Kadın Hastalıkları

kadın hastalıklarıBir kadını bir kadın doğumcuya götüren gebelik dışındaki problemlerdir.

Hastalarımız bize en sık vajinal akıntı, vajinal kanlı akıntı, genital bölge kaşıntısı, kasık ağrısı, karında şişlik, adetin dışında oluşan vajinal kanamalar, adet düzensizliği, adet görememe, vücutta kıllanma, çocuk sahibi olmak isteyip te gebe kalamama, cinsel ilişkide yaşanan kasık ağrısı, cinsel ilişki sonrası oluşan vajinal kanama, genital bölgede ağrılı veya ağrısız şişlik, cinsel ilişkiye girememe, idrar kaçırma, cinsel organının şeklinde sorun olduğunu düşünme ….. gibi daha nice şikayet ile başvururlar.

İşte bu şikayetlerin hangi sebeple oluştuğunun cevabını hastalarımıza verebilmemiz için Kadın Üreme Sistemi hastalıklarını yani Jinekolojiyi iyi bilen bir Jinekolog olmamız gereklidir.

Çünkü basit bir vajinal akıntı veya bazılarının hazımsızlık olarak değerledirebileceği basit bir karın şişliği ; çok önemli bir Kadın Hastalığının habercisi olabilir.

Kadın Hastalıkları Vajinitler, Myomlar, Yumurtalık Kistleri, Rahim Ağzı Yaraları, Kadın Üreme Sistemi Kanserleri, Genital Siğiller, Anormal Vajinal Kanamalar ve sebep olan patolojiler … ve dahalarını içerir.

Sadece 15-20 dakikanızı ayırdığınız bir Ultrason eşliğinde yapılan bir Jinekolojik Muayene ve bu esnada alınan bir SMEAR TEST hayatınızın akışını % 100 iyi yönde değiştirip, hayatın size tatsız sürprizler hazırlamasını engeller.

SEVGİLİ KADINLAR LÜTFEN!!!!! ŞİKAYETİNİZ OLMADAN DA JİNEKOLOJİK MUAYENE ALIŞKANLĞI EDİNİN.

BANA İNANIN BU SİZİN İÇİN EN İYİSİDİR.

genital bölgede şişlikGenital Bölgede (VULVADA) Şişlik Yapan Durumlar Kadın genital sisteminin dışarıdan görülen kısmına Vulva denilir. Vulva külodun altında kalan kıllı bölge, büyük ve küçük dudaklar, klitoris ve vajina girişinin olduğu bölgeden oluşur. Kadınların vulva hastalıklarından kaynaklanan başvuru şikayetleri en sık vulvada kaşıntı, vulvada ülserasyon(yani vulva üzerinde yaralar ve lezyonlar oluşması), vulvada renk değişimleri ve vulvada şişlik olmaktadır. Vulvada şişlik ile giden hastalıklar şunlardır; Travmatik Hematomlar: Zengin kan damarlarına sahip olan vulvada travma sonucu doku altında hematomlar oluşur. Örneğin Epizyotomi sonrası büyük hematomlar oluşabilir. Varisler : Vulvadaki zengin ven yapıları özellikle gebelikte çok şişip belirgin hale gelebilir. İnklüzyon Kistleri: Vulvanın en sık görülen küçük epitelial kistleridir. İçinde yağlı görünümde kokulu, hücresel atıklardan oluşmuş bir madde vardır. Küçük ve asemptomatiktirler. Çoğu yağ kanallarının tıkanmasından oluşmakla birlikte, travma ya da epizyotomi sonrası dikiş atılması ile de gelişebilir. Sebase Kistler( yağ bezlerinin kistleri): Yağ bezlerinin kanallarının tıkanması sonucu gelişir. Genellikle şikayete oluşturmazlar. Eğer enfekte olurlarsa boşaltılmaları gerekebilir. Ter bezleri kistleri: Ergenlik sonrası aktifleşen bu bölgedeki ter bezleri tıkanırsa oluşur. Fox-Fordyce Hastalığı. Bartholin Bezi Kistleri ve Abseleri : Bartolin bezinin kanalı tıkanırsa kist, enfekte olursa abse oluşur. Kist olarak kalırsa yalnızca şişlik şikayeti olurken, kist enfekte olursa abseleşir ve dayanılmaz ağrılı şişlik oluşur. Enfeksiyon nedenleri genellikle N.Gonore ve C.Trachomatis’tir. Uygun antibiotikler verilip durum sakinleştirilir ve sonra Cerrahi işlem ile tedavi yapılır. Nuck Kanalı kisti: Ligamentum rotundum peritonla birlikte inguinal kanala girerek labium majusta dağılır. Periton eğer bu noktada ligamentten ayrılırsa içine sıvı dolarak kistik yapı haline gelir. Fibrom / lipom: Bağ ve yağ dokusundan köken alan iyi huylu tümörlerdir. Hidradenom: Vulvadaki ter bezlerinden kaynaklanır ve büyük dudakların iç yüzünde yerleşir. Tedavisi eksizyondur. Mikroskobik olarak yanlışlıkla adenokanser tanısı konabilir. Çok dikkatli olmak gereklidir. Hemanjiom: Üç formda görülür.

  1. Hemanjiom: Kiraz şeklinde genellikle küçüktür ve görünümü karakteristiktir.
  2. Angiokeratom: Yaklaşık 5 mm boyutlarında daha koyu lezyonlardır. Hızlı büyüyorsa ve teşhis kesin değilse biyopsi alınmalıdır.
  3. Pyojenik Granülom: Özellikle gebelikte labiumda kapiler proliferasyon ile gelişen vulvanın en büyük ve en semptomatik hemanjiomudur. Kanama, kronik akıntı ve infeksiyon görülebilir.

Nörofibrom: Yaygın Nörofibromatozis ( Von Recklinghausen hastalığı) ile beraber Ya da tek başına polipoid lezyon olarak bulunur. Sinir kılıfından çıkan küçük lezyonlardır. Genellikle şikayet oluşturmazlar. Çok sayıda olurlarsa seksüel disfonksiyona neden olurlar. Nevüs: Derideki mavi- siyah renkli halk arasında ben denilen lezyonlardır. Kanayıp kaşıntı yaparlarsa çıkarılması gerekebilir.

genital kaşıntıVulvada kaşıntı hem de ileri derecede kaşıntı Pruritis Vulva adını alır. Bu bizim karşımıza Vulva ile ilgili çıkan en sık şikayettir. Sürekli ve şiddetli vulva kaşıntısı kadının hem konforunu bozar, hem de asabını. Oturmak eziyettir , kalkmak eziyet. Hele bir de regli ise ve ped koymak zorundaysa çektiği sıkıntı beş kat artar. Düpedüz bir işkencedir yaşadığı. Genital bölge kaşıntıları özellikle, nemli ve sıcak ortamlarda iyice artar. Terlemek de kaşıntıyı arttıran bir problemdir. Sentetik giysiler, dar ve genital bölgeye sürtünen giysiler. Kullanılan allerjen deterjanlar, parfümler, parfümlü tuvalet kağıtları, günlük pedler, genital bölge temizliği için kullanılan temizleme losyonları veya jelleri…. gbi şeyler genital bölge kaşıntılarını çok fazla tetikler. Bu kaşıntılar bazen o kadar içinden çıkılmaz bir hal alır ki, kadının günlük hayata uyumu bozulur. Kaşıntıdan genital bölge deri ve mukozasında çatlak ve sıyrıklar oluşur ve kanamaya başlarlar. Her su veya idrar değdiğinde o kadar yanar ki kadının gözünden istemsiz yaşlar akar. İşte biz burada Genital Kaşıntıyla giden Hastalıklardan bahsetmeye çalıştık. Umarım sizlere bir faydamız dokunur. Sevgiler…….

Vulvada Neoplastik Olmayan Değişiklikler

A-Yassı Hücre Hiperplazisi Her yaşta görülebilmekle birlikte daha çok menapoz sonrası daha sık görülür.En önemli belirtisi kaşıntıdır.Deride renk değişiklikleri görülebilir.Sebebi bilinmez. B- Liken Skleroz Epitelde değişik derecelerde incelme,hiperkeratoz,dermis kıvrımlarında kayıp ve dermiste hyalinizasyon ile karakterli Etiyoloji bilinmeyen bir hastalıktır. Menapoz sonrası daha sık görülür.Klinik olarak genital bölgede kaşıntı ve cinsel ilişkide ağrı ile ortaya çıkar.Vajina girişini daraltır.Deride renk kaybı meydana gelir. Aslında sadece bir kaçını ele aldığımızda her biri birbirinden farklı olan hastalıkların aynı şikayetleri yapması çok ilginç değil mi? Bunların doğru tanısı ve doğru tedavisi için her zaman size yardıma hazır olduğumuzdan emin olabilirsiniz

Vulvanın İnflamatuar Lezyonları

A-Dermatitler

  1. Kontakt Dermatit; En sık görülen iyi huylu lezyonlardır.Nedeni genellikle irritan maddelerdir.Örneğin;kremler,şampuanlar, deterjanlar,tuvalet kağıtları,pedler,sabunlar bu duruma neden olabilir.Vulva kuru ve iritan her türlü materyalden uzak tutulmalıdır.Bu duruma Reaktif Vulvit denir.Tedavide Kortizonlu kremler kullanılır.
  2. Seboreik Dermatit: Özellikle diabetli ve obez hastalarda derinin katlandığı bölgelerin nemli kalmasından dolayı gelişir. Tedavide kuru tutmak ve antipruritik ajanlar kullanılır.
  3. Diabetik Vulvit: Kronik vulva kaşıntısı ile en yakından ilgili sistemik hastalıktır.Diabetli kadınların yarısında bu durum gelişir.Şiddetli kaşıntılar,deride kalınlaşmalar,ciltte sıyrıklar meydana gelir.Tekrarlayan vulvit durumlarında Diabet araştırılmalıdır.
  4. Psöriazis ( Sedef Hastalığı) : Saçlı deride,ekstremitelerin dış yüzü ve gövdede de görülebildiği gibi vulvada da görülebilir.

B-Mantar Hastalıkları: Genelde Mantar Vajinitleriyle birlikte görülür. C- Viral Hastalıklar

  1. Kondiloma Aküminata:HPV Tip 6 – 11 ile oluşan Genital Siğillerdir.
  2. Herpes Zoster:Çocukken geçirilen Suçiçeği enfeksiyonunun latent kalması ve yıllar sonra tekrar açığa çıkmasıyla halk arasında “gece yanığı” da denilen “Zona” tablosudur.
  3. Molluscum Contagiosum:Pox Viruslarla oluşan,irili ufaklı,ortası şiş,deriden hafif kabarık,sarımtrak renkli tümöral oluşumlardır.

D- Parazit Enfeksiyonları

  1. Pedikülozis Pubis (Kasık Biti): Etken Phthirus Pubis özellikle pubis kıllarında yerleşir.Deride mavi gri lekelere neden olurlar. Şiddetli kaşıntı yaparlar.
  2. Uyuz:Etken Sarcoptes Scabiei dir.Özellikle gece kaşıntıları tipiktir.Özellikle deride kızarık tüneller tanı koydurur.
  3. Enterobiazis ( Oksiyür):Etken Enterobiazis Vermikularistir.Çocukların” Kıl Kurdu” olarak bilinen hastalığıdır.

rahim ağzı yarasıAslında hastalığın ismine bakıldığında sanki bir epitel kaybı varmış gibi bir durum anlaşılsa da olay yalnızca bir epitel türünün yani silendirik epitelin normalde bulunmaması gereken yerde yerleşmesi sonucu ortaya çıkan bir problemdir. Halk arasında söylendiği gibi bir yara asla değildir. SERVİKAL EKTOPİ deyimi daha doğrudur.

Spekulumla vajinadan rahim ağzına baktığımızda görülen kırmızı görüntü epitelin altındaki kan damarlarının görüntüsüdür. Silendirik epitel Yassı epitel kadar enfeksiyonlara dayanıklı olmadığı için o rahim ağzı bölgesinde sık sık oluşan bir enfeksiyon söz konusudur.

Hastalar genelde vajinal akıntı, kanlı vajinal akıntı ve cinsel ilişki sırasında veya hemen sonrasında ortaya çıkan vajinal kanama ile başvururlar. Servikal ektopiye neden olan silendirik epitel enfeksiyonlara çok dayanıksız ve hücresel değişimlere son derece acık olduğu için mutlaka tedavi edilmelidir.

Rahim ağzı yarası olan bir hasta muayeneye geldiğinde mutlaka simir testi ( smear test ) (alınıp yara içindeki hücrelerde herhangi bir kötü dnüşüm var olup olmadığı anlaşılır. Smear Testi normal gelen hasta yara tedavisi için çağrılır.

Yara tedavisi KRİOTERAPİ (DONDURARAK TEDAVİ),KOTERİZASYON( YAKARAK TEDAVİ) veya KONİZASYON ( YARALI BÖLGENİN CERRAHİ OLARAK ÇIKARILMASI) şekillerinde yapılabilir. Yara tedavisi sonrası bazı ilaçlar kullanılmalı ve bir takım kurallara uyulmalıdır. Eğer herşey yolunda giderse tedaviden 3-4 ay sonra Servikal Ektopi tamamen iyileşir. Hastamızı tedaviden 4 ay sonra muayene için çağırdığımızda iyileşmeyi tam olarak gözlemlemiş oluruz. Bazen erozyon alanı çok büyük olabilir ve ikinci seans tedavi gerektirebilir.

adet döngüsüAdet döngünüz bize sizin sağlığınız ile ilgili çok şey söyler. Adet döngünüzün düzenini takip edebilmek için mutlaka son adetinizin ilk gününü bilmelisiniz. Eğer adet döngünüzü iyi takip ederseniz, yumurtlamanız ile ilgili veya adet dışı bir kanamayla ilgili bilgi sahibi olmamız çok kolaylaşacaktır. Adet döngü düzensizlikleri çok ciddi olmasa da bazen sağlık sorunlarına işaret eder. Adet Döngüsü; kadın vücudunda, vücudu gebeliğe hazırlamak için, her ay bir dizi değişikliğin meydana gelmesidir. Yumurtalıklardan biri her ay bünyesinden bir yumurta salıverir ki buna OVULASYON yani YUMURTLAMA denir. Aynı zamanda oluşan hormonal değişim Rahmin İçini gebeliğe uygun hale getirir. Eğer o ay yumurta döllenmez ise , gebelik için hazırlanmış Rahim Zarı vajinal yolla dışarıya atılır. İşte buna Adet Dönemi veya Menstürasyon Periodu diyoruz. Her kadının Adet Döngüsünün süresi farklıdır. Bir adetin ilk başladığı günden diğer bir adetin başladığı güne kadar geçen süredir. Bu süre 21 – 35 gün arasında değişir. Kanamanın süresi de genellikle 2 – 7 gündür. İlk adet kanamalarının başladığı yıllarda Döngü epey uzun olabilir. Bazen yeni adet gören kızlar 3 – 4 ay da bir kez adet görebilirler. Yaş ilerledikçe Adet Döngüsünün düzeni oturmaya başlar. Adet Döngünüz düzenliyse birkaç günlük sapmalar, bazı adetin ağrılı olması, bazı adeti ağrısız olması gibi durumlar önemsiz kabul edilir.

Adet Düzenini Bozan Şeyler

Hamilelik: Beklediğiniz Adet Kanaması gelmediyse altında yatan en sık neden Hamileliktir. Emzirme Dönemi: Doğum sonrası Emzirme devam eden kadınlarda bazen 6 ay , bazen 1 yıl adet görülmez. Bu normal fizyolojik bir durumdur. Yeme Bozuklukları, Aşırı Kilo Kaybı ya da Aşırı Egzersiz: Tüm bu saydığımız durumlarda Bozulmuş Menstürasyon Siklusları ile karşılaşabiliriz. Polikistik Over Sendromu(PCOS): Yumurtalıklarda minik hormon üreten kistçiklerle karakterize bir durumdur. Adet gecikmelerinin yanında, kıllanma artışı, aknelenme, saç dökülmeleri, kilo artışı, yumurtlayamama sonucu kısırlık oluşumu mevcuttur. Prematüre Over Yetmezliği: 40 yaşından önce normal Yumurtalık fonksiyonu kaybı anlamına gelir. Primer Yumurtalık Yetmezliği olarak ta bilinir. Erken dönemde senede bir ya da iki kez adet görülebilir. Pelvik İnflamatuar Hastalık: Üreme organlarının iltihabı ile giden bir hastalık olup düzensiz Adet Kanamasına neden olabilir. Miyom: Miyomlar Adet kanamasında artışa veya Adet dışı kanamaya neden olabilirler. Adet düzensizlikleri görüldüğünde lütfen çok vakit kaybetmeden bize başvurun hemen sorunu çözelim.

Adet Döngünüzü Nasıl İzleyebilirsiniz?

Kendi Adet Döngünüzü öğrenmek için hemen bir cep telefonunuza veya başka bir yere kayıt almaya başlamalısınız. Döngünüzün düzenini anlamak için birkaç ay kayıt tutmaya devam ediniz. Ne Zaman Başladı: Adetin ilk günü bizim için çok önemlidir. Gebelik tarihi de dahil pek çok hesaplamayı biz bu başlangıç tarihine göre yaparız. Ne Zaman Bitti: Bitiş tarihi Adetin kaç gün sürdüğünü belirlemek açısından önemlidir. Kanama Miktarı: Mutlaka günde dolu halde kaç ped değiştirdiğinizi kaydedin. Bu sizin adet sırasında ne kadar kan kaybettiğinizi, olası bir Demir Eksikliği Anemisine yol açıp açmayacağını bilmemizi sağlar. Adet Dışı Kanama: Eğer adet kanamanız bittikten bir süre sonra Adet dışı bir kanama meydana geliyorsa mutlaka kaydedin. Bu her ay tekrar ediyorsa tedavi için bize başvurun. Ağrı: Adet sırasında ağrı oluyor mu? Kaydedin. Ağrı şiddetini belirleyip kaydedin. Diğer Değişiklikler: Duygusal veya fiziksel değişikliklerinizi kaydedin. Bu bize Premenstrüel Sendromu belirlemede ışık tutar.

vaginal kurulukVajinal kuruluk her yaşta ortaya çıksa da genelde menapozal dönemdeki kadınların ortak sorunudur. Östrojen azalınca vajina duvarları incelir, bir çeşit iltihabi durum olan Atrofik Vajinit ortaya çıkar. Vajinal kuruluk ilişkide kayganlığın azalması, vajinada yanma ve acı hissi ile ortaya çıkar. Buna Menapoz, Doğum ve Emzirme gibi hormonal değişikliklerin olduğu durumlar sebep olabilir.

Vajinal kuruluk; Vajinanın girişinde ve alt kısmında kaşıntı, batma ve yanma meydana getirir. İlişkide ağrı ve kanama, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, acil idrar yapma isteği gibi problemlere neden olur.

Tanı ve Tedavi

Vajinal kuruluk şikayeti ile gelen hastaya öncelikle Jinekolojik Muayene ve Transvajinal Ultrasonografi yapılmalıdır. Mutlaka Smear test uygulanmalıdır. Tedavide Östrojenli Vajinal tabletler, kremler, ovüller verilir. Yardımcı tedavide su bazlı kayganlaştırıcı jellerden yararlanılır.

Vajinal Kuruluk Nedenleri

Östrojen Düzeyinin Azalması: Vajinal Kuruluğun temel nedeni vücutta Östrojen Düzeyinin azalmasıdır. Östrojen bir kadınlık hormonu olup vajinada kaganlığı, elastikiyeti ve asitliği sağlayaral normal ve sağlıklı bir vajina yapısının korunmasına yardım eder. Bu sayede vajina ve üriner sistem enfeksiyonlara karşı korunmuş olur. Östrojen seviyeleri düşerse bu sistem ve direnç mekanizması bozulur.

  • Menapoz, Menapoz Öncesi veya Menapoz Civarı dönem
  • Çocuk Doğurma
  • Emzirme
  • Anti-Östrojen Hormonal tedavi
  • Kemoterapi
  • Radyoterapi
  • Yumurtalıkların Cerrahi olarak çıkarılması
  • Bağışıklık bozuklukları
  • Sigara kullanımı, Östrojen azalmasına neden olur.

İlaç Tedavisi:

Bazı soğukalgınlığı ilaçları, Antiallerjik İlaçlar, Dekonjesanlar’ın kullanımı da vajinal kuruluk yapabilirler. Sjögren Sendromu: Bir tür bağışıklık sistemi rahatsızlığı olup kuru göz, kuru ağız aynı zamanda da vaginal kuruluk ta yapar. Vajinal Duş: Vajinayı çeşitli solüsyon , şampuan, losyonlarla ya da suyla duşlamak vajinal kuruluğa yol açar.

rahim alınmasıAbdominal Histerektomi alt karına yapılan bir kesi ile karın boşluğuna girilen ve rahmin yerinden kaldırılıp çıkarıldığı bir cerrahi işlemdir. Rahim, hamileyken içinde bebeğinizin büyüdüğü yerdir. Kısmi Histerektomi de diyebileceğimiz Subtotal Histerektomi türünde Rahim Ağzı alınmaz yerinde bırakılır. Total Histerektomide ise Rahim ve Rahim Ağzı birlikte tamamen alınır. Bazen tek veya çift taraflı yumurtalık ve tüplerin alınması da gerekebilir. O zaman buna Unilateral ya da Bilateral Salpingoooferektomi denir. Histerektomi Vajinal yoldan veya Laparoskopik şekilde yapılabilir.

Histerektomi Sonrası Hayat

  • Artık adet olmayacaksınız.
  • Eğer yumurtalıklarınız da alındıysa Cerrahi olarak Menapoza girdiniz, Doktorunuzun belirlediği bir süre Hormon Replasman Tedavisi alacaksınız.
  • Artık hamile kalmayacaksınız.
  • Eğer operasyonda Yumurtalıklar yerinde bırakıldıysa bile normalden daha önce menapoza gireceksiniz.
  • Rahim Ağzı yerinde bırakıldıysa veya Histerektomi Rahim ağzındaki bir kanser öncüsü lezyon nedeniyle Rahim ağzı alınsa bile PAP SMEAR takiplerine devam edilmelidir.
  • Eğer histerektomi öncesi iyi bir cinsel hayatınız varsa histerektomi sonrası da devam edecektir. Hatta bazı ağrılı ve kanamalı rahim hastalığı nedeniyle rahmi alınmış kadınlarda daha iyi bir cinsel hayat başlamış olacaktır.
  • Özellikle kanamalı hastalarda rahmin alınmasından sonra kadınların hayata bakış açıları değişir. Daha mutlu, aktif, dinamik bir kişi olurlar.

Ameliyat Sonrası Dikkat Edeceğiniz Noktalar

  • Ameliyattan hemen sonra ağrılar çok yoğun olsa da etkili ağrı kesici ilaçlarla bunu en hafif şekilde hissedeceksiniz.
  • Ameliyat günü yatakta bacaklarınızı hareket ettirmeli, hemen ertesi gün de yürümelisiniz. Ne kadar çabuk hareketlenirseniz o kadar çabuk iyileşirsiniz.
  • İki ay bol bol dinlenin.
  • İki ay hiçbir şekilde ağırlık kaldırmayın.
  • İki ay yorucu fiziksel aktiviteden kaçının.
  • İki ay cinsel ilişkiye ara verin.
  • Herşeyin normal olduğunu teyit etmek için ameliyattan iki ay sonra Doktorunuza kontrole gidin.

Abdominal Histerektomi Öncesi Yapılabilecek Testler

  • PAP SMEAR
  • Pelvik USG
  • Endometrial Biopsi

Ameliyattan önceki gece barsak temizliği, vajinanın antiseptik solüsyonla temizliği yapılır. Enfeksiyon riskini azaltmak için ameliyat sırasında ve sonrasında intravenöz antibiotik verilir.

Histerektomiye Nasıl Hazırlanmalısınız ?

Doktorunuz size Histerektomi önerdiğinde endişe hissetmenizden daha doğal bir şey olamaz. Benim size endişelerinizi gidermek için çeşitli önerilerim olacak;

  • Bilgi Toplayın: Doktorunuzla birlikte verdiğiniz Histerektomi kararınızın doğruluğundan emin olun. Doktorunuza herşeyi en ince ayrıntısına kadar sorun. Tüm detayları bizzat Doktorunuzdan öğrenin.
  • Önceden kullandığınız Antidepresan, Tansiyon ilacı, Kan sulandırıcı, Bitkisel İlaçlar gibi ilaçlar kullanıyorsanız, bunu mutlaka Doktorunuza söyleyin ki operasyon öncesi İlaçların kullanımı değiştirilebilir.
  • Anestezi seçiminde bu tür büyük ameliyatlarda bizler, eğer sizin bir sağlık sorununuz yoksa Genel Anesteziyi tercih ederiz. Fakat Genel Anesteziye engel bir durum varsa Rejional Anestezi yapılabilir.
  • Hastanede yatış sürenizi öğrenin. Abdominal histerektomi sonrası genelde hastanede iki gün yatılır. Ek bir problem gelişmedikçe iki gece yatıp sonra sağlıkla evinize gidersiniz.
  • Eve çıktıktan sonra yaklaşık on gün kadar size yardımcı olacak birini bulun. On günden sonra normal günlük aktivitelerinizi yerine getirebilirsiniz. Fakat bir yıl süreyle ağır kaldırmamak kesi yerinin fıtıklaşmasını engellemek için önemli bir husustur.

Abdominal Histerektominin Riskleri

Abdominal Histerektomi genel olarak çok güvenli bir ameliyat olup , diğer büyük cerrahi operasyonların risklerini taşır. Bunlar ;

  • Kan Pıhtıları ve Pıhtı Embolileri
  • Enfeksiyon
  • Aşırı Kanama
  • Anestezi Komplikasyonları
  • Mesane, Üreter, Rektum gibi yapılara ileri cerrahi onarım gerektiren hasarlar verilebilir.
  • Yumurtalıklar alınmasa bile daha Erken Menapoza girme durumu ortaya çıkar.

Hangi Durumlarda Abdominal Histerektomi Yapılır?

  • Rahim veya Rahim Ağzı Kanseri durumlarında
  • Miyom denilen iyi huylu Rahim tümörlerinde
  • Endometriozis denilen Rahiç içi zarının normal yerinin dışında bulunmasıyla karakterli bir hastalığın şiddetli formlarında yapılabilir. Bu durumda Bilateral Salpingoooferektomi de gerekebilir.
  • Rahim Sarkması durumlarında
  • Medikal Tedaviye cevap vermeyen Anormal Vajinal Kanamalarda
  • Kronik Pelvik Ağrı durumunda son çare olarak yapılabilir. Ancak bu kez de ameliyat sonrası ağrılar başlar. Bu nedenle Kronik Pelvik Ağrıda Histerektomi yapılması için uzun uzun düşünülmesi gereklidir.

Histerektomi ile bebek taşıma yeteneğinizi kaybedersiniz. Bebek yapma isteğiniz mevcutsa hastalıklarınızla ilgili Alternatif tedavilerin olup olmadığını Doktorunuz ile tartışmalısınız.

Vulvar ağrı veya vulvodini, yanma, batma ve iritasyon ile karakterize kronik vulvar rahatsızlıktır.

Vulvodini birçok faktörle ilişkili bulunmuştur ve herhangi bir tek tedavi programı bütün hastalar için etkili bulunamamıştır.

Vulvar ağrının etyolojisi pelvik ağrıdan farklı olsa da, ağrı öyküsünü alma ve ağrı günlüğünün kullanım yöntemi aynıdır. Kontakt alerjenlere maruz kalma, toksik ilaçlar, diğer dermatolojik enfeksiyonlar veya durumlar (Örn. Monila, herpes, insan papilloma virüsü (HPV), liken sklerozu veya psöriazis) ve sistematik dermatolojik belirtilerin varlığı (Örn. Oral lezyonlar, vücudun herhangi bir yerinde döküntü veya aksiller kistler) değerlendirilmelidir. Cinsel anamnez alınmalıdır. Anamnez uyarılma, disparöni, (zamanlama ve yeri dahil), kayganlaşma, orgazm ve problemin primer mi yoksa sekonder mi olduğunu içermelidir. Bölgeye yapılan cerrahi travmalar içinde himenotomi, vajinal doğumlar, epizyotomi veya vajinal cerrahi ele alınmalıdır. Vulvar ağrının değişik nedenleri arasında spinal disk problemlerine bağlı dizesteziler, pudendal veya genitofemoral nevralji, önceden geçirilmiş herpes zoster epispdları veya üretra, vajen veya interstisyel sistitten refere ağrı vardır; o halde öyküde bu durumlara ilişkin sorular sorulmalıdır.

Muayene: Fizik muayene eritem ve lezyonlar (ülserler ve/ veya fissürler, deriden kabarık, beyaz veya pigmente) için ayrıntılı bir araştırmayı içermelidir. Hassasiyet bölgesinin sınırları pamuk uçlu bir çubuk ile belirlenmelidir. Periüretral vaya Bartolin gland hassasiyeti değerlendirilmelidir. Pelvik taban levator ani kas tonusu belirlenmelidir ve vajinal salgılardan taze preparat (salin ve potasyum hidroksit), vajinal pH ve amin “whiff” testi yapılmalıdır.

Ayrıntılı anamnez ve fizik muayeneden sonra, vajinozis veya vajinit (Örn. Monilia, trikomonas, bakteriyel vajinozis, HPV, herpes) ekarte edilebilir ve tedavi edilebilir. Eğer eritem , hipertrofik değişiklikler veya lezyonlar varsa, kolposkopi yapılmalıdır ve hipertrofik bölgeler, ülserler veya lezyonlar belirlenip, liken sklerozu veya hipertrofik distrofi, neoplazma veya diğer enfeksiyöz olayların ekarte edilebilmeleri için biyopsi alınmalıdır.

Kolkoskopi: Vulvar ağrı sendromları olan kadınların kolposkopik bulguları iki kategoriden birine girer:

  1. Kutanöz veya mukozal yüzeylerde difüz asetobeyazlanma
  2. Asetobeyazlanma olmaksızın ağrılı vestibüler eritem

Asetik asit uygulamasından sonra HPV enfeksiyonunu kanıtlayan klinik görüntü vestibüler yapıların parçalı papillasyonları, vestibülün ince yaygın papillomatozu ve bazen %5’lik asetik asit ile asetobeyaz değişiklikler içeren düz epitelyal yüzeyleri içermektedir. Yanlızca difüz iritatif asetobeyazlanma veya HPV gösteren biyopsisi olan kadınlar arasında, intramuskuler veya intralezyoner interferon, topikal 5-FU, CO2 lazer veya %30’luk triklorasetik asit uygulamaları, orta ile ağır semptomatolojilerin %75’ini giderebilmişlerdir. İnterferonun yan etkileri gribal belirtilerden oluşmaktadır. Bir başka çalışmada, interferon ile tedavi olan hastaların %50’si rahatladıklarını ifade etmişlerdir.

Eğer muayene veya kolposkopi eritem ve enflamatuar değişiklikler gösteriyorsa alerjenlerden şüphelenilmelidir. Hastaya potansiyel alerjenlerden uzak durması önerilmelidir ve günde iki kere %1’lik hidrokortizon ile topikal tedavi, semptomlar geçinceye kadar veya 1 ay süresince, verilmelidir. Eğer belirtiler sürerse biyopsi alınması önerilmektedir.

Vulvar Vestibülit Sendromu: Vulvar vestibülit sendromu “vajinal girişte şiddetli ağrı, vulvar vestibül içerisinde lokalize basınca hassasiyet ve değişik derecelerde vestibüler eritemle sınırlı fiziksel bulguları” olarak tanımlanmaktadır. Yanma, batma ve acıma sıklıkla bulunmaktadır. Vulvar vestibülit sendromunun etyolojisi hala bilinmemektedir. Sıklıkla önceden geçirilmiş bir vajinal kandida enfeksiyonu ile ilişkilidir ve bir aşırı duyarlılık reaksiyonu veya belki de bir iritan veya alerjik reaksiyon olabilir. Friedrich’in çalışmasında, kadınların %15’ı belirtilerin jinekolojik cerrahi veya doğumdan sonraki 6 hafta içerisinde , %63’ü önceden geçirilmiş şiddetli ve tekrarlayan vulvovajinal kandidiyaz belirtileri ile başladığı ve %12’si cinsel taciz öyküsü vermişlerdir. HPV bir çok olguda DNA hibridizasyon teknikleri ile gösterilmiştir. Ancak, histolojik araştırma patogenezin açıklanmasında yararlılık sağlamamıştır. Vestibüler glandlarda nonspesifik kronik enflamatuar infiltasyon en sık rastlanan histolojik bulgudur.

Tedavi: Yakın zamanda başlamış (3ay içerisinde) hafif bulgu veya belirtileri olan hastalar için ılık oturma banyoları, cinsel ilişkide kayganlaştırma, %1’lik hidrokortizon kremi ve oral kalsiyum karbonat (günde 1000mg) yararlı olabilir. Eğer belirtileri uzun süredir varsa veya şiddetli ise, amitriptilin gibi bir trisiklik antidepresan yatarken 25-50 mg , yönlendirilmiş psikolojik ve davranışsal ağrı tedavisi ile kombine olarak sunulmalıdır. Pelvik taban relaksasyonu da yardımcı olabilir. Eğer bu yaklaşım başarısız kalırsa, perineorafi veya minör vestibüler glandların eksizyonu uygulanabilir. Bu Woodruff prosedürü kontrollü çalışmalara konu olmamıştır, ama genellikle tedavi edilen hastaların %50’sinde ağrıyı gidermekte başarılı olmaktadır; tedavi edilen kadınların %40’ı ağrıda orta dereceli iyileşme olduğunu ve %10’u ağrıda hiçbir azalma olmadığı hatta bazen belirtilerin şiddetlendiğini ifade etmişlerdir. Cerrahi eksizyondan önce, kadınlar psikolojik değerlendirmeden geçirilmelidir ve Minnesota Multifazik Kişilik Anketi, Kronik Hastalık Problem Anketi veya Evlilik Diadik Anketi gibi psikolojik testlerde eğer anormallikler belirlenirse, psikolojik ağrı tedavisi sürdürülmelidir. Yapılan çalışmalar, cerrahi sonuçları olumlu etkileyen faktöler arasında, psikolojik değerlendirmeye alınmaya gönüllü olmak ve yüksek parite bulunduğunu göstermişlerdir. Ağrılı vestibüler eritemi olan kadınların yanlızca %8’inde tıbbi rejimler başarılı olmuştur.

adet sancısıDismenore adet gören kadınların yaklaşık % 50 ‘sini etkileyen ve sık rastlanan bir jinekolojik hastalıktır. Primer Dismenore pelvik patoloji olmaksızın görülen ağrıdır, buna karşın Sekonder Dismenore altta yatan bir patoloji ile birlikte olan ağrılı adet görmedir. Primer Dismenore genellikle menarştan sonraki 1 – 2 yıl içinde , ovulatuar sikluslar yerleşince ortaya çıkar. Bu bozukluk daha genç kadınları etkiler fakat kırklı yaşlara kadar sürebilir. Sekonder Dismenore genellikle menarştan yıllar sonra gelişir ve anovulatuar sikluslar ile birlikte olabilir.

Sekonder Dismenore

Sekonder dismenore genellikle menarştan yıllar sonra ortaya çıkar. Ancak, tanım olarak, sekonder dismenore başlangıç yaşını değil altta yatan pelvik patoloji ile ilgili siklik menstrüel ağrıyı ifade eder. Sekonder dismenorenin ağrısı sıklıkla menstrüasyondan 1-2 hafta önce başlar ve kanamanın durmasından sonraki birkaç gün devam eder. Sekonder dismenorenin altta yatan mekanizmaları çok çeşitlidir ve tam olarak aydınlatılamamıştır, ancak çoğunlukla servikal tıkanıklık, intrauterin kitle veya yabancı cisime sekonder olarak fazla miktarda prostaglandin üretimi veya hipertonik uterin kontraksiyonları sorumlu tutulmaktadır. Nonsteroidal antienflamatuar ilaçlar ve oral kontraseptifler sekonder dismenorede primer dismenoreye kıyasla daha düşük olasılıkla ağrıyı hafifleteceklerdir.

Sekonder dismenorenin en sık nedeni endometriozistir ve bunu adenomyozis ve rahim içi araç takip ederler. Sekonder dismenorenin ayırıcı tanısı primer dismenore ve siklik olmayan pelvik ağrıyı içerir. Primer dismenorenin tanısı anemnez ve normal bir pelvik muayenenin varlığına dayanmaktayken, sekonder dismenorenin tanısı bir ağrı günlüğünün değerlendirilmesi ve ultrasonografi veya laparoskopiyi gerektirebilir. Sekonder dismenorenin tedavisi altta yatan spesifik hastalığın tedavisidir.

Adenomyozis Adenomyozisin (endometriumun uterin kasların içine doğru gelişmesi) eşlik ettiği dismenore sıklıkla adetten 1hafta önce başlar ve adetin bitmesinden sonraya kadar sonlanmayabilir. Bunula birlikte bulunan disparöni, disşezi ve metroraji adenomyozis tanısı olasılığını arttırır. Endometriozis ektopik endometriumun peritoneal boşlukta bulunması ile karakterize iken, adenomyozis endometrial glandların myometrium içinde , endometriumun bazal tabakasından en az bir büyük büyütme alanı ilerde, bulunması olarak tanımlanır. Adenomyozis, endometriozis ve uterin leiomyomlar sıklıkla bir arada bulunurlar. Zaman zaman daha genç doğurgan yaşlardaki kadınlarda görülse de, semptomatik kadının ortalama yaşı genellikle 40 yaş veya üstüdür. Belirtiler: Adenomyozis sıklıkla asemptomatiktir. Adenomyoziste görülen tipik belirtiler çok şiddetli veya uzamış menstrüel kanama veya sıklıkla adetten 1hafta kadar önce başlayan dismenoredir. Bulgular: Uterus yaygın olarak büyümüştür, ancak genellikle >14cm, ve sıklıkla, özellikle adet döneminde, yumuşak ve hassastır. Uterusun mobilitesi sınırlanmamıştır ve adneksial patoloji yoktur. Tanı: Adenomyozis klinik bir tanıdır ve görüntüleme çalışmaları, yardımcı olsalarda sonuca ulaştırmazlar. Maliyet ve tanısal doğrulukta gözardı edilebilir iyileşmeden ötürü bu çalışmalar rutin olarak önerilmemektedirler. Yaygın uterin büyümesi ve gebelik testi negatif olan kadınlarda sekonder dismenore adenomyozise bağlanabilir; ancak şüphelenilen adenomyozis patolojik olarak yanlızca histerektomide doğrulanabilir. Bir çalışmada , klinik tanı olguların yanlızca %48’inde doğrulanabilmiştir. Tedavi: Adenomyozisin tedavisi hastanın yaşı ve gelecekte çocuk istemine bağlıdır. Adenomyozis nedeni ile ortaya çıkan sekonder dismenore histerektomi sonrası kesin tedavi olur ama başlangıçta daha az invaziv yaklaşımlar denenebilir. Nonsteroidal antienflamatuar ilaçlar, oral kontraseptif haplar ve progestinler veya sürekli oral kontraseptif haplarının kullanımı yararlı bulunmuştur.

Primer Dismenore

Primer Dismenorenin nedeni artmış Endometrial Prostoglandin üretimidir. Bu bileşikler Proliferatif Endometriuma kıyasla Sekretuar Endometriumda artmışlardır. Geç Luteal Fazda Progesteron düzeylerinin düşmesi litik enzimatik aktivasyonu tetikler, bu da Fosfolipidlerin ortaya çıkması ile Araşidonik asit yapımı ve Siklooksigenaz Kaskadının aktivasyonu ile sonuçlanır. Primer dismenoresi olan kadınların daha yüksek uterin tonusları vardır ve yüksek amplitüdlü kontraksiyonlar azalmış uerin kan akımına yol açarlar. Vazopressin konsantrasyonları da dismenoresi olan kadınlarda daha yüksektir. Belirtiler: Primer Dismenorenin ağrısı genellikle adetten birkaç saat önce veya adet başladıktan hemen sonra başlar ve 48 – 72 saat kadar uzun sürebilir. Ağrı suprapubik kramplar ile doğum sancısına benzer ve lumbosakral bel ağrısı, ön bacak üzerine yayılan ağrı, bulantı, kusma, ishal ve ender olarak senkopal episodlar ağrıya eşlik edebilir. Dismonere ağrısı kolik tarzdadır ve kimyasal veya enfeksiyöz peritonite bağlı karın ağrısının tersine karına yapılan masaj, uygulanan baskı veya vücudun hareketi ile hafifler. Bulgular: Muayenede vital bulgular normaldir. Suprapubik bölge palpasyonla hassas olabilir. Dismenore episodu sırasında bimanuel muayene sıklıkla uterin hassasiyet gösterir; ancak serviksin hareketi veya adneksial yapıların palpasyonu ile şiddetli ağrı yoktur. Pelvik organlar primer dismenorede normaldir. Tanı: Primer dismenore tanısını koymak için altta yatan pelvik patoloji olasılığını ekarte etmek ve ağrının siklik olduğunu doğrulamak gerekir. Uterusun boyutlarını, şeklini ve mobilitesini , adneksial yapıların boyutlarını ve hassasiyetini ve uterosakral bağların veya rektovajinal septumun nodülarite veya fibrozunu değerlendirmek için pelvik muayene yapılmalıdır. Gonore ve klamidya için servikal çalışmalar ve gerekli ise tam kan sayımı ve eritrosit sedimentasyon hızı salpingo-ooforiti ekarte etmek için yararlıdırlar. Eğer hiç bir anormallik bulunamıyorsa primer dismenore tanısı konulabilir. Tedavi: Prostaglandin sentetaz inhibitörleri primer dismenorenin tedavisinde olguların yaklaşık %80’inde etkilidirler. İnhibitörler ağrının başlangıcından hemen önce veya başlangıcında alınmalı ve 6-8 saatte bir prostaglandin yan ürünlerinin tekrar oluşumunu engellemek için düzenli kullanılmalıdır. İlaç adetin ilk birkaç günü boyunca alınmalıdır. Dozaj ve inhibitör tiplerinde değişikliklerle 4 ila 6 aylık tedavi kürü denenmeden tedavi yanıtsızlığına karar verilmemelidir. Bu ilaçlar gastroentestinal ülserleri olan veya aspirine bronkospastik aşırı duyarlılığı olan hastalarda kontrendike olabilir. Yan etkiler genellikle hafiftir ve bulantı, hazımsızlık, ishal ve bazen de halsizliği içerir. Oral kontraseptifler açısından kontrendikasyonu olmayan veya doğum kontrolu arzu eden primer dismenoresi olan hastada oral kontraseptif hapı seçilecek tedavidir. Oral kontraseptifler endometrial proliferasyonu azaltır ve prostaglandinlerin en düşük oldukları erken proliferatif faza benzer endokrin bir ortam yaratırlar. Primer dismenoresi olan kadınların %90’ı oral kontraseptif hapları ile rahatlamaktadırlar. Eğer hasta bu tedaviye yanıt vermezse ayda 2-3 gün hidrokodon veya kodein eklenebilir. Ancak narkotik ilaçlar uygulanmadan önce psikolojik faktörler ve diğer organik patolojiler tanısal laparoskopi ile ekarte edilmelidir. Özellikle ağrı kontrolü ve akupunktur veya transkutan elektriksel sinir uyarısı (TENS) yararlı olabilir. Primer dismenore için cerrahi yaklaşımlar (Örn. Laparoskopik uterin sinir ablasyonu veya presakral nevrektomi) ender olarak kullanılmalıdır.

pelvik ağrıKronik pelvik ağrısı olan hastalar sıklıkla endişeli ve depresedirler.

Evlilik, sosyal ve mesleki yaşamları genellikle etkilenmiştir. Bu hastalar sıklıkla geleneksel olarak etkili jinekolojik ve tıbbi tedavilerden olumsuz sonuçlar almışlardır ve ağrı için birçok başarısız ameliyatlar geçirmiş olabilirler. Histerektomilerin yaklaşık %12’si pelvik ağrı için gerçekleştirilmektedir ve ağrı kliniklerinde tedavi olamaya çalışan hastaların %30’u halihazırda histerektomi geçirmişlerdir. Kronik pelvik ağrı için laparoskopiye alınan hastaların yaklaşık %60-80’inde intraperitoneal patoloji ve ağrı ile bağdaşabilecek doku yerleşim bozuklukları yoktur. Buna ek olarak, ağrı yanıtı ve endometriozis, yapışıklıklar ve venöz konjesyon gibi belli tiplerdeki sık rastlanan intraperitoneal patolojiler arasındaki ilişki tutarsız olabilmektedir. Kronik pelvik ağrının sıkılıkla gözardı edilen nedenleri iritabl barsak sendromu, interstisyel sistit, karın duvarı veya pelvik taban myofasyal sendromu veya sinir sıkışması gibi nonjinekolojik nedenlerdir. Sinir sisteminin “plastisitesi” veya sinyal değerlendirmedeki değişiklikler ağrılı durumların oluşmasında rol oynayabilirler. Prostaglandinler , vazoaktif entestinal peptit, substans P ve endorfinler gibi değişik nörohümoral modülatörler periferik sinir iletisini düzenleyebilirler ve omurilik düzeyinde sinir iletisini etkileyebilirler. Omurilik periferle beyin arasında basit bir taşıyıcıdan ötedir- eksitasyon, inhibisyon, konverjans ve sinir uyarılarının summasyonu gibi “gating” mekanizmaları için önemli bir bölgedir. Ağrı duyusu aynı zamanda beyinde norepinefrin, serotonin ve gama amino bütirik asit (GABA) gibi nörotransmitterlerle birlikte endojen endorfin ve nonendorfin analjezik sistemleri ile modifiye edilmektedir. Beynin değişik bölümleri ağrı yanıtının duysal ve afektif bileşenlerini değiştirme açısından önemlidirler. Ağrının bu bileşenleri erken deneyimler, koşullanma, korku, uyarılma, depresyon ve endişeden etkilenmektedirler.

Değerlendirme: İlk ziyarette ayrıntılı bir ağrı anamnezi alınmalıdır, bu şikayetin özelliklerini içermelidir; ağrının yeri, yayılma şekilleri, şiddeti, kötüleştirici ve iyileştirici faktörler; menstrüel siklusun etkileri, stres, iş, egzersiz, cinsel ilişki ve orgazmın etkileri; ağrının ortaya çıktığı durum; ve ağrının sosyal ve mesleki maliyeti.

  1. Genital ( anormal vajinal kanama, akıntı, dismenore, disparöni, infetilite )
  2. Enteral ( kabızlık, ishal, şişkinlik, hematoşitezi ve ağrının barsak hareketleriyle ilgisi )
  3. Kas iskelet sistemi ( travma, egzersiz veya duruş değişiklikleri ile kötüleşme )
  4. Ürolojik ( sıkışma, sıklık, noktüri, dizüri, inkontinans, hematüri )

Anamnez jinekolojik, tıbbi, cerrahi faktörleri içermelidir: ilaç kullanımı, ağrı için daha önce yapılmış değerlendirmeler ve daha önce elde edilmiş ameliyat ve patoloji raporları ele alınmalıdır. Akut bir olayın belirtileri (ateş, iştahsızlık, bulantı, kusma, şiddetli ishal, gaz çıkaramama, karında distansiyon, tanısı konulmamış uterin kanama, gebelik veya yakın zamanda abortus), özellikle aşağıdaki faktörler eşlik ediyorsa, hekimi acil tıbbi veya cerrahi girişimi gerektirecek akut bir durum olabileceği açısından uyarmalıdır: yüksek ateş, ortostatik hipotansiyon, peritoneal bulgular, pelvik veya karında kitle, anormal kan tam sayımı, pozitif genital veya üriner sistem kültürleri veya pozitif gebelik testi.

Fizik muayene Özellikle karın, lumbosakral bölge, dış genital organlar, vajen, uterus, tüpler ve overler (bimanuel ve rektovajinal muayene) dahil olmak üzere, tam bir fizik muayene yapılmalıdır. Muayene , karın duvarı ve iç organlardan kaynaklanan ağrıyı ayırt etmek için, karnın kasları kasılmış durumda muayenesini (baş muayene masasından kaldırılarak veya düz bacak kaldırma ile ) de içerilmelidir. Bu manevralarla karın duvarı ağrısı artarken iç organlara bağlı ağrı azalır. Hasta ayakta hem karın (kasık ve femoral) hem de pelvik (sistosel ve enterosel) herniler açılarından muayene edilmelidir. Hastanın ağrısına yol açan dokuların palpasyonla yerini saptamaya çalışmak gerekir. Eğer karın duvarından kaynaklanan ağrı belirlenirse, pelvik muayeneden önce bu bölgeleri lokal anestetiklerle bloke etmek yararlıdır.

Psikolojik Bileşkenler Ağrı anamnezi aşağıdaki maddeleri kapsayan geçmiş ve o dönemdeki psikolojik öyküyü içerir: psikososyal faktörler; geçmiş (veya o dönemde) fiziksel, cinsel veya duygusal taciz öyküsü; psikiatrik hospitalizasyon öyküsü; intihar girişimleri ve kimyasal bağımlılık. Hastanın ve ailesinin ağrıya yaklaşımları, hastanın ve ailenin davranışları ve hastanın yaşamındaki güncel olaylar tartışılmalıdır. Duyarlı konulara değin öykü bölümü hasta ile bir güven ortamı sağlandıktan sonra tekrar değerlendirilmelidir. Ağrı algılamasını ve ifadesini bozabilecek değişik etkileri anlamak hayati önem taşır. Ağrılı duruma yol açan ve onun sürekliliğini sağlayan faktörler arasında bir ayrım yapılabilir. Ağrının asıl nedeni ne olursa olsun, ağrı belli bir süre sürdükten sonra, başka faktörlerin onu sürdürmesi veya en azından katkıda bulunması olasıdır. Tam fiziksel değerlendirmeye psikososyal faktörlerin gözden geçirilmesi eşlik etmelidir. Endişe ve depresyon sıklıkla ağrıya eşlik ederler ve bu durumlar dikkatle değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidirler. Tipik jinekolojik ortamda psikologdan alınacak konsültasyonda dirençle karşılaşabilir çünkü konsültasyon isteyen doktorun ağrıyı psikolojik nedenlere bağladığı sonucuna varılabilir. Hasta bu konsültasyonun nedenini anlamalı ve değerlendirmenin rutin ve gerekli bir bölümünü oluşturduğuna inandırılmalıdır.   Endometriozis, Adezyonlar = Yapışıklıklar, Pelvik Konjesyon, Salpingo-Ooforit, Ovaryen Kalıntı Sendromu, Diğer Jinekolojik Patolojiler

Diğer Jinekolojik Patolojiler

Leiomyomlar, Over Tümörler, Pelvik Relaksasyon; Selim veya habis over kistleri destekleyici bağlar veya diğer somatik yapılar üzerine baskı yapabilecek boyutlardaki uterin leiomyomlar gibi belirgin jinekolojik patalojisi veya ciddi pelvik relaksasyonu olan hastalar altta yatan duruma uygun bir şekilde değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Bu durumlarla ilişkili ağrı genellikle şiddetli değildir ve uygun cerrahi tedavi şifa sağlar.

Ovaryen Kalıntı Sendromu

Ağır endometriozis veya PID nedenleri ile histerektomi ve bilateral salpingo-ooferektomi geçirmiş olan hastalarda overyen kalıntı sendromu kronik pelvik ağrıya neden olabilir. Overyen kalıntı sendromu ooferektomi yapmak amacıyla yapılmış zor bir diseksiyondan sonra in situ bırakılmış overyen kortikal doku kalıntısından gelişmektedir. Sıklıkla hasta birden çok pelvik ameliyat geçirmiştir ve uterus ve adneksler basamaklı olarak çıkartılmışlardır. Belirtiler ve Bulgular: Hasta genellikle, ovülasyon veya luteal faz ile uyumlu dönemde ortaya çıkan, lateral pelvik ağrıdan şikayet eder. Belirtiler ilk ooferektomiden 2-5 yıl sonra ortaya çıkma eğilimindedir. Pelvisin lateral bölümünde hassas bir kitle patognomoniktir. Tanı: Ultrasonografi overyen dokunun sonografik özelliklerini gösteren bir kitlenin varlığını doğrular. Bilateral salpingo-ooferektomi geçirip hormon replasman tedavisi almayan hastada östradiol ve folikül stimülan hormon (FSH) düzeylerinin ölçümü karakteristik bir premenopozal dönem özelliği gösterir, ancak bazen kalan over dokusu FSH’u baskılayacak kadar aktif olmayabilir. Tedavi: Danazol, yüksek doz progestinler veya oral kontraseptif hapları ile tıbbi tedaviler değişik sonuçlar vermiştir. Hastalar gonadotropin releasing hormon agonistleri ile ağrıdan hafifleme hissedebilirler ancak bu ilaçlar uzun vadeli tedavi için pratik değillerdir. Laparoskopik muayene genellikle sonuçsuzdur çünkü overyen kitle görülemeyebilir veya adhezyonlar doğru tanı konmasını engelleyebilir. Tedavi için laparotomi gereklidir. Düzeltici cerrahi zor olabilir ve kaçınılmaz sistotomi, enterotomi, postoperatif ince barsak tıkanıklığı ve hematom oluşumu ile komplike olabilir. Cerrahi patoloji genellikle overyen dokunun varlığını gösterir ve bazen endometriozis, corpus luteum veya foliküler kistler ve fibröz adhezyonlar eşlik edebilir.

Salpingo-Ooforit

Salpingo-ooforitli hastalar genellikle akut enfeksiyon belirti ve bulguları gösterirler. Atipik veya kısmi olarak tedavi edilmiş enfeksiyon, ateş veya peritoneal bulgular subklinik hastalığın belirtileridir. Subakut veya atipik salpingo-ooforit sıklıkla bir klamidya veya mikoplazma enfeksiyonun sonucudur. Alternatif olarak çok eşli bir hasta sık tekrarlayan enfeksiyonlar geçirebilir. İlk olarak gonokokkal PIDgeçirmiş hastanın tekrarlayıcı enfeksiyonlar geçirmesi daha olasıdır. Gelecekteki enfeksiyonlar için oluşan bu artmış duyarlılığın mekanizması açıklanamamıştır, ancak fallop tüpü ve serviksin mikroorganizmalara karşı doğal dirençlerinin zayıfladığı önerilmiştir. Tanı: Karın hareketi, servikal hareket ve bilateral adneksial hassasiyet pelvik enfeksiyonda tipiktir. Tam kan sayımı ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) ile gonore ve klamidya için servikal kültür yapılmalıdır. Peritoneal sıvı kültürleri ile laparoskopi genellikle tanıyı doğrular. Anormal ESH veya klinik muayenesi olan hastalar laparoskopiden önce ampirik olarak salpingo-ooforit tanısı ile tedavi edilmelidirler.

Pelvik Konjesyon

1945’te Taylor duygusal stresin düz kas spazmı ve overlerle uterusu drene eden venlerin konjesyonu ile ortaya çıkan otonomik sinir sistem disfonksiyonuna yol açabileceğini önermiştir. Kronik pelvik ağrısı olan kadınlarda, transuterin venografi sıklıkla kontrast maddenin uterin ve overyen venlerden gecikmiş silinmesini gösterir. Gebe ve postpartum kadınların asemptomatik pelvik konjesyonları olduğundan, pelvik ağrı nedeni olarak konjeste venlerin rolü belli değildir. Bu kurumsal sendromun ortaya çıkmasında rol alan spesifik nörotransmitterler bilinmemektedir. Belirtiler ve Bulgular: Pelvik konjesyonun tipik belirtileri alt karın ve bel ağrısı, sekonder dismenore, disparöni, anormal uterin kanama, kronik yorgunluk ve iritabl barsak belirtilerini içerir. Ağrı genellikle ovülasyon ile başlar ve adetin sonuna kadar sürer. Uterus sıklıkla büyümüştür ve overler birçok fonksiyonel kistli ve büyüktürler. Uterus, paremetriumlar ve uterosakral bağlar hassastır. Tanı ve Tedavi: Transuterin venografi tanı için standart yöntemdir. Doppler akım çalışmaları ile pelvik ultrasonografi ve laparoskopi varikoz venler gösterebilir. Bu testler pahalı ve potansiyel morbiditeye sahip olduklarından yanlızca hastalar semptomatik olduklarında yapılmalıdır. Pelvik konjesyon tedavisi hormonal baskılama ve kognitif davranışsal ağrı tedavisinden histerektomiye kadar çeşitlidir. Düşük doz östrojen, progestin ağırlıklı sürekli oral kontraseptif hapları, yüksek doz progestinler veya gonadotropin releasing hormonlar sıklıkla ağrıyı hafifletmektedir. Hormonal baskılama pelvik konjesyon şüphesi olan kadınlarda seçilecek ilk tedavi yöntemidir. Medroksiprosjesteron asetat, günde 30mg, yararlı bulunmuştur. Tedavi, psikoterapi ve davranışsal ağrı tedavisini içeren multidisipliner bir yaklaşımı içermelidir. Ailelerini tamamlamış kadınlar için histerektomi ile olası ooferektomi mantıklı bir seçenektir.

Adhezyonlar – Yapışıklıklar

Laparoskopi ile belirlenen adhezyonlar sıklıkla pelvik ağrı şikayetinin olduğu karın bölgesinde bulunmaktadır. Ancak, ne spesifik lokalizasyon (yani adneksial yapılar, parietal viseral periton veya barsak) ne de adhezyonların yoğunluğu ağrı belirtilerinin varlığı ile bağlantılı bulunmamıştır. Kontrolü olmayan adhezyolizis çalışmaları tutarlı olarak ağrıda anlamlı bir azalma göstermemişlerdir. Adhezyonların açıldığı bir çalışmada endişe, depresyon, birden çok somatik belirti ve sosyal mesleki sorunları olan bir kadın grubunun adhezyolizise yetersiz yanıt verdiği belirlenmiştir. Bu belirtilerin olmadığı grup ağrıda anlamlı azalma göstermişlerdir. Ancak, bir prospektif çalışma, ağrı üç değerlendirme yönteminin ikisi ile ölçüldüğünde, yanlızca adhezyonların yoğun ve barsağı ilgilendirdiği durumlarda adhezyolizisle ağrıda anlamlı azalma olduğunu göstermiştir. Belirtiler: Cinsel ilişki veya hareket ile artabilen, nonsiklik karın ağrısı adhezyonları olan kadınların sık rastlanan şikayetleridir. Ancak, adhezyonlara spesifik bir belirti-paterni yoktur. Barsağı ilgilendiren yoğun adhezyonlar kısmi veya tam barsak tıkanmasına neden olabilirler. Bulgular: Karın duvarı myofasyal veya nörolojik nedenlere dikkatlice kaldırılmalıdır. Adhezyonları olan çoğu kadın daha önce bir cerrahi girişim geçirmiştir ve karın duvarı yapıları zedelenmiştir, ki bu ağrının nedeni olabilir. Pelvik organların azalmış mobilitesi ve adneksial büyüme adhezyonları olan hastalarda sıklıkla dikkati çeker. Tanı ve Tedavi: Tanısal laparoskopi somatik faktörler ekarte edilmiş ve psikolojik değerlendirme sonuçları negatif ise önerilmektedir. Adhezyonlarla ilgili endometriozis ve salpingo-ooforit araştırılmalıdır. Adhezyonların pelvik ağrıdaki rolleri belli değildir. Adhezyolizis yanlızca ayrıntılı bir multidisipliner değerlendirme yapılıp, stres, ruh hali ve ilişkili davranışsal yanıtları ele alacak entegre bir tedavi yaklaşımı yerleştirildikten sonra önerilmektedir.

Endometriozis

Endometriozis ve yapışıklıklar kronik pelvik ağrının değerlendirilmesi için yapılan laparoskopi ile belirlenen en sık jinekolojik durumlardır. Endometriozis kronik pelvik ağrı değerlendirilmesi için laparoskopi olan hastaların %15-40’ında belirlenmektedir. Endometriozis hafif enflamatuar bir reaksiyona yol açar. Ancak, ağrının nedeni tam olarak aydınlatılamamıştır. Hastalığın yeri ve ağrı belirtileri arasında bir bağlantı yoktur. Aynı zamanda ağrının insidans ve şiddeti ile endometriotik lezyonların evresi arasında da bir ilişki yok gibi görünmektedir. Hastalığın evresi ne olursa olsun, hastaların %30-50’sinde ağrı yoktur ve hastaların %40-60’ı muayenede hassasiyet göstermezler. Rektovajinal septumun derin infiltre edici lezyonları ağrı ile bağlantılıdırlar, ancak bu büyük olasılıkla nöropatik kaynaklıdır. Hafif, düşük evreli hastalıkta bulunan peteşial implantlarda, daha yüksek evre endometriozisli hastalarda sık olan pudra yanığı veya siyah implantlara kıyasla, prostaglandin (PGE ve F2alfa üretiminin çok fazla olduğu bulunmuştur). O halde, prostaglandin üretimi düşük evre hastalığı olan hastalarda şiddetli ağrının nedeni olabilir. Klinik olarak endometriozis ile ağrı arasında ilişki olup olmadığı hastalığın hormanal duyarlılığına bağlı olarak belirlenebilir. Hipoöstrojenik bir durum oluşturulduktan sonra, endometriozise bağlı pelvik ağrısı ve dismenoresi olan hastalar bir rahatlama hissetmelidirler. Ağrıda hafifleme genellikle tedavinin başlamasından sonraki 2ay içinde ortaya çıkar ama sıklıkla tedaviden 18 ay sonra tedavi öncesi düzeye döner. İntermenstrüel ağrı endometriozisle, dismenore ile olduğu kadar, tutarlı bir şekilde ilişki değildir ve hormonal tedaviye daha az yanıt verir.