – yumurtalık ekseninde oluşmuş bir problemdir. İnsülin direncinin de eşlik ettiği obezite, aknelenme, kıllanma, saç dökülmesi, adet düzensizlikleri ve infertilite ile karakterli bir sendromdur. b-)Hipotalamik Disfonksiyon: Her ay yumurtlamayı hipofizden salgılanan iki ayrı hormon sağlatır. Bunlardan biri FSH ( Folikül Stimülan Hormon ), biri de LH ( Lüteinizan Hormon )dır. Aşırı duygusal veya fiziksel stres, çok yüksek veya çok düşük vücut ağırlığı, yakın zamanda aşırı kilo alımı veya aşırı kilo kaybı bu hormonların belirli bir düzende işleyişini bozabilir. Adet ya çok uzun zamanda gelir ya da hiç olmaz. c-)Prematür Ovaryan Yetmezlik (Erken Yumurtalık Yetmezliği): Her hangi bir maliğn hastalık nedeniyle alınan kemoterapi, Genetik veya otoimmun mekanizmaların yumurtalık dokusuna saldırısı yumurtaların yumurtalıktan erkenden kaybına neden olur. 40 yaşından daha önce yumurtalıkta yumurta ve östrojen üretimi durur. d-)Hiperprolaktinemi ( Aşırı salgılanan Süt Hormonu): Daha az sıklıkla görülen başka bir sorun da Hipofizden aşırı salgılanan Prolaktin Hormonun yumurtalıktan Östrojen salgılanmasını ve yumurta üretimini engellemesidir. Bu durumda da kısırlık problemiyle karşılaşıyoruz. 2- Tüplerle ilgili nedenler: Eğer tüplerde yani kanallarda bir tıkanıklık veya hasar varsa yumurta ile sperm buluşamaz. Dolayısıyla infertiliteye neden olur. Buna sebep olabilecek durumlar şunlardır ; a-)Pelvik İnflamatuar Hastalık: Klamidya, Gonore veya diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile oluşan Rahim ve Fallop Tüplerinin iltihabına neden olan bir hastalıktır. b-)Dış Gebelik: Fallop Tüplerine yerleşip yapısını bozabilir veya Dış Gebelik nedeniyle yapılan cerrahi girişim sonucu tüpler hasarlanabilir. c-)Pelvik Tüberküloz: Yine bu hastalık özellikle Fallop Tüplerini hasarlayarak infertilite nedeni olur. 3-Endometriozis: Bu rahim zarının anormal olarak rahim içi yerine rahim dışı bölgelerde yerleşmesi ile karakterli hastalıkta ; Fallop Tüplerinin motilitesi bozulabilir. Oluşan yapışıklıklar sonucu Tüpler tıkanabilir. Rahim içindeki zarda enflamatuar yanıt arttığından implantasyon engellenebilir. Bu gibi nedenlerle İnfertiliteye neden olurlar. 4-Rahim ve Rahim Ağzına ait nedenler: a-)İyi huylu Tümörler: Myomlar ve Polipler, Rahim, Rahim Ağzında yerleştikleri yere göre implantasyonu veya sperm geçişini engelleyerek infertiliteye neden olurlar. b-)Endometriozis: Rahim içi zarına implantasyon sorunu vardır. c-)Uterin Anomaliler: Doğuştan gelen ve infertiliteye neden olabilen Rahim’in şekil anomalileridir. d-)Rahim Ağzı Tıkanıklıkları: Bu çeşitli tümöral durumlar, doğuştan gelebilen problemler gibi nedenlerle oluşabilir. e-)Rahim Ağzı Salgısı Sorunları: Bazen salgının kıvamı, pH’ı, içinde Anti Sperm Antikorları bulundurması infertilite sorunlarına neden olabilir. 5- Açıklanamayan İnfertilite: Ne kadar aransa da Eşlerin her ikisinde de elle tutulur bir sorun yoktur. Belki ufak tefek birkaç sorun saptanabilir ama bunlar gerçekten infertilite nedeni değildir. Aslında sinir bozucu bir durumdur. Çiftin Hiçbir sorunu olmadığı halde gebe kalamaz. Zamanla düzelir Ya da Yardımla Üreme Tekniklerinden bazıları ile hamile kaldırılır.

vaginal kurulukVajinal kuruluk her yaşta ortaya çıksa da genelde menapozal dönemdeki kadınların ortak sorunudur. Östrojen azalınca vajina duvarları incelir, bir çeşit iltihabi durum olan Atrofik Vajinit ortaya çıkar. Vajinal kuruluk ilişkide kayganlığın azalması, vajinada yanma ve acı hissi ile ortaya çıkar. Buna Menapoz, Doğum ve Emzirme gibi hormonal değişikliklerin olduğu durumlar sebep olabilir.

Vajinal kuruluk; Vajinanın girişinde ve alt kısmında kaşıntı, batma ve yanma meydana getirir. İlişkide ağrı ve kanama, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, acil idrar yapma isteği gibi problemlere neden olur.

Tanı ve Tedavi

Vajinal kuruluk şikayeti ile gelen hastaya öncelikle Jinekolojik Muayene ve Transvajinal Ultrasonografi yapılmalıdır. Mutlaka Smear test uygulanmalıdır. Tedavide Östrojenli Vajinal tabletler, kremler, ovüller verilir. Yardımcı tedavide su bazlı kayganlaştırıcı jellerden yararlanılır.

Vajinal Kuruluk Nedenleri

Östrojen Düzeyinin Azalması: Vajinal Kuruluğun temel nedeni vücutta Östrojen Düzeyinin azalmasıdır. Östrojen bir kadınlık hormonu olup vajinada kaganlığı, elastikiyeti ve asitliği sağlayaral normal ve sağlıklı bir vajina yapısının korunmasına yardım eder. Bu sayede vajina ve üriner sistem enfeksiyonlara karşı korunmuş olur. Östrojen seviyeleri düşerse bu sistem ve direnç mekanizması bozulur.

  • Menapoz, Menapoz Öncesi veya Menapoz Civarı dönem
  • Çocuk Doğurma
  • Emzirme
  • Anti-Östrojen Hormonal tedavi
  • Kemoterapi
  • Radyoterapi
  • Yumurtalıkların Cerrahi olarak çıkarılması
  • Bağışıklık bozuklukları
  • Sigara kullanımı, Östrojen azalmasına neden olur.

İlaç Tedavisi:

Bazı soğukalgınlığı ilaçları, Antiallerjik İlaçlar, Dekonjesanlar’ın kullanımı da vajinal kuruluk yapabilirler. Sjögren Sendromu: Bir tür bağışıklık sistemi rahatsızlığı olup kuru göz, kuru ağız aynı zamanda da vaginal kuruluk ta yapar. Vajinal Duş: Vajinayı çeşitli solüsyon , şampuan, losyonlarla ya da suyla duşlamak vajinal kuruluğa yol açar.

rahim alınmasıAbdominal Histerektomi alt karına yapılan bir kesi ile karın boşluğuna girilen ve rahmin yerinden kaldırılıp çıkarıldığı bir cerrahi işlemdir. Rahim, hamileyken içinde bebeğinizin büyüdüğü yerdir. Kısmi Histerektomi de diyebileceğimiz Subtotal Histerektomi türünde Rahim Ağzı alınmaz yerinde bırakılır. Total Histerektomide ise Rahim ve Rahim Ağzı birlikte tamamen alınır. Bazen tek veya çift taraflı yumurtalık ve tüplerin alınması da gerekebilir. O zaman buna Unilateral ya da Bilateral Salpingoooferektomi denir. Histerektomi Vajinal yoldan veya Laparoskopik şekilde yapılabilir.

Histerektomi Sonrası Hayat

  • Artık adet olmayacaksınız.
  • Eğer yumurtalıklarınız da alındıysa Cerrahi olarak Menapoza girdiniz, Doktorunuzun belirlediği bir süre Hormon Replasman Tedavisi alacaksınız.
  • Artık hamile kalmayacaksınız.
  • Eğer operasyonda Yumurtalıklar yerinde bırakıldıysa bile normalden daha önce menapoza gireceksiniz.
  • Rahim Ağzı yerinde bırakıldıysa veya Histerektomi Rahim ağzındaki bir kanser öncüsü lezyon nedeniyle Rahim ağzı alınsa bile PAP SMEAR takiplerine devam edilmelidir.
  • Eğer histerektomi öncesi iyi bir cinsel hayatınız varsa histerektomi sonrası da devam edecektir. Hatta bazı ağrılı ve kanamalı rahim hastalığı nedeniyle rahmi alınmış kadınlarda daha iyi bir cinsel hayat başlamış olacaktır.
  • Özellikle kanamalı hastalarda rahmin alınmasından sonra kadınların hayata bakış açıları değişir. Daha mutlu, aktif, dinamik bir kişi olurlar.

Ameliyat Sonrası Dikkat Edeceğiniz Noktalar

  • Ameliyattan hemen sonra ağrılar çok yoğun olsa da etkili ağrı kesici ilaçlarla bunu en hafif şekilde hissedeceksiniz.
  • Ameliyat günü yatakta bacaklarınızı hareket ettirmeli, hemen ertesi gün de yürümelisiniz. Ne kadar çabuk hareketlenirseniz o kadar çabuk iyileşirsiniz.
  • İki ay bol bol dinlenin.
  • İki ay hiçbir şekilde ağırlık kaldırmayın.
  • İki ay yorucu fiziksel aktiviteden kaçının.
  • İki ay cinsel ilişkiye ara verin.
  • Herşeyin normal olduğunu teyit etmek için ameliyattan iki ay sonra Doktorunuza kontrole gidin.

Abdominal Histerektomi Öncesi Yapılabilecek Testler

  • PAP SMEAR
  • Pelvik USG
  • Endometrial Biopsi

Ameliyattan önceki gece barsak temizliği, vajinanın antiseptik solüsyonla temizliği yapılır. Enfeksiyon riskini azaltmak için ameliyat sırasında ve sonrasında intravenöz antibiotik verilir.

Histerektomiye Nasıl Hazırlanmalısınız ?

Doktorunuz size Histerektomi önerdiğinde endişe hissetmenizden daha doğal bir şey olamaz. Benim size endişelerinizi gidermek için çeşitli önerilerim olacak;

  • Bilgi Toplayın: Doktorunuzla birlikte verdiğiniz Histerektomi kararınızın doğruluğundan emin olun. Doktorunuza herşeyi en ince ayrıntısına kadar sorun. Tüm detayları bizzat Doktorunuzdan öğrenin.
  • Önceden kullandığınız Antidepresan, Tansiyon ilacı, Kan sulandırıcı, Bitkisel İlaçlar gibi ilaçlar kullanıyorsanız, bunu mutlaka Doktorunuza söyleyin ki operasyon öncesi İlaçların kullanımı değiştirilebilir.
  • Anestezi seçiminde bu tür büyük ameliyatlarda bizler, eğer sizin bir sağlık sorununuz yoksa Genel Anesteziyi tercih ederiz. Fakat Genel Anesteziye engel bir durum varsa Rejional Anestezi yapılabilir.
  • Hastanede yatış sürenizi öğrenin. Abdominal histerektomi sonrası genelde hastanede iki gün yatılır. Ek bir problem gelişmedikçe iki gece yatıp sonra sağlıkla evinize gidersiniz.
  • Eve çıktıktan sonra yaklaşık on gün kadar size yardımcı olacak birini bulun. On günden sonra normal günlük aktivitelerinizi yerine getirebilirsiniz. Fakat bir yıl süreyle ağır kaldırmamak kesi yerinin fıtıklaşmasını engellemek için önemli bir husustur.

Abdominal Histerektominin Riskleri

Abdominal Histerektomi genel olarak çok güvenli bir ameliyat olup , diğer büyük cerrahi operasyonların risklerini taşır. Bunlar ;

  • Kan Pıhtıları ve Pıhtı Embolileri
  • Enfeksiyon
  • Aşırı Kanama
  • Anestezi Komplikasyonları
  • Mesane, Üreter, Rektum gibi yapılara ileri cerrahi onarım gerektiren hasarlar verilebilir.
  • Yumurtalıklar alınmasa bile daha Erken Menapoza girme durumu ortaya çıkar.

Hangi Durumlarda Abdominal Histerektomi Yapılır?

  • Rahim veya Rahim Ağzı Kanseri durumlarında
  • Miyom denilen iyi huylu Rahim tümörlerinde
  • Endometriozis denilen Rahiç içi zarının normal yerinin dışında bulunmasıyla karakterli bir hastalığın şiddetli formlarında yapılabilir. Bu durumda Bilateral Salpingoooferektomi de gerekebilir.
  • Rahim Sarkması durumlarında
  • Medikal Tedaviye cevap vermeyen Anormal Vajinal Kanamalarda
  • Kronik Pelvik Ağrı durumunda son çare olarak yapılabilir. Ancak bu kez de ameliyat sonrası ağrılar başlar. Bu nedenle Kronik Pelvik Ağrıda Histerektomi yapılması için uzun uzun düşünülmesi gereklidir.

Histerektomi ile bebek taşıma yeteneğinizi kaybedersiniz. Bebek yapma isteğiniz mevcutsa hastalıklarınızla ilgili Alternatif tedavilerin olup olmadığını Doktorunuz ile tartışmalısınız.

dış gebelikNormal Şartlarda yeni döllenmiş yumurta rahmin içindeki zara yapışıp yerleşir. Döllenmiş yumurtanın normal yerinden başka bir yerde yerleşmesine “Ektopik Gebelik” yani “Dış Gebelik” denir. Dış gebelik zamanında tedavi edilmezse ölümcül seyredebilir. Tüm gebeliklerin içinde 1/150 ve 1/1000 civarında görülmektedir. Pelvik Hastalıkların sık görüldüğü bazı ülkelerde insidansın 1/28 e kadar yükseldiği görülmüştür. Dış Gebelik sıklığını arttıran etkenler; Seksüel yolla geçen hastalıkların artışı, Tüplere yapılan cerrahi girişimler, yumurtlamayı teşvik eden ilaçların kulanımı….. gibidir. Normalde döllenme tüpün Ampulla denilen yumurtalığa yakın bir bölgesinde olur. Döllenmiş yumurta rahim içine doğru yol alırken bir yandan gelişimini sürdürür. Rahmin içine geldiğinde yerleşebilme kapasitesini kazanmıştır. Döllenmiş yumurtanın tüpteki yolculuğunu geciktiren herhangibir etken yerleşme olgunluğuna erişmiş döllenmiş yumurtanın bulunduğu yere yerleşmesine neden olur ki böylece Dış Gebelik oluşur. Dış gebelik olgularının yaklaşık % 50 sinde önceden geçirilmiş bir Pelvik Enfeksiyon hikayesi mevcuttur.

Dış Gebelik Nedenleri

Dış gebelik nedenleri hakkında detaylı bir biçimde aşağıda maddelendirme ve gruplandırma yaptık. 1- Tüplere bağlı nedenler;

  • Doğumsal Tüp anomalileri
    • Aşırı kıvrımlı tüp
    • Gelişememiş tüp
    • Tüpte cep oluşu
    • Tüpte ekstra bir delik oluşu
  • Tüpün kendi etrafında dönmesi
    • Komşu tümöral oluşum nedeniyle
    • Endometriozis nedeniyle
  • Pelvik Enfeksiyonlar
  • Tüp bağlama veya açma gibi cerrahi girişimler

2- Döllenmiş Yumurtanın kendine ait anomalileri

  • Döllenmiş Yumurtanın çeper anomalisi
  • Bozuk Spermogram

3- Döllenmiş Yumurtanın göçündeki problem 4- Endokrin bozukluklar

  • Luteal faz defektleri
  • Geç ovulasyon

5- Aile planlaması yöntemleri

  • Rahim içi araç
  • Yalnızca Progesteron içeren mini hap kullanımı
  • Tüp ligasyonu

6- Geçirilmiş Dış Gebelik 7- Kısırlık nedeniyle uygulanan teknikler

Dış Gebelik Tedavisi

Hastanın mevcut durumunu düzeltmek gerekir. Yani Şok halinde veya Batın içine çok kanayarak geldiyse hemen Sıvı Replasman Tedavisi ve gerekirse Kan ve Plazma Transfüzyonları yapılır. Dış gebelik tedavisi için cerrahi tedavide tercihen Laparoskopik yani kapalı yöntem ile ameliyat yapılır. Bazen Laparotomik yani açık yöntem ile de operasyon yapılabilir. Eğer Dış Gebelik erken dönemde tanınırsa Batı İçine Kanama yapmadan, Şok tablosu oluşturmadan yakalanırsa, Medikal Tedavi yani dış gebelik tedavisi için ilaçla tedavi şansımız olabilir. Bunun için Metotreksat denilen Antimitotik İlacı belli protokollerle hastaya uygular ve yine Ultrason ve BHCg takipleriyle Dış Gebeliğin vücutta tamamen kayboluşunu izleriz. Bu süreç dış gebelik hastası için belki biraz sıkıcı olabilir fakat sabırla ve bizimle iyi bir iletişim halinde takip edilen sürecin sonunda dış gebelik tedavisi başarıyla sonuçlanacak ve SAĞLIK SİZİN OLACAKTIR!!!!! Burada en önemli şey hastalığı tanımak, evresini ve şiddetini anlamak ve seçilecek uygun tedaviyi en iyi şekilde bilmektir. Eğer Dış Gebelik konusunda deneyimli bir hekim tarafından takip ediliyorsanız. Hayati riskiniz yok demektir. Biz yıllardır bilgi, beceri ve tecrübelerimiz ile Dış Gebeliği olan hastalarımızı en iyi şekilde tedavi etmekteyiz.

Ektopik Gebelik Tanısı

Tanısı gerçekten zor olan ve ancak bu konuda tecrübe kazanmış bir Kadın Hastalıkları ve Doğum hekiminin teşhis ve tedavi edebileceği bir durumdur. Hastadan alınan dikkatli bir öykü ve özenle yapılmış bir Ultrason eşliğinde Jinekolojik Muayene ile Dış Gebelik Tanısı konur. Dış gebelik tanısında bize yardımcı olan bazı yöntemler şunlardır.

  • 48 saat arayla aynı laboratuvarda yapılan Kanda Gebelik testleri.
  • Vajinal Ultrasonografi
  • Endometrial kürtaj
  • Kuldosentez
  • Laparoskopi

Çok nadiren hastada hem Normal hem Dış Gebelik birlikte görülür.Bu durum yardımla üreme yöntemlerinde daha sık görülür.

Dış Gebelikte Oluşan Şikayetler

Dış Gebelik yerleştiği yere göre isim alır. En sık Tüpün Ampulla denilen kısmında yer alır. Üreme çağındaki bir kadında adet düzensizliği, lekelenme tarzında kanama veya ağrı varsa ilk akla gelmesi gereken durmlardan biridir Dış Gebelik. Tüm bu şikayetlerin yanında Ultrasonda adneksiel bir kitle gördüysek tanımız güçlenir. Dış Gebeliğin Klasik Şikayet Üçlüsü;

  1. Adet Rötarı
  2. Kanama
  3. Kasık Ağrısı dır.

Adet gecikmesi ortaya çıktıktan sonra, adet kanamasından az ve koyu renkli bir kanama haftalarca devam edebilir. Kasık ağrısı hemen daima kanamadan önce ortaya çıkar. Kanama olmaması gebeliğin büyümeye hızla devam ettiğinin bir göstergesi olabilir. Bazen vajinal kanama olmadan hızlı büyüyen Dış Gebelik materyali Batın içine kanayıp hastayı kan kaybından öldürebilir. Birkaç haftalık gebe bir kadının bol kanama ve hafif ağrısının oluşu Normal yerinde olan bir gebeliği, az kanama ve çok ağrısın oluşu bir Dış Gebeliği düşündürmelidir. Ağrının nedeni tüpün gerilmesi, kanama nedeniyle ve büyüyen dış gebelik materyali nedeniyle tüpün yırtılması ve batın içine kanama olmaya başlamasıdır. Rahim içi zarında Arias – Stellata denilen özel bir patolojik değişim meydana gelir ki Rahim zarı kürtaj yoluyla dışarı alınıp Patolojik olarak incelenirse bu görüntü tanı kodurucudur. Dış Gebelik tüp içinde ancak kısıtlı bir süre yaşar ve büyür. Sonra kese tüple beraber yırtılır ve bebek ölür. Eğer kadına vaktinde müdahale edilmez ise onun da hatatı tehlikeye girer.

Vulvar ağrı veya vulvodini, yanma, batma ve iritasyon ile karakterize kronik vulvar rahatsızlıktır.

Vulvodini birçok faktörle ilişkili bulunmuştur ve herhangi bir tek tedavi programı bütün hastalar için etkili bulunamamıştır.

Vulvar ağrının etyolojisi pelvik ağrıdan farklı olsa da, ağrı öyküsünü alma ve ağrı günlüğünün kullanım yöntemi aynıdır. Kontakt alerjenlere maruz kalma, toksik ilaçlar, diğer dermatolojik enfeksiyonlar veya durumlar (Örn. Monila, herpes, insan papilloma virüsü (HPV), liken sklerozu veya psöriazis) ve sistematik dermatolojik belirtilerin varlığı (Örn. Oral lezyonlar, vücudun herhangi bir yerinde döküntü veya aksiller kistler) değerlendirilmelidir. Cinsel anamnez alınmalıdır. Anamnez uyarılma, disparöni, (zamanlama ve yeri dahil), kayganlaşma, orgazm ve problemin primer mi yoksa sekonder mi olduğunu içermelidir. Bölgeye yapılan cerrahi travmalar içinde himenotomi, vajinal doğumlar, epizyotomi veya vajinal cerrahi ele alınmalıdır. Vulvar ağrının değişik nedenleri arasında spinal disk problemlerine bağlı dizesteziler, pudendal veya genitofemoral nevralji, önceden geçirilmiş herpes zoster epispdları veya üretra, vajen veya interstisyel sistitten refere ağrı vardır; o halde öyküde bu durumlara ilişkin sorular sorulmalıdır.

Muayene: Fizik muayene eritem ve lezyonlar (ülserler ve/ veya fissürler, deriden kabarık, beyaz veya pigmente) için ayrıntılı bir araştırmayı içermelidir. Hassasiyet bölgesinin sınırları pamuk uçlu bir çubuk ile belirlenmelidir. Periüretral vaya Bartolin gland hassasiyeti değerlendirilmelidir. Pelvik taban levator ani kas tonusu belirlenmelidir ve vajinal salgılardan taze preparat (salin ve potasyum hidroksit), vajinal pH ve amin “whiff” testi yapılmalıdır.

Ayrıntılı anamnez ve fizik muayeneden sonra, vajinozis veya vajinit (Örn. Monilia, trikomonas, bakteriyel vajinozis, HPV, herpes) ekarte edilebilir ve tedavi edilebilir. Eğer eritem , hipertrofik değişiklikler veya lezyonlar varsa, kolposkopi yapılmalıdır ve hipertrofik bölgeler, ülserler veya lezyonlar belirlenip, liken sklerozu veya hipertrofik distrofi, neoplazma veya diğer enfeksiyöz olayların ekarte edilebilmeleri için biyopsi alınmalıdır.

Kolkoskopi: Vulvar ağrı sendromları olan kadınların kolposkopik bulguları iki kategoriden birine girer:

  1. Kutanöz veya mukozal yüzeylerde difüz asetobeyazlanma
  2. Asetobeyazlanma olmaksızın ağrılı vestibüler eritem

Asetik asit uygulamasından sonra HPV enfeksiyonunu kanıtlayan klinik görüntü vestibüler yapıların parçalı papillasyonları, vestibülün ince yaygın papillomatozu ve bazen %5’lik asetik asit ile asetobeyaz değişiklikler içeren düz epitelyal yüzeyleri içermektedir. Yanlızca difüz iritatif asetobeyazlanma veya HPV gösteren biyopsisi olan kadınlar arasında, intramuskuler veya intralezyoner interferon, topikal 5-FU, CO2 lazer veya %30’luk triklorasetik asit uygulamaları, orta ile ağır semptomatolojilerin %75’ini giderebilmişlerdir. İnterferonun yan etkileri gribal belirtilerden oluşmaktadır. Bir başka çalışmada, interferon ile tedavi olan hastaların %50’si rahatladıklarını ifade etmişlerdir.

Eğer muayene veya kolposkopi eritem ve enflamatuar değişiklikler gösteriyorsa alerjenlerden şüphelenilmelidir. Hastaya potansiyel alerjenlerden uzak durması önerilmelidir ve günde iki kere %1’lik hidrokortizon ile topikal tedavi, semptomlar geçinceye kadar veya 1 ay süresince, verilmelidir. Eğer belirtiler sürerse biyopsi alınması önerilmektedir.

Vulvar Vestibülit Sendromu: Vulvar vestibülit sendromu “vajinal girişte şiddetli ağrı, vulvar vestibül içerisinde lokalize basınca hassasiyet ve değişik derecelerde vestibüler eritemle sınırlı fiziksel bulguları” olarak tanımlanmaktadır. Yanma, batma ve acıma sıklıkla bulunmaktadır. Vulvar vestibülit sendromunun etyolojisi hala bilinmemektedir. Sıklıkla önceden geçirilmiş bir vajinal kandida enfeksiyonu ile ilişkilidir ve bir aşırı duyarlılık reaksiyonu veya belki de bir iritan veya alerjik reaksiyon olabilir. Friedrich’in çalışmasında, kadınların %15’ı belirtilerin jinekolojik cerrahi veya doğumdan sonraki 6 hafta içerisinde , %63’ü önceden geçirilmiş şiddetli ve tekrarlayan vulvovajinal kandidiyaz belirtileri ile başladığı ve %12’si cinsel taciz öyküsü vermişlerdir. HPV bir çok olguda DNA hibridizasyon teknikleri ile gösterilmiştir. Ancak, histolojik araştırma patogenezin açıklanmasında yararlılık sağlamamıştır. Vestibüler glandlarda nonspesifik kronik enflamatuar infiltasyon en sık rastlanan histolojik bulgudur.

Tedavi: Yakın zamanda başlamış (3ay içerisinde) hafif bulgu veya belirtileri olan hastalar için ılık oturma banyoları, cinsel ilişkide kayganlaştırma, %1’lik hidrokortizon kremi ve oral kalsiyum karbonat (günde 1000mg) yararlı olabilir. Eğer belirtileri uzun süredir varsa veya şiddetli ise, amitriptilin gibi bir trisiklik antidepresan yatarken 25-50 mg , yönlendirilmiş psikolojik ve davranışsal ağrı tedavisi ile kombine olarak sunulmalıdır. Pelvik taban relaksasyonu da yardımcı olabilir. Eğer bu yaklaşım başarısız kalırsa, perineorafi veya minör vestibüler glandların eksizyonu uygulanabilir. Bu Woodruff prosedürü kontrollü çalışmalara konu olmamıştır, ama genellikle tedavi edilen hastaların %50’sinde ağrıyı gidermekte başarılı olmaktadır; tedavi edilen kadınların %40’ı ağrıda orta dereceli iyileşme olduğunu ve %10’u ağrıda hiçbir azalma olmadığı hatta bazen belirtilerin şiddetlendiğini ifade etmişlerdir. Cerrahi eksizyondan önce, kadınlar psikolojik değerlendirmeden geçirilmelidir ve Minnesota Multifazik Kişilik Anketi, Kronik Hastalık Problem Anketi veya Evlilik Diadik Anketi gibi psikolojik testlerde eğer anormallikler belirlenirse, psikolojik ağrı tedavisi sürdürülmelidir. Yapılan çalışmalar, cerrahi sonuçları olumlu etkileyen faktöler arasında, psikolojik değerlendirmeye alınmaya gönüllü olmak ve yüksek parite bulunduğunu göstermişlerdir. Ağrılı vestibüler eritemi olan kadınların yanlızca %8’inde tıbbi rejimler başarılı olmuştur.

adet sancısıDismenore adet gören kadınların yaklaşık % 50 ‘sini etkileyen ve sık rastlanan bir jinekolojik hastalıktır. Primer Dismenore pelvik patoloji olmaksızın görülen ağrıdır, buna karşın Sekonder Dismenore altta yatan bir patoloji ile birlikte olan ağrılı adet görmedir. Primer Dismenore genellikle menarştan sonraki 1 – 2 yıl içinde , ovulatuar sikluslar yerleşince ortaya çıkar. Bu bozukluk daha genç kadınları etkiler fakat kırklı yaşlara kadar sürebilir. Sekonder Dismenore genellikle menarştan yıllar sonra gelişir ve anovulatuar sikluslar ile birlikte olabilir.

Sekonder Dismenore

Sekonder dismenore genellikle menarştan yıllar sonra ortaya çıkar. Ancak, tanım olarak, sekonder dismenore başlangıç yaşını değil altta yatan pelvik patoloji ile ilgili siklik menstrüel ağrıyı ifade eder. Sekonder dismenorenin ağrısı sıklıkla menstrüasyondan 1-2 hafta önce başlar ve kanamanın durmasından sonraki birkaç gün devam eder. Sekonder dismenorenin altta yatan mekanizmaları çok çeşitlidir ve tam olarak aydınlatılamamıştır, ancak çoğunlukla servikal tıkanıklık, intrauterin kitle veya yabancı cisime sekonder olarak fazla miktarda prostaglandin üretimi veya hipertonik uterin kontraksiyonları sorumlu tutulmaktadır. Nonsteroidal antienflamatuar ilaçlar ve oral kontraseptifler sekonder dismenorede primer dismenoreye kıyasla daha düşük olasılıkla ağrıyı hafifleteceklerdir.

Sekonder dismenorenin en sık nedeni endometriozistir ve bunu adenomyozis ve rahim içi araç takip ederler. Sekonder dismenorenin ayırıcı tanısı primer dismenore ve siklik olmayan pelvik ağrıyı içerir. Primer dismenorenin tanısı anemnez ve normal bir pelvik muayenenin varlığına dayanmaktayken, sekonder dismenorenin tanısı bir ağrı günlüğünün değerlendirilmesi ve ultrasonografi veya laparoskopiyi gerektirebilir. Sekonder dismenorenin tedavisi altta yatan spesifik hastalığın tedavisidir.

Adenomyozis Adenomyozisin (endometriumun uterin kasların içine doğru gelişmesi) eşlik ettiği dismenore sıklıkla adetten 1hafta önce başlar ve adetin bitmesinden sonraya kadar sonlanmayabilir. Bunula birlikte bulunan disparöni, disşezi ve metroraji adenomyozis tanısı olasılığını arttırır. Endometriozis ektopik endometriumun peritoneal boşlukta bulunması ile karakterize iken, adenomyozis endometrial glandların myometrium içinde , endometriumun bazal tabakasından en az bir büyük büyütme alanı ilerde, bulunması olarak tanımlanır. Adenomyozis, endometriozis ve uterin leiomyomlar sıklıkla bir arada bulunurlar. Zaman zaman daha genç doğurgan yaşlardaki kadınlarda görülse de, semptomatik kadının ortalama yaşı genellikle 40 yaş veya üstüdür. Belirtiler: Adenomyozis sıklıkla asemptomatiktir. Adenomyoziste görülen tipik belirtiler çok şiddetli veya uzamış menstrüel kanama veya sıklıkla adetten 1hafta kadar önce başlayan dismenoredir. Bulgular: Uterus yaygın olarak büyümüştür, ancak genellikle >14cm, ve sıklıkla, özellikle adet döneminde, yumuşak ve hassastır. Uterusun mobilitesi sınırlanmamıştır ve adneksial patoloji yoktur. Tanı: Adenomyozis klinik bir tanıdır ve görüntüleme çalışmaları, yardımcı olsalarda sonuca ulaştırmazlar. Maliyet ve tanısal doğrulukta gözardı edilebilir iyileşmeden ötürü bu çalışmalar rutin olarak önerilmemektedirler. Yaygın uterin büyümesi ve gebelik testi negatif olan kadınlarda sekonder dismenore adenomyozise bağlanabilir; ancak şüphelenilen adenomyozis patolojik olarak yanlızca histerektomide doğrulanabilir. Bir çalışmada , klinik tanı olguların yanlızca %48’inde doğrulanabilmiştir. Tedavi: Adenomyozisin tedavisi hastanın yaşı ve gelecekte çocuk istemine bağlıdır. Adenomyozis nedeni ile ortaya çıkan sekonder dismenore histerektomi sonrası kesin tedavi olur ama başlangıçta daha az invaziv yaklaşımlar denenebilir. Nonsteroidal antienflamatuar ilaçlar, oral kontraseptif haplar ve progestinler veya sürekli oral kontraseptif haplarının kullanımı yararlı bulunmuştur.

Primer Dismenore

Primer Dismenorenin nedeni artmış Endometrial Prostoglandin üretimidir. Bu bileşikler Proliferatif Endometriuma kıyasla Sekretuar Endometriumda artmışlardır. Geç Luteal Fazda Progesteron düzeylerinin düşmesi litik enzimatik aktivasyonu tetikler, bu da Fosfolipidlerin ortaya çıkması ile Araşidonik asit yapımı ve Siklooksigenaz Kaskadının aktivasyonu ile sonuçlanır. Primer dismenoresi olan kadınların daha yüksek uterin tonusları vardır ve yüksek amplitüdlü kontraksiyonlar azalmış uerin kan akımına yol açarlar. Vazopressin konsantrasyonları da dismenoresi olan kadınlarda daha yüksektir. Belirtiler: Primer Dismenorenin ağrısı genellikle adetten birkaç saat önce veya adet başladıktan hemen sonra başlar ve 48 – 72 saat kadar uzun sürebilir. Ağrı suprapubik kramplar ile doğum sancısına benzer ve lumbosakral bel ağrısı, ön bacak üzerine yayılan ağrı, bulantı, kusma, ishal ve ender olarak senkopal episodlar ağrıya eşlik edebilir. Dismonere ağrısı kolik tarzdadır ve kimyasal veya enfeksiyöz peritonite bağlı karın ağrısının tersine karına yapılan masaj, uygulanan baskı veya vücudun hareketi ile hafifler. Bulgular: Muayenede vital bulgular normaldir. Suprapubik bölge palpasyonla hassas olabilir. Dismenore episodu sırasında bimanuel muayene sıklıkla uterin hassasiyet gösterir; ancak serviksin hareketi veya adneksial yapıların palpasyonu ile şiddetli ağrı yoktur. Pelvik organlar primer dismenorede normaldir. Tanı: Primer dismenore tanısını koymak için altta yatan pelvik patoloji olasılığını ekarte etmek ve ağrının siklik olduğunu doğrulamak gerekir. Uterusun boyutlarını, şeklini ve mobilitesini , adneksial yapıların boyutlarını ve hassasiyetini ve uterosakral bağların veya rektovajinal septumun nodülarite veya fibrozunu değerlendirmek için pelvik muayene yapılmalıdır. Gonore ve klamidya için servikal çalışmalar ve gerekli ise tam kan sayımı ve eritrosit sedimentasyon hızı salpingo-ooforiti ekarte etmek için yararlıdırlar. Eğer hiç bir anormallik bulunamıyorsa primer dismenore tanısı konulabilir. Tedavi: Prostaglandin sentetaz inhibitörleri primer dismenorenin tedavisinde olguların yaklaşık %80’inde etkilidirler. İnhibitörler ağrının başlangıcından hemen önce veya başlangıcında alınmalı ve 6-8 saatte bir prostaglandin yan ürünlerinin tekrar oluşumunu engellemek için düzenli kullanılmalıdır. İlaç adetin ilk birkaç günü boyunca alınmalıdır. Dozaj ve inhibitör tiplerinde değişikliklerle 4 ila 6 aylık tedavi kürü denenmeden tedavi yanıtsızlığına karar verilmemelidir. Bu ilaçlar gastroentestinal ülserleri olan veya aspirine bronkospastik aşırı duyarlılığı olan hastalarda kontrendike olabilir. Yan etkiler genellikle hafiftir ve bulantı, hazımsızlık, ishal ve bazen de halsizliği içerir. Oral kontraseptifler açısından kontrendikasyonu olmayan veya doğum kontrolu arzu eden primer dismenoresi olan hastada oral kontraseptif hapı seçilecek tedavidir. Oral kontraseptifler endometrial proliferasyonu azaltır ve prostaglandinlerin en düşük oldukları erken proliferatif faza benzer endokrin bir ortam yaratırlar. Primer dismenoresi olan kadınların %90’ı oral kontraseptif hapları ile rahatlamaktadırlar. Eğer hasta bu tedaviye yanıt vermezse ayda 2-3 gün hidrokodon veya kodein eklenebilir. Ancak narkotik ilaçlar uygulanmadan önce psikolojik faktörler ve diğer organik patolojiler tanısal laparoskopi ile ekarte edilmelidir. Özellikle ağrı kontrolü ve akupunktur veya transkutan elektriksel sinir uyarısı (TENS) yararlı olabilir. Primer dismenore için cerrahi yaklaşımlar (Örn. Laparoskopik uterin sinir ablasyonu veya presakral nevrektomi) ender olarak kullanılmalıdır.

pelvik ağrıKronik pelvik ağrısı olan hastalar sıklıkla endişeli ve depresedirler.

Evlilik, sosyal ve mesleki yaşamları genellikle etkilenmiştir. Bu hastalar sıklıkla geleneksel olarak etkili jinekolojik ve tıbbi tedavilerden olumsuz sonuçlar almışlardır ve ağrı için birçok başarısız ameliyatlar geçirmiş olabilirler. Histerektomilerin yaklaşık %12’si pelvik ağrı için gerçekleştirilmektedir ve ağrı kliniklerinde tedavi olamaya çalışan hastaların %30’u halihazırda histerektomi geçirmişlerdir. Kronik pelvik ağrı için laparoskopiye alınan hastaların yaklaşık %60-80’inde intraperitoneal patoloji ve ağrı ile bağdaşabilecek doku yerleşim bozuklukları yoktur. Buna ek olarak, ağrı yanıtı ve endometriozis, yapışıklıklar ve venöz konjesyon gibi belli tiplerdeki sık rastlanan intraperitoneal patolojiler arasındaki ilişki tutarsız olabilmektedir. Kronik pelvik ağrının sıkılıkla gözardı edilen nedenleri iritabl barsak sendromu, interstisyel sistit, karın duvarı veya pelvik taban myofasyal sendromu veya sinir sıkışması gibi nonjinekolojik nedenlerdir. Sinir sisteminin “plastisitesi” veya sinyal değerlendirmedeki değişiklikler ağrılı durumların oluşmasında rol oynayabilirler. Prostaglandinler , vazoaktif entestinal peptit, substans P ve endorfinler gibi değişik nörohümoral modülatörler periferik sinir iletisini düzenleyebilirler ve omurilik düzeyinde sinir iletisini etkileyebilirler. Omurilik periferle beyin arasında basit bir taşıyıcıdan ötedir- eksitasyon, inhibisyon, konverjans ve sinir uyarılarının summasyonu gibi “gating” mekanizmaları için önemli bir bölgedir. Ağrı duyusu aynı zamanda beyinde norepinefrin, serotonin ve gama amino bütirik asit (GABA) gibi nörotransmitterlerle birlikte endojen endorfin ve nonendorfin analjezik sistemleri ile modifiye edilmektedir. Beynin değişik bölümleri ağrı yanıtının duysal ve afektif bileşenlerini değiştirme açısından önemlidirler. Ağrının bu bileşenleri erken deneyimler, koşullanma, korku, uyarılma, depresyon ve endişeden etkilenmektedirler.

Değerlendirme: İlk ziyarette ayrıntılı bir ağrı anamnezi alınmalıdır, bu şikayetin özelliklerini içermelidir; ağrının yeri, yayılma şekilleri, şiddeti, kötüleştirici ve iyileştirici faktörler; menstrüel siklusun etkileri, stres, iş, egzersiz, cinsel ilişki ve orgazmın etkileri; ağrının ortaya çıktığı durum; ve ağrının sosyal ve mesleki maliyeti.

  1. Genital ( anormal vajinal kanama, akıntı, dismenore, disparöni, infetilite )
  2. Enteral ( kabızlık, ishal, şişkinlik, hematoşitezi ve ağrının barsak hareketleriyle ilgisi )
  3. Kas iskelet sistemi ( travma, egzersiz veya duruş değişiklikleri ile kötüleşme )
  4. Ürolojik ( sıkışma, sıklık, noktüri, dizüri, inkontinans, hematüri )

Anamnez jinekolojik, tıbbi, cerrahi faktörleri içermelidir: ilaç kullanımı, ağrı için daha önce yapılmış değerlendirmeler ve daha önce elde edilmiş ameliyat ve patoloji raporları ele alınmalıdır. Akut bir olayın belirtileri (ateş, iştahsızlık, bulantı, kusma, şiddetli ishal, gaz çıkaramama, karında distansiyon, tanısı konulmamış uterin kanama, gebelik veya yakın zamanda abortus), özellikle aşağıdaki faktörler eşlik ediyorsa, hekimi acil tıbbi veya cerrahi girişimi gerektirecek akut bir durum olabileceği açısından uyarmalıdır: yüksek ateş, ortostatik hipotansiyon, peritoneal bulgular, pelvik veya karında kitle, anormal kan tam sayımı, pozitif genital veya üriner sistem kültürleri veya pozitif gebelik testi.

Fizik muayene Özellikle karın, lumbosakral bölge, dış genital organlar, vajen, uterus, tüpler ve overler (bimanuel ve rektovajinal muayene) dahil olmak üzere, tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Muayene , karın duvarı ve iç organlardan kaynaklanan ağrıyı ayırt etmek için, karnın kasları kasılmış durumda muayenesini (baş muayene masasından kaldırılarak veya düz bacak kaldırma ile ) de içerilmelidir. Bu manevralarla karın duvarı ağrısı artarken iç organlara bağlı ağrı azalır. Hasta ayakta hem karın (kasık ve femoral) hem de pelvik (sistosel ve enterosel) herniler açılarından muayene edilmelidir. Hastanın ağrısına yol açan dokuların palpasyonla yerini saptamaya çalışmak gerekir. Eğer karın duvarından kaynaklanan ağrı belirlenirse, pelvik muayeneden önce bu bölgeleri lokal anestetiklerle bloke etmek yararlıdır.

Psikolojik Bileşkenler Ağrı anamnezi aşağıdaki maddeleri kapsayan geçmiş ve o dönemdeki psikolojik öyküyü içerir: psikososyal faktörler; geçmiş (veya o dönemde) fiziksel, cinsel veya duygusal taciz öyküsü; psikiatrik hospitalizasyon öyküsü; intihar girişimleri ve kimyasal bağımlılık. Hastanın ve ailesinin ağrıya yaklaşımları, hastanın ve ailenin davranışları ve hastanın yaşamındaki güncel olaylar tartışılmalıdır. Duyarlı konulara değin öykü bölümü hasta ile bir güven ortamı sağlandıktan sonra tekrar değerlendirilmelidir. Ağrı algılamasını ve ifadesini bozabilecek değişik etkileri anlamak hayati önem taşır. Ağrılı duruma yol açan ve onun sürekliliğini sağlayan faktörler arasında bir ayrım yapılabilir. Ağrının asıl nedeni ne olursa olsun, ağrı belli bir süre sürdükten sonra, başka faktörlerin onu sürdürmesi veya en azından katkıda bulunması olasıdır. Tam fiziksel değerlendirmeye psikososyal faktörlerin gözden geçirilmesi eşlik etmelidir. Endişe ve depresyon sıklıkla ağrıya eşlik ederler ve bu durumlar dikkatle değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidirler. Tipik jinekolojik ortamda psikologdan alınacak konsültasyonda dirençle karşılaşabilir çünkü konsültasyon isteyen doktorun ağrıyı psikolojik nedenlere bağladığı sonucuna varılabilir. Hasta bu konsültasyonun nedenini anlamalı ve değerlendirmenin rutin ve gerekli bir bölümünü oluşturduğuna inandırılmalıdır.   Endometriozis, Adezyonlar = Yapışıklıklar, Pelvik Konjesyon, Salpingo-Ooforit, Ovaryen Kalıntı Sendromu, Diğer Jinekolojik Patolojiler

Diğer Jinekolojik Patolojiler

Leiomyomlar, Over Tümörler, Pelvik Relaksasyon; Selim veya habis over kistleri destekleyici bağlar veya diğer somatik yapılar üzerine baskı yapabilecek boyutlardaki uterin leiomyomlar gibi belirgin jinekolojik patalojisi veya ciddi pelvik relaksasyonu olan hastalar altta yatan duruma uygun bir şekilde değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Bu durumlarla ilişkili ağrı genellikle şiddetli değildir ve uygun cerrahi tedavi şifa sağlar.

Ovaryen Kalıntı Sendromu

Ağır endometriozis veya PID nedenleri ile histerektomi ve bilateral salpingo-ooferektomi geçirmiş olan hastalarda overyen kalıntı sendromu kronik pelvik ağrıya neden olabilir. Overyen kalıntı sendromu ooferektomi yapmak amacıyla yapılmış zor bir diseksiyondan sonra in situ bırakılmış overyen kortikal doku kalıntısından gelişmektedir. Sıklıkla hasta birden çok pelvik ameliyat geçirmiştir ve uterus ve adneksler basamaklı olarak çıkartılmışlardır. Belirtiler ve Bulgular: Hasta genellikle, ovülasyon veya luteal faz ile uyumlu dönemde ortaya çıkan, lateral pelvik ağrıdan şikayet eder. Belirtiler ilk ooferektomiden 2-5 yıl sonra ortaya çıkma eğilimindedir. Pelvisin lateral bölümünde hassas bir kitle patognomoniktir. Tanı: Ultrasonografi overyen dokunun sonografik özelliklerini gösteren bir kitlenin varlığını doğrular. Bilateral salpingo-ooferektomi geçirip hormon replasman tedavisi almayan hastada östradiol ve folikül stimülan hormon (FSH) düzeylerinin ölçümü karakteristik bir premenopozal dönem özelliği gösterir, ancak bazen kalan over dokusu FSH’u baskılayacak kadar aktif olmayabilir. Tedavi: Danazol, yüksek doz progestinler veya oral kontraseptif hapları ile tıbbi tedaviler değişik sonuçlar vermiştir. Hastalar gonadotropin releasing hormon agonistleri ile ağrıdan hafifleme hissedebilirler ancak bu ilaçlar uzun vadeli tedavi için pratik değillerdir. Laparoskopik muayene genellikle sonuçsuzdur çünkü overyen kitle görülemeyebilir veya adhezyonlar doğru tanı konmasını engelleyebilir. Tedavi için laparotomi gereklidir. Düzeltici cerrahi zor olabilir ve kaçınılmaz sistotomi, enterotomi, postoperatif ince barsak tıkanıklığı ve hematom oluşumu ile komplike olabilir. Cerrahi patoloji genellikle overyen dokunun varlığını gösterir ve bazen endometriozis, corpus luteum veya foliküler kistler ve fibröz adhezyonlar eşlik edebilir.

Salpingo-Ooforit

Salpingo-ooforitli hastalar genellikle akut enfeksiyon belirti ve bulguları gösterirler. Atipik veya kısmi olarak tedavi edilmiş enfeksiyon, ateş veya peritoneal bulgular subklinik hastalığın belirtileridir. Subakut veya atipik salpingo-ooforit sıklıkla bir klamidya veya mikoplazma enfeksiyonun sonucudur. Alternatif olarak çok eşli bir hasta sık tekrarlayan enfeksiyonlar geçirebilir. İlk olarak gonokokkal PIDgeçirmiş hastanın tekrarlayıcı enfeksiyonlar geçirmesi daha olasıdır. Gelecekteki enfeksiyonlar için oluşan bu artmış duyarlılığın mekanizması açıklanamamıştır, ancak fallop tüpü ve serviksin mikroorganizmalara karşı doğal dirençlerinin zayıfladığı önerilmiştir. Tanı: Karın hareketi, servikal hareket ve bilateral adneksial hassasiyet pelvik enfeksiyonda tipiktir. Tam kan sayımı ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) ile gonore ve klamidya için servikal kültür yapılmalıdır. Peritoneal sıvı kültürleri ile laparoskopi genellikle tanıyı doğrular. Anormal ESH veya klinik muayenesi olan hastalar laparoskopiden önce ampirik olarak salpingo-ooforit tanısı ile tedavi edilmelidirler.

Pelvik Konjesyon

1945’te Taylor duygusal stresin düz kas spazmı ve overlerle uterusu drene eden venlerin konjesyonu ile ortaya çıkan otonomik sinir sistem disfonksiyonuna yol açabileceğini önermiştir. Kronik pelvik ağrısı olan kadınlarda, transuterin venografi sıklıkla kontrast maddenin uterin ve overyen venlerden gecikmiş silinmesini gösterir. Gebe ve postpartum kadınların asemptomatik pelvik konjesyonları olduğundan, pelvik ağrı nedeni olarak konjeste venlerin rolü belli değildir. Bu kurumsal sendromun ortaya çıkmasında rol alan spesifik nörotransmitterler bilinmemektedir. Belirtiler ve Bulgular: Pelvik konjesyonun tipik belirtileri alt karın ve bel ağrısı, sekonder dismenore, disparöni, anormal uterin kanama, kronik yorgunluk ve iritabl barsak belirtilerini içerir. Ağrı genellikle ovülasyon ile başlar ve adetin sonuna kadar sürer. Uterus sıklıkla büyümüştür ve overler birçok fonksiyonel kistli ve büyüktürler. Uterus, paremetriumlar ve uterosakral bağlar hassastır. Tanı ve Tedavi: Transuterin venografi tanı için standart yöntemdir. Doppler akım çalışmaları ile pelvik ultrasonografi ve laparoskopi varikoz venler gösterebilir. Bu testler pahalı ve potansiyel morbiditeye sahip olduklarından yanlızca hastalar semptomatik olduklarında yapılmalıdır. Pelvik konjesyon tedavisi hormonal baskılama ve kognitif davranışsal ağrı tedavisinden histerektomiye kadar çeşitlidir. Düşük doz östrojen, progestin ağırlıklı sürekli oral kontraseptif hapları, yüksek doz progestinler veya gonadotropin releasing hormonlar sıklıkla ağrıyı hafifletmektedir. Hormonal baskılama pelvik konjesyon şüphesi olan kadınlarda seçilecek ilk tedavi yöntemidir. Medroksiprosjesteron asetat, günde 30mg, yararlı bulunmuştur. Tedavi, psikoterapi ve davranışsal ağrı tedavisini içeren multidisipliner bir yaklaşımı içermelidir. Ailelerini tamamlamış kadınlar için histerektomi ile olası ooferektomi mantıklı bir seçenektir.

Adhezyonlar – Yapışıklıklar

Laparoskopi ile belirlenen adhezyonlar sıklıkla pelvik ağrı şikayetinin olduğu karın bölgesinde bulunmaktadır. Ancak, ne spesifik lokalizasyon (yani adneksial yapılar, parietal viseral periton veya barsak) ne de adhezyonların yoğunluğu ağrı belirtilerinin varlığı ile bağlantılı bulunmamıştır. Kontrolü olmayan adhezyolizis çalışmaları tutarlı olarak ağrıda anlamlı bir azalma göstermemişlerdir. Adhezyonların açıldığı bir çalışmada endişe, depresyon, birden çok somatik belirti ve sosyal mesleki sorunları olan bir kadın grubunun adhezyolizise yetersiz yanıt verdiği belirlenmiştir. Bu belirtilerin olmadığı grup ağrıda anlamlı azalma göstermişlerdir. Ancak, bir prospektif çalışma, ağrı üç değerlendirme yönteminin ikisi ile ölçüldüğünde, yanlızca adhezyonların yoğun ve barsağı ilgilendirdiği durumlarda adhezyolizisle ağrıda anlamlı azalma olduğunu göstermiştir. Belirtiler: Cinsel ilişki veya hareket ile artabilen, nonsiklik karın ağrısı adhezyonları olan kadınların sık rastlanan şikayetleridir. Ancak, adhezyonlara spesifik bir belirti-paterni yoktur. Barsağı ilgilendiren yoğun adhezyonlar kısmi veya tam barsak tıkanmasına neden olabilirler. Bulgular: Karın duvarı myofasyal veya nörolojik nedenlere dikkatlice kaldırılmalıdır. Adhezyonları olan çoğu kadın daha önce bir cerrahi girişim geçirmiştir ve karın duvarı yapıları zedelenmiştir, ki bu ağrının nedeni olabilir. Pelvik organların azalmış mobilitesi ve adneksial büyüme adhezyonları olan hastalarda sıklıkla dikkati çeker. Tanı ve Tedavi: Tanısal laparoskopi somatik faktörler ekarte edilmiş ve psikolojik değerlendirme sonuçları negatif ise önerilmektedir. Adhezyonlarla ilgili endometriozis ve salpingo-ooforit araştırılmalıdır. Adhezyonların pelvik ağrıdaki rolleri belli değildir. Adhezyolizis yanlızca ayrıntılı bir multidisipliner değerlendirme yapılıp, stres, ruh hali ve ilişkili davranışsal yanıtları ele alacak entegre bir tedavi yaklaşımı yerleştirildikten sonra önerilmektedir.

Endometriozis

Endometriozis ve yapışıklıklar kronik pelvik ağrının değerlendirilmesi için yapılan laparoskopi ile belirlenen en sık jinekolojik durumlardır. Endometriozis kronik pelvik ağrı değerlendirilmesi için laparoskopi olan hastaların %15-40’ında belirlenmektedir. Endometriozis hafif enflamatuar bir reaksiyona yol açar. Ancak, ağrının nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Hastalığın yeri ve ağrı belirtileri arasında bir bağlantı yoktur. Aynı zamanda ağrının insidans ve şiddeti ile endometriotik lezyonların evresi arasında da bir ilişki yok gibi görünmektedir. Hastalığın evresi ne olursa olsun, hastaların %30-50’sinde ağrı yoktur ve hastaların %40-60’ı muayenede hassasiyet göstermezler. Rektovajinal septumun derin infiltre edici lezyonları ağrı ile bağlantılıdırlar, ancak bu büyük olasılıkla nöropatik kaynaklıdır. Hafif, düşük evreli hastalıkta bulunan peteşial implantlarda, daha yüksek evre endometriozisli hastalarda sık olan pudra yanığı veya siyah implantlara kıyasla, prostaglandin (PGE ve F2alfa üretiminin çok fazla olduğu bulunmuştur). O halde, prostaglandin üretimi düşük evre hastalığı olan hastalarda şiddetli ağrının nedeni olabilir. Klinik olarak endometriozis ile ağrı arasında ilişki olup olmadığı hastalığın hormanal duyarlılığına bağlı olarak belirlenebilir. Hipoöstrojenik bir durum oluşturulduktan sonra, endometriozise bağlı pelvik ağrısı ve dismenoresi olan hastalar bir rahatlama hissetmelidirler. Ağrıda hafifleme genellikle tedavinin başlamasından sonraki 2ay içinde ortaya çıkar ama sıklıkla tedaviden 18 ay sonra tedavi öncesi düzeye döner. İntermenstrüel ağrı endometriozisle, dismenore ile olduğu kadar, tutarlı bir şekilde ilişki değildir ve hormonal tedaviye daha az yanıt verir.