Gebelik ve Doğum

gebelik ve doğumMutlu, huzurlu ve sevgi dolu bir evililiğiniz var. Karı – koca birbirinizle iyi vakit geçiriyorsunuz. İyi ve uyumlu bir çiftsiniz ve bu mutluluğunuzu bir bebek ile taçlandırmak istiyorsunuz. Bize başvurdunuz ve hamilelik öncesi danışmanlığımızdan faydalandınız.

Gerekli testleri yaptırdınız. Önceden var olan hastalıklarınız (diabet, yüksek tansiyon, epilepsi, astım….vs)varsa onları kontrol altına aldınız. Gebelikten üç ay önce Folik asit almaya başladınız. Beslenme sisteminizi gebelikte çok kilo almayacak şekilde düzenlediniz. Sigara ve alkol kullanıyorsanız, eşinizle birlikte bıraktınız. Düzensiz bir yaşamınız varsa düzenlediniz.

Uyku düzeniniz bozuksa düzenlediniz. Adetiniz bittikten sonra bir sonraki adete kadar eşinizle birlikte oldunuz. Adetiniz gecikti. Bulantılar başladı. Hemen bir test alıp yaptınız. Veeee işte o büyük an!!!!!! Çift çizgiiiiii!!!!!! HAMİLESİNİZ!!!!!!……. TEBRİKLER!!!!!!!

Eşinize bu mucizevi olayı en hoş şekilde haber vereceksiniz. Dünyalar onun olacak. Siz artık daha çok onun,o da artık daha çok sizin olacak. İkinizin bu dünyaya verebileceği en güzel ürün olan bebeğiniz , şu an sizin Rahminizde!!!!!.Bu gerçekten büyük bir mutluluk.

En içten iyi dileklerim,bilgim ve tecrübemle tüm hamileliğinizde gece gündüz ayırt etmeksizin Hekiminiz olarak yanınızdayım. Size bu sitede ; Gebelikle ilgili bazı bilgileri vermeye çalışacacağım.

normal doğumDokuz ay on gün süren bir hamilelik yolculuğunun son ve en güzel durağıdır doğum. Her kadının doğum eylemi, kendine özeldir. Bazen düzenli doğum sancıları, bazen su kesesinin açılması, bazen de rahim ağzı genişlemesinden kaynaklı halk arasında “nişan gelmesi” denilen kanlı, mukuslu bir akıntının gelmesiyle başlar doğum eylemi. Her ne şekilde başlarsa başlasın, bebeğine kavuşacak olan anneyi tatlı bir telaş alır. Doğuma giden yolda sancılar vardır ama normal doğumda kararlı anne bunun bilincindedir ve sancıları ne kadar kuvvetli ve sık gelirse, bebeği de o kadar çabuk gelecektir.

Doğum sancılarının başladığı andan , bebeğin doğmasına kadar olan sürece TRAVAY denilir. Travay sürecinde rahim ağzının yumuşaması, amnion kesesini açılması, bebeğin anne rahminden çıkıma doğru doğum sancılarıyla itilmesi gibi olaylar yer alır. Her şey yolunda giderse gerçekleşir. Fakat travay sırasında bebeğin kalp atımının azalması, bebeğin erken travay döneminde kakasını yapması, uzun süre sancı çekilmesine rağmen rahim ağzının açılmaması, rahim ağzının açılmasına rağmen bebeğin annenin pelvis kemikleri içinde uygun ekseni bulup ta çıkıma doğru ilerleyememesi, annenin uzun süre sancı çektiği halde bebeğin çıkıma doğru ilerlemesinin beklendiği zamanda sancıların kesilmesi ve verilen suni sancı tedavisine yanıt vermemesi, doğum sancılarının çok sık ve şiddetli geldiği rahmi sürekli kasılı halde tuttuğu ve müdahale edilmzse bebeğin plasentasının erken ayrılıp bebeğin ölümüyle sonlanabileceği durumlarda hasta derhal SEZARYEN’e alınmalıdır. Bu durumda Normal Doğumda ısrar etmek anne ve bebek hayatını önemsememek demektir ki hiç bir Kadın Doğum Uzmanı böyle bir yaklaşımda bulunmaz, bulunamaz. Çünkü bizim misyonumuz bize başvurmuş anne adaylarını bebekleri ile birlikte en sağlıklı şekilde evlerine göndermektir.

Travay’ın süresi kişiye ve gebeliğin sayısına göre değişim gösterir. Eğer kişi ilk doğumunu yapıyorsa daha uzundur. Bundan sonraki her gebelikte travay süresi biraz daha kısalır. Doğumlar tekrarlayan gebeliklerde daha kolay olmaya başlar. Anne olmak Allahın kadına verdiği kutsal bir görevdir. Bu güzel göreve giden yolda karşılaşılan zorlukları hastalarımız ile birlikte aşıyoruz. Doğum gerçekleşip anne bebeğini kucağına alınca gebelikte ve travay sırasında çekilen tüm sıkıntılar unutuluyor.

Bebeğin başı annenin vajinasından dışarıya doğru kabartı yapmaya başlayıp, bebeğin saçları göründüğünde, annenin perine bölgesine lokal anestezik yapılır ve çıkan bebek annenin dış genital organlarını düzensiz bir şekilde yırtmasın diye EPİZYOTOMİ denilen bir kesi yapılır. Sonra anneye var gücüyle ıkınması söylenip bebeği bizim kontrolümüz ile doğurması sağlanır. Evet o büyük an gelmiş, bebek doğmuş ve var gücüyle ağlamaya başlamıştır. İşte o an Kadın Doğumcunun ve Annenin birlikte derin bir OH! çektikleri en mutlu andır.

Bebek Çocuk Doktoru tarafından muayene edilip sağlıklı olup olmadığı kontrol edilirken, Anne de Plasentayı doğurmakla meşguldür. Her Kadın Doğum hekimi Plasentanın tam olarak çıkıp çıkmadığını kontrol etmek zorundadır. Eğer rahim içinde Plasenta parçaları kalırsa Doğum sonrası

Anne hayatını tehtid eden kanamalar meydana gelebilir. Şayet Plasenta tam çıkmadıysa mutlaka içerde kalan parçalar KÜRTAJ yöntemi ile temizlenmelidir.

Genellikle bebekler taravay sırasında Rahim Ağzında (Serviks’te ) ve Vajinada düzensiz yırtıklar meydana getirebilirler. Mutlaka Vajinaya ekartörler koyarak Serviksteki ve vajinadaki yırtıklar kontrol edilmeli ve dikilmelidir. Eğer bunlar da kontrol edilmeyip atlanırsa ve dikilmezse CİDDİ DOĞUM SONU KANAMALARINA yol açarlar.

Plasentayı kontrol ettik, Rahmimizin kendini toparladığını sertleştiğini ve kanama olmadığını gördük. Serviks ve Vajinadan da emin olduk. Şimdi sıra Epizyotomimizi Onarmaya geldi. Epizyotomimizi de gizli ve estetik biçimde diktikten sonra Annemizi , bebeğimizle birlikte sağlıkla odasına gönderebiliriz. Normal doğum veya Sezaryenlerde hastanede bir gece kalan hasta sağlıklı bir şekilde evine gönderilir.

Kısa bir süre sonra bizim doğum sonrası tedavimiz ve önerilerimiz ile birlikte annenin kendine dikkat etmesiyle doğum sonrası süreç te en sağlıklı şekilde tamamlanır. Bizim en büyük gıdamız, mutluluğumuz, gururumuz; hastalarımızı sağlıklarına ve sağlıklı bebeklerine kavuşturmaktır.

Doğum sancıları nın Şiddeti halk arasında dilden dile dolaşarak yeni doğum yapacak Anne Adaylarında gereğinden fazla korkuya ve sıkıntıya neden olmaktadır. Aslında İnsanoğlunun varoluşundan bu yana mekanizma hep aynıdır. Doğum sancıları aynıdır. Doğum şekli aynıdır. Tarih boyunca Annelerimiz hep aynı şekilde doğum yapmışlar, korkmamışlar ve doğurmaya devam etmişlerdir. Tabi ki gelişen Tıp Bilimi, keşfedilen ilaçlar, geliştirilen Tıbbi Teknoloji her alanda olduğu gibi Doğum konusunda da İnsanoğlunun sağlığı ve konforu için kullanılacaktır. Fakat Doğum; son derece Natürel, sancılarının şiddeti bir kadının dayanabileceği kadar olan Fizyolojik bir Olaydır. Doğum çok korkutucu bir olay olsa Annelerimiz bizleri doğurmazdı. Doğum Ağrısı Patolojik bir Ağrı DEĞİLDİR. Normal Doğurmak isteyen Anne Adaylarımızı korkutmamalı, cesaretlendirmeliyiz. Çünkü çekilen tüm sancılar bebeğinizin doğunca ilk ağlamasıyla unutulup yerini müthiş bir duygu seli ve mutluluğa bırakacaktır!!!! Annelik; işte bu kadar kutsal bir şeydir.

Normal doğum ağrısı; dünyada bebek ağlamasıyla geçen tek ağrı türüdür!!!
Normal doğum ağrısı; başladığında mutlu sonla noktalanacak tek ağrı türüdür!!!!
Normal doğum ağrısı; gebeliğin sonlarına doğru her annenin dört gözle beklediği ağrı türüdür!!!

Ağrısız Doğum; Travayı başlamış gebenin Servikal Açıklığı yani Rahim Ağzı Açıklığı 4 cm ye ulaştığı zaman belden Epidural Bölgeye Anestezi uygulanması ve Epidural boşluğa yerleştirilen Kateterden zaman zaman Anestezik madde verilmesi suretiyle Anne adayının Doğum Sancılarını hissetmemesi için uygulanan bir yöntemdir. Anne adayı Ağrı çekmeden doğum yapmak istediğinde uygulanan bu yöntemin en büyük handikap’ı Travay süresinin ıkınma fazını uzatması ve doğumu geciktirmesidir. Böyle takip edilen Doğumlarda Anne yeteri kadar ıkınamadığında Bebeğin başı çıksın diye kullanılan Vakum uygulamasına daha sık başvurulur. Yine de tercih anne adayınındır. Anne adayı istediği vakit Anestezi Uzmanlarından Profesyonel Destek alarak Ağrısız Doğum’u gerçekleştiriyoruz. Ağrısız Doğum Yapan Anneler belden aşağıları uyuşuk olduğundan diğer normal doğuranlara oranla daha geç yürüyorlar.

sezaryenSezaryen ile Doğum; anne karnının alt kısmına yapılan bir kesi ve anne rahmine yapılan ikinci bir kesi ile bebeğin vajinadan değil de karından doğurtulduğu Alternatif bir doğum şeklidir.

Alternatif diyorum; çünkü gebelikler normal prosedürlerde Normal Doğum ile sonlandırılır. Sezaryen ile Doğum; vaginal yolla doğumun olamadığı veya olmasının sakıncalı olduğu durumlarda Normal Doğuma alternatif olarak geliştirilmiş bir Cerrahi Bebek Doğurtma yöntemidir.

Bazen Sezaryen ile Doğum, vajinal yol ile yapılan Normal Doğumdan daha iyi ve sağlıklıdır. Biz size böyle durumlarda Sezaryen ile Doğum önerebiliriz. Şimdi bu durumları size açıklamaya çalışacağım.

İlerlemeyen Travay: Travayın doğum eyleminin başlangıcından bebeğin vajinadan doğumuna kadar olan süreç olduğunu daha önce söylemiştik. Anne adayının şiddetli doğum sancılarını yeterli sıklıkta çekmesi halinde Serviks dediğimiz rahim ağzının yumuşayıp açılması, bebeğin doğum yolunda çıkıma doğru ilerlemesi gereklidir. İşte bu ilerlemenin olmaması halinde biz bu duruma İLERLEMEYEN TRAVAY diyoruz. Bu durum Sezaryen ile Doğuma EN SIK karar vermemize neden olan durumdur.

Bebeğiniz Yeteri Kadar Oksijen Alamıyor Olabilir: Travay sırasında biz sürekli olarak bebeğin kalp atım hızını takip ederiz. Eğer bebeğin kalp atım hızı yavaşlıyorsa bu bebeğimizin yeteri kadar oksijen alamadığını ve hayati tehlikesi olduğu anlamına gelir ki hızlı bir şekilde Sezaryen ile Doğum kararı vermemiz gerekir.

Bebeğiniz Doğuma Uygun Bir Pozisyonda Olmayabilir: Normal Vajinal Doğum olabilmesi için bebeğin doğum kanalına başı ile girmesi gereklidir. Eğer bebek ayak, makat,el, omuz, sırt gibi kısımlarını doğum yoluna doğru vermişse yine Sezaryen ile Doğum kararı verilmelidir.

Çoğul Gebelikler: Çoğul gebeliklerde tüm bebekler normal doğum için uygun pozisyonda değilse Sezaryen ile Doğum kararı verilir.

Plasenta Sorunları: Plasenta erken ayrılabilir, doğum yolunu kapatabilir. Böyle durumlarda tek şans Sezaryen ile Doğumu gerçekleştirmektir.

Göbek Kordonu Sıkışması: Eğer Doğum sancıları sırasında Göbek Kordonundaki kan akım miktarı azalırsa yine bebeğimiz yeterli oksijeni alamaz. Bazen de Göbek Kordonu Serviks dediğimiz Rahim Ağzından dışarıya kayarak çıkar. Bunlar Acilen Sezaryen ile Doğum kararının verilmesi gereken durumlardır.

Annenin Sağlık Problemleri: Annenin Kalp Hastalığı, Yüksek Tansiyonu veya Preeklampsi, Epilepsi , AİDS gibi önemli bir rahatsızlığı varsa, annenin vajinasından doğum sırasında bebeğe geçebilecek Kondilom, Herpes gibi bir hastalığı varsa Sezaryen ile Doğum yaptırılmalıdır.

Bebeğin Sağlık Sorunları: Bebeğin Hidrosefali ve benzeri doğumsal bir problemi de Sezaryen ile Doğum yaptırmak için bir nedendir.

Geçirilmiş Sezaryen Öyküsü: Önceki Doğumu Sezaryen ile gerçekleştirilmişse sonraki Doğumlarda da Sezaryen yapılır. Sezaryenden sonra Normal Doğum mümkün olsa da eski kesi yerinden Rahim Yırtılması olabileceği için anne ve bebek için hayati önemi olan böyle bir riski genelde yüklenmek istemeyiz.

İsteğe Bağlı Sezaryen: Anne adayı eğer vajinal yolla Normal Doğum istemiyorsa nedeni her ne olursa olsun sorgulanmaksızın Sezaryen yaptırabilir. Herkes kendi vücuduyla ilgili kararları kendi verme hakkına sahiptir. Bizim görevimiz anne adayının en sağlıklı şekilde bebeğine kavuşmasını sağlamaktır.

Kadın Doğum Uzmanı Jinekolog Yelda DOĞAN günümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir

anamnez (tıbbi öykü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız. Günümüzde çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar, sağlıklı çocuk doğurmanın ilk şartının sağlıklı bir gebelik geçirmek olduğunu iyi biliyorlar. Bu sebeple bize başvuran hamilelik hazırlığındaki kadından mutlaka iyi bir anamnez (tıbbi ökü ve tıbbi özgeçmiş) almak zorundayız.

Anne adayının sahip olduğu ve geçirdiği hastalıklar bizim için önemlidir. Örneğin ; Diabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Astım, Tiroid Hastalıkları, Böbrek Hastalıkları, Kalp Hastalıkları, Kan Hastalıkları, Anemiler (Demir Eksikliği Anemisi, Talasemiler, Orak Hücre Anemileri gibi…)…..gibi.

Yine ; Akraba evlilikleri, Ailesel Hastalıklar, Baba adayının taşıdığı hastalıklar, Genetik Hastalıklar sorgulanmalıdır. Tüm bunlar sorgulandıktan sonra ayrıntılı bir Jinekolojik Muayene ve Tranvajinal Ultrasonografik Muayene ile Anne adayı değerlendirilir. Yapılan bu muayene sırasında mutlaka SMEAR TESTİ yapılmalıdır.
Anne ve Baba adaylarının Kan Gruplarının belirlenmesi aslında çok basit ama bir o kadar da ÖNEMLİ bir ayrıntıdır. Anne adayımız Gebelik öncesi yapılan belli başlı bazı kan ve idrar tahlillerini yaptırmalı (Örn;Hemogram, TİT, TORCH Paneli, TSH, AKŞ…..), Gebelik Öncesi Dahili, Sistemik veya Enfeksiyöz bir hastalığı varsa tedavi edilmeli ve Gebeliğe başlamak için tüm Tıbbi engelleri ortadan kaldırmalıdır.

Tüm planlanmış ve istenen gebeliklerin en az üç ay öncesinde Folik Asit 400 mcg/gün alınmalı, eğer gebelik öncesi kilo fazlalığımız mevcutsa diyet ve spor programı uygulanarak normal standartlarda bir vücut ağırlığı ile gebeliğe başlanmalıdır.

Gebe kalmak isteyen Anne adayının yaşı da tıbbi öyküde önemli bir yer tutar. Günümüzde gebeliklerin %10-%15 ini 35 yaş ve üzeri grupta yer alan kadınlar oluşturur. İleri yaş grubunda bulunan bu kadınların Gebelik Öncesi Danışmanlık hizmetine daha fazla gereksinim duyduğu tespit edilmiştir. Çünkü bunlar ya gebeliklerini ertelemişler ve şimdi iyi bir sonuç elde etmek istemektedirler ya da daha önceden infertilite tedavisi görmüşlerdir. Geçmişte 35 yaş üzerindeki gebelere ” yaşlı gebe” denilse de günümüzde bu terim ortadan kaldırılmıştır. Fakat artan yaşla birlikte bazı gebelik problemlerinin ortaya çıkışı da artar. 35 yaş üzeri kadınlarda gebelikle ve doğumla ilgili riskler çalışmalarda yüksek olarak belirlenmiş olsa da normal ağırlıklı, tıbbi sorunları olmayan, fiziksel olarak uygun kadınlar için riskler son derece azdır. Yani sağlıklı beslenen, spor yapan, sağlıklı yaşayan kadınlar bu ileri yaş risklerini ortadan kaldırmış olurlar.

Baktığım hasta populasyonu arasında çok sık rastlamasam da Alkol, Marihuana, Kokain, Amfetamin ve Eroin gibi madde bağımlılıkları olup olmadığı mutlaka her kadında sorgulanmalıdır. Bu maddeler kullanıldığı sürece kesinlikle gebe kalınmamalı, gebelik isteniyorsa en az altı ay önce anne madde bağımlılığı tedavisini bitirmiş olmalı, bir daha geri dönmemecesine madde bağımlılığıyla ilişkisini kesmiş olmalıdır. Bizim hastalarımızda en sık karşılaştığımız bağımlılık Sigara Bağımlılığı ki ; biz hastalarımıza gebe olmadan önce sigarayı bırakmalarını telkin ediyor, ancak gebe olduğunu öğrenir öğrenmez KESİN YASAK koyuyoruz. Çünkü bir insan kendine bilerek ve isteyerek zarar verebilir ama başka birine ki bu karnındaki savunmasız bir bebeği ise zarar verme hakkına sahip değildir.

Gebe adayının yaşadığı ortamın sağlık koşulları da önemlidir. Örneğin ; Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan Hemşireler potansiyel olarak Sitomegalovirus ve Respiratuar Sinsitial Virus’a, bakımevi personelleri de Parvovirus ve Rubella’ya maruz kalırlar. Radyoloji bölümünde çalışan personeller kronik radyasyona maruz kalırlar. Endüstri işçileri Ağır metallere, organik çözücülere, kırsal kesimde yaşayanlar tarım ilaçlarına, kontamine kuyu sularına maruz kalabilirler. Gebe kalmayı planlayan kişi bu maddelerden bir şekilde uzaklaşmayı başarmalıdır.

Yine Epilepsi, Tiroid hastalıkları, Hipertansiyon gibi önceden Kronik Hastalıkları olan adaylar takip eden ilgili branş hekimlerine gitmeli, kullandıkları ilaçları Gebelikte de rahatlıkla kullanıp bebeğe zarar zarar vermeyecek ilaçlarla değiştirtmelidir.

Bütün bunlara ek olarak anne adayının psikolojik yapısı sağlıklı ve anne olmaya tam olarak hazırlanmış olmalı, evliliğinde huzuru ve düzeni tam olarak sağlanmış olmalıdır. Çünkü yeni bir bireyi her yönden sağlıklı bir ortamda yaşatmak tüm anne ve babaların birincil sorumluluğudur.

Uzman doktorumuz Yelda Doğan‘a gebelik takibi hakkında merak ettiklerimizi sorduk.Tıbben gebeliğin ilk günü kadının en son gördüğü adetin ilk günüdür. Fakat kadın gebe olduğunu adeti gecikince yani en az 30-35 gün sonra öğrenir.

Genellikle adet gecikmesi olan hanımlar ya koşup eczanede satılan gebelik testlerinden bir tane alıp kendi kendilerine test yaparak ya da bir hastaneye veya bir laboratuvara gidip kan testi yaptırarak gebeliklerini öğrenirler. İşte bundan sonra çok fazla vakit kaybetmeden bize başvurmaları gerekir. Çünkü gebeliğin başlangıcında yapılması gereken en önemli şey vajinal ultrasondur. Vajina yoluyla yapılan erken gebelik ultrasonu oluşan gebeliğin normal yerinde yani rahim yani uterus içinde olup olmadığını ve gebelik eğer normal yerinde ise sağlıklı görünüp görünmediğini, herhangi bir düşük riskinin olup olmadığını anlamaya, eğer normal yerinde değilse servikal yerleşimli bir gebelik olup olmadığı, Ektopik yani Dış Gebelik olup olmadığını, Dış Gebelik ise hangi safhada olduğunu,dış Gebeliğin bir Cerrahi operasyon gerektirip gerektirmediğini ya da ilaçla tedavi edilecek durumda olup olmadığını tespit etmeye yarayan ALTIN DEĞERİNDE BİR TANI ARACIDIR

Gebeliğin ilk 12 haftasında Vajinal Ultrason yapılmalı ve Gebeliğin sağlıkla gidişatı en yakın şekilde takip edilmelidir. Halk arasındaki YANLIŞ inanışın tersine Vajinadan yapılan Ultrason ve muayene gebeliğe bir zarar vermez.

11-14. gebelik haftasında yapılan gebelik ultrasonu bebeğin sağlıklı olup olmadığını anlamak için bize çok büyük ip uçları verir. Bu haftalarda bebeğin NT ölçümü olarak bilinen Ense Derisi Kalınlığının ölçümü yapılır ki bu bize bebekte kromozomal bir anomali olup olmadığını anlamakta %90-%95 oranlarda sensitivite sağlayan bir ULTRASONİK ÖLÇÜMDÜR. Fakat sizleri mutlaka bilmesi gereken şey bu ölçümü ULTRASON CİHAZI YAPMAZ. Bu ölçümü yapabilen ve bu konuda tecrübesi,bilgisi ve becerisi ile ön plana çıkmış bir UZMAN HEKİM YAPAR. Bu haftalarda yine kromozomal anomalilerin saptanabilmesi için İKİLİ TEST adı verilen bir test yapılır ki deneyimlerimize göre güvenilirliği düşük bir test olduğu için biz hastalarımıza yaptırmalarını çok önermiyoruz. Böylece Anne adaylarımızın hem kafası karışmamış oluyor hem de bütçeleri gereksiz bir teste para vermeyerek sarsılmamış oluyor

16-18. gebelik haftasında bebeğimizin CİNSİYETİ tamamen beligin hale geliyor ve Aileler bebekleri için oda tanzimine başlıyorlar. Bizim için en önemli gebelik haftalarından olan bu haftalarda ÜÇLÜ TEST olarak bilinen ve kanda üç tip maddeye bakılarak yapılan teste bir madde daha eklenip daha hassas ve güvenilir hale getirilen DÖRTLÜ TEST yaptırıyoruz. Dörtlü Test tüm gebelerimize yaptırdığımız bir kromozomal anomali testidir. Eğer Dörtlü Testte bir problem çıkarsa gebelerimize AMNİOSENTEZ denilen testi yaptırıyoruz.

Günümüzde artık 35 yaş üstü her gebeye eskiden olduğu gibi hemen Amniosentez önermiyoruz. Mutlaka Dörtlü Test yaptırıyoruz. Ancak Dörtlü Testte bir problem çıkarsa Amniosentez öneriyoruz.

22-24.hafta Gebelik Ultrasonu Gebeliğin En Önemli Ultrason Muayenesidir. AYRINTILI ULTRASON ya da TARAMA ULTRASONU denilen bu Ultrason Muayenesi ; 22-24. haftalarda bebeğin tüm organlarının gelişimi tamamlandığı için her hangi bir organ anomalisi, bir sakatlığı olup olmadığı detaylı olarak Ultrason ile taranarak yapılır. Bu ultrason muayenesi de yine bu işte uzmanlaşmış bilgili, becerili, tecrübeli bir Kadın Doğum Uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Bu önemli ultrasonik muayeneler ve testlerin hepsinin amacı bebekte bir kromozomal anomali veya sakatlık olup olmadığını saptamak içindi. Bundan sonra bebeğimizin sağlıklı bir şekilde büyümesi ve gelişmesini takip ederiz.

Tabi ki bununla birlikte Anne adayının da sağlıklı bir şekilde gebeliğini takip etmek, gebeliğin anne sağlığını bozmaması için gereken tüm yaklaşımlarda bulunulur. Bunlar Anne adayımızın her muayenede tansiyonu ölçülür. Ağırlığı ölçülür. Ödemi var mı? Yok mu? Kontrol edilir. Zaman zaman idrar tahlili, kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri bakılır. Her geldiğinde Anne ve Baba adayları ile bebeğe hazırlayıcı ve tedirgin bekleyişlerini rahatlatıcı sohbetler yapılır.

Bundan sonra her üç haftada bir, Gebeliğin 34. haftasından sonra da her hafta hem anne adayını hem bebeği kontrol ederek en sağlıklı bir şekilde, Doğum denilen ve bir kadın için hayatının en önemli hadiselerinden biri olan mucizevi olay için tüm hazırlıklar tamamlanmış olur.

Doğum şeklini belirlemek için son haftalarda bebeğin geliş pozisyonu, anne adayının çatısının durumu vajinadan yapılan özel bir muayene ile tespit edilir. Her zaman doğumda ilk tercihimiz Normal Vajinal Doğumdur. Ancak gerekli koşullar sağlanamadığında ikinci tercihimiz olan Sezaryen’e yöneliriz.

Her iki doğum şeklinde de tecrübelerimizle, hassas ve duyarlı yaklaşımımızla, samimi tavırlarımızla ve her anne adayını kendi kardeşimiz gibi görerek bebekleri ile birlikte en sağlıklı şekilde hastaneden evlerine mutluluk ve Anne olmanın kutsal gururu içinde gönderiyoruz. Allah bu mutluluk ve gururumuzu daim etsin,İnşallah…..

gebelikte beslenmeOp. Dr. Yelda Doğan gebelikte beslenme üzerine sorularımıza şu şekilde cevap verdi. Biliyoruz ki tıp hergün biraz daha gelişip değişiyor. Bununla birlikte eskiden kabul gören inanışlarımız da birer birer yerini yeni öğrendiğimiz bilgilere bırakıyor.

Artık hepimiz işlenmiş karbonhidratların, aşırı meyve tüketiminin, vücuda girdiğinde kolayca şekere dönüşen meyve ve sebzelerin, tatlı, börek, çörek, pasta gibi gıdaların metabolizmamızı alt üst ettiğini, bizleri obeziteye, diabete, kalp damar hastalıklarına, erken ihtiyarlamaya, allerjik hastalıklara ve kanser gelişimine adım adım yaklaştırmakta olduğunu biliyoruz. İşte bu bilgilerin eşliğinde gebelikte beslenme konusu sağlıklı beslenmek ile aynıdır eğer sağlıklı beslenme alışkanlığınız yok ise hamilelikte beslenme sizin için üzerinde durmanız gereken özel konudur.

Yıllarca insanlara ”kibrit kutusu kadar peynir”,” üç adet zeytin”,”ince bir dilim ekmek” gibi ölçüler verilerek açlıkla terbiye edildi. Şimdi ise herkes sadece sağlıksız yiyeceklerden uzak durarak doyuncaya kadar yemek yiyebilme özgürlüğüne sahip oldu. Bu tip beslenmede Proteinlerin önemi ortaya çıktı. Sağlıksız karbonhidratları tüketmeyen, bol protein ve sebze tüketen herkes doyuncaya kadar yemek yiyebilmekte ve kan şekeri dengede olduğu için 4-5 saatten önce acıkmamaktadır. Gebelikte beslenme sürecinde proteinli ve sebzeli sağlıklı yiyecekleri tüketmeliyiz zararlı işlenmiş karbonhidartlı yiyeceklerden uzak durmalıyız.

Yine uzun yıllar insanlara ara öğün dayatması yapıldı ki bu sürekli insülin denilen hormonu salgılatıp, kan şekerini düşürmekte ve böyle beslenen insanları sık aralıklarla acıktırmakta ve yine insülinin yağ depolayıcı etkisi ile giderek yağlandırmaktaydı. Sağlıklı beslenen insanlar çok sık acıkmazlar.

Akşam yemeklerini de en geç saat 19:30 gibi yemeli ve sonra sabaha kadar hiç bir şey yenilmemelidir. Kesinlikle işlenmiş şarküteri ürünü gıdalar yenmemelidir (sosis, salam, el yapımı hariç sucuklar, füme etler, hazır gıdalar, konserveler……).

Anne adayının beslenmesinde Omega-3 yağ asitlerinin değerini bilmeyen yoktur. En iyi Omega-3 kaynağı besinler ; Deniz balıkları, kavrulmamış badem, fındık, ceviz, antep fıstığı, fıstık gibi yağlı kuruyemişler, kavrulmamış kabak ve ay çekirdekleri, semizotu, çayırlarda otlayan koyun keçi gibi hayvan etleri, yine çayırlarda dolaşan tavuk eti ve yumurtası,gibi yiyeceklerdir.

Omega-9 kalp damar sağlığımız başta olmak üzere tüm sağlığımız için gerekli çok iyi bir yağ asididir ki Sızma Zeytinyağı ve Fındık yağında bulunur.

Normal yaşantımızda nasıl sağlıklı beslenmek gerekiyorsa hamilelikte beslenme için aynı sağlıklı gıdaları tüketmemiz gerekmektedir.

Örnek Gebe Beslenmesi;

Sabah Kahvaltısı: Sarısı çok aşırı pişmemiş 1 veya 2 yumurta( haşlanmış veya tereyağda pişmiş olabilir veya pastırma,ev yapımı sucuk, kavurma et, kıyma vs..eklenebilir). Bir avuç içi kadar Peynir, 15-20 adet Ceviz ya da Badem ya da Fındık vs, 10 adet ev yapımı zeytin, bol domates, salatalık, yeşillik, şekersiz açık çay

Öğle Yemeği: SIZMA Zetinyağlı bir sebze yemeği, Izgara veya haşlanmış et(her türlü doğal beslenmiş hayvan eti olabilir.)/ veya Etli bir sebze yemeği/ veya Etli bir Kuru Bakliyat yemeği, hormonsuz sebzelerle yapılmış ve limon ve sızma zeytinyağı ile soslanmış bir salata, bir kase yoğurt

İkindi: Bir avuç ceviz ya da benzeri kuruyemiş/ veya bir elma ya da armut ya da portakal ya da iki mandalin ya da 4-5 gün kurusu kayısı ve büyük bir bardak pastörize günlük doğal süt

Akşam: Öğlenin aynısı olup en geç 19:30 da bitmiş ve sofradan kalkılmış olmalı.

Zaman zaman çok sık tekrarlanmamakla birlikte pilav olarak yalnızca buğday veya bulgur pilavı,bazen de evde yapılmış tarhana, buğdaylı ayran çorbası, kıymalı veya tavuklu sebze çorbaları, yeşil veya kırmızı mercimek çorbası, işkembe, beyin hariç kelle paça çorbaları içilebilir.

Akşam yemeğini erken yemek hem gebenin kilo kontrolüne yardımcı olacak, hem de gebelikte çok sık bir sorun olan Reflü Özefajitinin önüne geçerek,gebenin mide ekşime ve yanmaları olmadan rahat bir gebelik geçirmesini ve rahat uyumasını sağlayacaktır.

Görüldüğü gibi listelerimizde patates, mısır, ekmek, makarna, pilav, börek, tatlı,pasta vs yok. Çünkü bunlar kötü karbonhidratlardır ve kontrolsüzce İnsülin salgılanmasına sebep olup, öncelikle kan şekeri dengesizliklerine, Diabete ve yağ depolanmasına sebep olarak Obeziteye yol açarlar.

Biz takip ettiğimiz her bir gebenin sağlıklı beslenmesi için her görüşmede beslenme eğitimi veriyoruz. Bizim için Anne adayının ve Bebeğinin sağlığı her şeyden önemlidir.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’ ya göre 20 haftadan küçük 500 gr’ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yani düşük olarak tanımlanır.Düşükler ; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ya göre 20 haftadan küçük 500 gr ‘ın altındaki bebeğin rahim dışına atılması ABORTUS yani düşük olarak tanımlanır.

Düşükler ; SPONTAN (kendiliğinden) yada PROVAKE (bir faktörün gerçekleşmesini sağladığı) ABORTUSLAR yani DÜŞÜKLER olarak incelenir.

SPONTAN ABORTUSLAR:

1-SPORADİK ABORTUSLAR: Altta yatan kronik bir patolojik olmadığı durumdur. Kendiliğinden gerçekleşen düşüklerin çok büyük bir kısmını oluşturur.(%97-99).

Toplumda klinik olarak saptanabilen düşük oranı % 10-15 dir. Yaş ilerledikçe bu oran % 20 ‘lere çıkar. Ülkemizde yaklaşık yılda bir milyondan fazla kendiliğinden düşük olmaktadır. Yine 2-3 haftalık erken dönem düşükleri genellikle gecikmiş tarzda adet düzensizliği olarak yorumlandığı için aslında düşüklerin oranı tam olarak belirlenememektedir.

Düşüklerin çoğu bebek öldükten 1-3 hafta sonra gerçekleşir. Ölü bebek ve gebelik materyalini bir yabancı cisim olarak algılayan rahim kramplar ve kasılmalar gerçekleştirip, rahim ağzını açarak dışarıya atar. Bu sırada şiddetli kanama ve kasık ağrısı meydana gelir.

SPONTAN ABORTUS NEDENLERİ

A-Bebeğe ait nedenler: İlk 6-8 haftadaki kendiliğinden düşüklerin %50-80 ‘inde bebeğe ait bir genetik veya organ-şekil bozukluğu söz konusudur.8-12 haftada bu oran %25 ‘lere iner. Bebeklerde organ şekil bozukluklarına neden olan etkenler annenin geçirdiği viral hastalıklar veya kullandığı zararlı ilaçlar olabilir.

Canlı doğan 200 bebekten 1 tanesinde kromozomal anomali mevcuttur. Anne karnındaki bebeklerde bu oran çok daha yüksektir. Ancak problemli bebeklerin % 90 ‘ı düşer.

İlk trimestr düşüklerinin en çok rastlanan kromozomal bozukluğu trizomidir.

B- Anneye ait nedenler: Annenin böbrek hastalıkları ve yüksek tansiyonu da bebekte kanlanma(beslenme ve oksijenlenme kan yoluyla sağlanır) bozukluğuna yol açar. Göbek kordonununda meydana gelen düğümler de bazen anne karnında ani bebek ölümlerine neden olurlar. Annenin kalp ve akciğer sorunları da yine bebek kayıplarına sebep olabilir. Kan uyuşmazlığı bebekte anemi ve kalp yetmezliği yaratarak bebeğin gebeliğin ikinci üç aylık döneminde ölmesine neden olabilir.

Annedeki Akut Sistemik Enfeksiyonlar kendiliğinden düşüklere neden olabilirler ki bunlar ; TORCHES (Toxoplazma, Rubella, Cytomegalovirus, Herpes , Sifiliz ) grubu enfeksiyonlar, Listeria, Vibrio, Salmonella, vaksinia gibi enfeksiyonlar gebelik kayıplarına neden olabilir.

Anestezik gazlar, alkol ve sigara, radyasyon, kolşisin, kanser ilaçları düşük nedeni olabilir.

Abortusların Klinik Sınıflanması:

1-ABORTUS İMMİNENS = DÜŞÜK TEHLİKESİ yada DÜŞÜK TEHTİDİ: Gebeliğin ilk yarısında meydana gelen hafif rahim krampları ve beraberinde olan vaginal kanamadır.Gebelerin %20-25 ‘inde görülür. Tedavide Yatak İstirahati, Cinsel ilişki yasağı ve Progesteronlar önerilir.

2-ABORTUS İNSİPİENS: Kaçınılmaz düşük anlamına gelir. Düşük mutlaka gerçekleşir. Saptandığında hastanın hayatını tehtid edebilecek kan kaybı ve enfeksiyon riski açısından gebelik küretaj işlemiyle sonlandırılmalıdır.

3-ABORTUS İNKOMPLETUS: Tam olmayan düşüktür.Gebeliğin bir kısmı düşer, bir kısmı rahimdedir.Küretaj ile gebelik sonlandırılmalıdır.

4-ABORTUS KOMPLETUS: Tam düşük demektir.Tüm gebelik materyali rahim dışına atılmıştır. Yine de rahim içi herhangi bir parça kalma ihtimaline karşı küretaj işlemi ile kontrol edilmeli ve USG ile kavitenin temizlendiği teyid edilmelidir.

5-MİSSED ABORTUS: Anne karnında fetusun öldüğü ancak düşük belirtilerinin görülmediği durumdur.

GEBELİKTE DOWN SENDROMU VE DİĞER ANOMALİLER İÇİN TARAMA

Gebelikte bebeğe zararlı etkenlerden bazıları bebekten kaynaklanır. Down sendromu bunların arasında önemli bir yer tutar. Kromozomlarında bozukluk olan bebeklerin büyük çoğunluğu ilk üç ayda düşerek kaybedilirler. Her 1000 bebekten 6’sı kromozomal bozukluk taşır ve çoğu zeka veya fiziksel anlamda gerek aile gerekse toplum açısından büyük problem oluşturur.

Anne yaşı: Down sendromu sıklığı anne yaşı arttıkça artar. Toplumda Down sendromlu bebek doğurma sıklığı 10000 doğumda 13 tür. Bu sayı 25 yaşındaki anneler için 1351 doğumda 1, 30 yaşındakiler için 909 doğumda 1, 35 yaşındakiler için 384 doğumda 1, 40 yaşında 112 doğumda 1 ve 45 yaşındaki anneler için 28 doğumda 1 dir. Bu bilgiler ışığında ileri yaş gebelere amniosentez önerilir.

Biyokimyasal tarama: Gebeliğin 11-14.haftaları arasında anne yaşı,AFP ve hCG ölçümlerine bakılarak yapılan ikili test, 16-18.haftasında anne yaşı, anne kanında AFP, hCG ve Estriol düzeylerine bakılarak yapılan Üçlü Test ve yine 16-18.haftalarda anne yaşı, İnhibin, AFP, Estriol ve hCG düzeylerine bakılarak yapılan Dörtlü Testleri kapsar.

Ultrasonografi ile tarama: Down sendromlu bebeklerin önemli bir kısmında konjenital anomalilerin olduğu eskiden beri bilinen bir gerçektir. Bu anomalilerin bir kısmı ultrasonografik inceleme ile anne karnında saptanabilir. Bunun yanı sıra Down Sendromlu bebeklerin enselerinde cilt altında aşırı sıvı toplandığı görülmüş ve buna Nuccal Traslusensy (NT) denilmiştir.İlk trimestrde NT taraması Down Sendromu için çok önemli bir kriterdir.

Nuccal Kalınlık taraması: Gebeliğin 11-14. haftaları arasında doğru şekilde ölçülen ense kalınlığı Down sendromu tespitinde % 80 duyarlılığa sahiptir. Artmış NT değeri; Trizomi 21 (Down send.) , trizomi 18 ve 13,bazı translokasyonlar ve delesyonlar ile kardiak, diafragmatik, renal ve abdominal duvar anomalileri ile birlikte görülebilir.Bu nedenle NT yüksek ölçülen bebeklerde bu yapısal anomalilerin olmadığı saptanmalıdır.

Fetal anomalilerin taranması: Günümüzde tüm gebelikler 20-24. haftalar arasında rutin olarak anomali açısından taranmalıdır. Bebekteki anomalilerin bir kısmı ultrasonografi ile kolayca saptanabilirken,bir kısmı gözden kaçabilmektedir. Bu nedenle tarama ultrasonografisi çok dikkatli yapılmalıdır. Bazı ultrasonografik göstergeler kromozomal anomalilerin erken saptanmasını sağlayabilirler.Örneğin down sendromlularda saptanan nuccal ödem, makroglossi, atrioventriküler septal defekt, hidronefroz, klinodaktili, kısa femur, koroid plexus kisti… gibi.

Günümüzde uygulanan geliştirilmiş tüm bu taramalara rağmen bizim bebeklerdeki anomalileri yakalama oranlarımız hala %100 değildir. Tüm tarama yöntemleri de uygulansa yine de anomalili bebekler doğacaktır.

gebelikte seker hastalığıŞeker Hastalığı yani Diabet; kan şekerinin değişik derecelerde yüksek seyrettiği durumdur. Kandaki şekerin kaynağı ekmek, pirinç, patates, unlu ve nişastalı gıdalardır. İnsülin Pankreasın Langerhans adacıklarından salgılanan kandaki şeker düzeyini ayarlayan bir hormondur.

Şeker hastalığı hamilelikte üç farklı şekilde problem yaratır. Tip 1 Diabetes Mellitus, Tip 2 Diabetes Mellitus ve Gestasyonel Diabet olarak sıralanır. Tip 1 ve Tip 2 Diabetes Mellitus hamilelik öncesinde var olan şeker hastalıklarıdır. Gestasyonel Diabet ise gebelik sırasında ortaya çıkan ve % 90 gebelikten sonra kaybolan bir hastalıktır.

Tip 1 Diabet: Genellikle çocukluk çağında başlayan bir durumdur. Vücut insülin üretmez. Bu tip diabet İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus olarak adlandırılır. Hamile kalmadan önce bu durumun farkında olan Anne adayı İnsülin dozunu Endokrin Uzmanına ayarlatacak özellikle diyetine her zamankinden daha çok dikkat edecek ve bizimle birlikte sağlıklı bir gebelik sürecinden sonra sağlıklı bir doğum yapacaktır.

Tip Diabet: Vücutta İnsülin üretimi vardır fakat işlevini yerine getiremez. Genellikle kilolu kişilerde ortaya çıkar. 40 yaş sonrası daha çok olsa da Asya ırklarında ve Siyahlarda da daha genç yaşta ortaya çıkar. Genellikle Hamilelik öncesi teşhis edilmiştir veya Hamilelik sırasında teşhis edilebilir. Gebelikten önce kan şekeri düzeyini ayarlayan tabletler kullanılırken, Gebelik sırasında İnsülin kullanılmalıdır.

Gestasyonel Diabet: Gebeliğe has bir Diabettir. Yalnızca Gebelikte görülür. Gebeliğin herhangi bir döneminde ortaya çıksa da, ikinci üç aylık dönemde daha sık bir oranda ortaya çıkar. Vücudun Hamilelikteki taleplere yetecek kadar İnsülin üretememesi sonucu oluşur. Doğumdan sonra her şey yoluna girer ve normale döner. Fakat hamileliğinde Gestasyonel Diabet ortaya çıkan kişide, İleride Tip 2 Diabet gelişme riski yüksektir.

Hamilelikte Şeker hastalığı siz ve bebeğiniz açısından artmış risk demektir. Riskin yüksekliği sahip olunan Şeker Hastalığının türüne bağlıdır.Bu riskler Tip 1 ve Tip 2 Diabet olgularında daha yüksektir.

  • Bebek iri olacağından doğum zor olacak, suni sancıyla doğum eylemi indüksiyonu yapılacak ve muhtemelen Sezaryen ile doğum gerçekleştirilecektir.
  • Diabetli Gebelerde Abortuslar yani Düşükler daha fazla görülür.
  • Tip 1 Diabetiniz varsa sizde Diabetik Retinopati gelişmesi sonucu Görme problemleri, Diabetik Nefropati gelişmesi sonucu ciddi Böbrek problemleri ortaya çıkabilir.
  • Bebekte Kalp ve Sinir Sisteminin Konjenital Anomalileri normal populasyondan fazla görülür.
  • Bebeğin anne karnında ölüm riski ve hemen doğum sorası ölüm riski artmıştır.
  • Bebek doğumdan kısa bir süre sonra Kalp ve Solunum problemleri gibi sağlık sorunları nedeniyle Hastaneye yatmak zorunda kalabilir.
  • Bebek ileriki yaşlarında Obez ve Diabet hastası olabilir.

Gestasyonel Diabet Nasıl Tanınır?

Hamileliğinin 24.haftasına gelmiş her gebeye 50 gr OGTT (Oral Glikoz Tolerans Testi) yapılır. Eğer değer 140 mg ‘ın üzerinde çıkarsa bu kez de 100 gr OGTT yapılır. 100 gr OGTT de Değerler; PLAZMADA 1.saat 190’ın üzeri, 2.saat 165’in üzeri,3.saat 145’in üzeri veya KANDA 1. saat 165’in üzeri, 2. saat 15’in üzeri, 3. saat 125’in üzeri ise GESTASYONEL DİABET tanısı konur.

Kimler Gestasyonel Diabet Adayıdır?

  • Gebelik öncesi Vücut Kitle İndeksi 30′ un üzeride olanlar.
  • Daha önce 4500 gr ve üzeri bebek doğurmuş olanlar.
  • Daha önce Gestasyonel Diabet yaşayanlar.
  • Genetik yatkınlık. (Ailede Diabet öyküsü)
  • Irksal yatkınlık.

Diabetli Gebenin Tedavisi

Diabetik tedavi protokolü Hamilelikteki ihtiyaçlarınıza göre ayarlanır. Eğer önceden Antidiabetik ilaç alıyorsanız bu gebelikte İnsülin ile değiştirilir.

Artık kan şekerinizi daha sık ve düzenli ölçeceksiniz. Diabetik Retinopati açısından Göz Hastalıkları Uzmanına daha sık görünmeli, diabetik Nefropati açısından daha sık İdrar Tahlili ve Böbrek kontrolleri yaptırmalısınız. Ayrıca kan şekerinizin sık kontrol ediliyor olması sizi Hipoglisemik Ataklara karşı korur. Hipoglisemik Ataklar Bebeğiniz için zararlı değildir. Ancak siz ve eşiniz bu ataklarla başa çıkmayı öğrenmelisiniz. Hipoglisemik Ataklarla başetme konusunda Endokrinoloji Uzmanınızdan gerekli eğitimi almalısınız.

Diabetliyseniz Gebelikteki Riskinizi Nasıl Azaltırsınız?

Bebeğiniz ve kendiniz için sağlık risklerini azaltmakta birinci koşul, Gebe kalmadan önce Diabet Hastalığınızı iyi bir şekilde kontrol altına almalısınız. Yani Kan Şekeri Regülasyonunuz cok iyi ayarlanmalı. Bunun için mutlaka planladığınız gebelik öncesi bir Endokrinoloji Uzmanına başvurmalısınız. Kanda bakılan HbA1c düzeyi % 6,1 den az olmalıdır. Eğer daha yüksekse derhal kan şekerinizi ayarlamak için bir şeyler yapmanız gerekecek demektir.

Diabetli Gebenin Folik Asit ihtiyacı, diğer gebelere göre çok fazladır. Spina Bifida gelişmemesi için Diabetli Gebeler 5 mg/gün Folik Asit almak zorundadırlar ( sağlıklı gebenin günlük Folik Asit ihtiyacı 400 mikrogram/gündür). Folik Asite hamilelik on iki haftalık oluncaya kadar devam etmek gerekir.

Daha önce normal tansiyonu olan bir kadının 20. gebelik haftasından sonra yüksek tansiyon, idrarda protein çıkışı ve bacakta pretibial ödem ile karakterli hastalığıdır. Bu durum anne ve bebek için ölümcül olabilir. Hastalığın tek tedavisi bebeğin doğurtulmasır. Eğer Preeklampsi tanısını erken gebelik haftalarında aldıysanız, sizin ve bizim için zorlu bir süreç başladı demektir. Bebeğinizin olgunlaşması için zamana ihtiyaç vardır ama bu süreçte zaman sizin Preeklampsi açısından aleyhinize işlemektedir. İşte burada Preeklampsili bir gebeyi en iyi şekilde takip edebilen deneyimli ,bilgi ve becerili bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanının önemi ortaya çıkmaktadır.

Preeklampsi Tedavisi

Preeklampsinin tanı ve tedavisinde hekimin kan basıncını kendisinin ölçmesi, hastalarının her gelişte kliniklerini dikkatli bir şekilde takip etmesi, rutin kan ve idrar testlerini özellikle gebelikte 20. haftadan sonra sıkı takip etmesi, bebekte gelişme geriliği var mı? yok mu? Ultrason ile dikkatli bir şekilde bakması, Amnion mayisinin miktarını, Plasentayı, göbek kordonu kan akımının Doppler ile ölçümlerini yaparak bebeğin durumunu yakından takip edip, Preeklampsinin erken tanınması ve kontrol altında tutulması için elinden geleni yapması gereklidir. Hamilelikte yüksek tansiyon ÇOK ÖNEMLİ bir gebe hastalığıdır. Tedavisi uzman hekim tarafından mutlaka yapılmalıdır

Preeklampsi Tedavisi

  • Preeklampsinin tek tedavisi doğumun gerçekleştirilmesidir.
  • Doğuma daha zaman çok ise zaman kazanmak için;
  • Antihipertansifler
  • Antikonvülzan ilaçlar
  • Kortikosteroidler
  • Magnesium Sülfat gibi ilaçlar kullanılır.
  • Yatak İstirahati
  • DOĞUM; Doğumdan iki hafta sonra herşey yoluna girer.

Preeklampsi Tanısında Başvurduğumuz Testler

Preeklampsi tanısı için;

  • Kan basıncı ölçümü
  • Tam idrar tahlili
  • 24 saatlik idrarda protein miktarı tayini
  • Karaciğer enzim düzeyleri
  • Böbrek fonksiyon testleri
  • Tam kan sayımı

Preeklampsi Komplikasyonları

  • Erken Doğum; Preeklampsinin tek tedavisi vardır ; doğumu gerçekleştirmektir. Eğer preeklampsinin etkileri, şiddetini arttırarak devam ediyor ve daha doğum zamanı gelmemiş ise, bebeğin akciğerlerini geliştirici bir takım ilaçlar anneye uygulanarak doğum vaktinden önce ya suni sancı uygulanarak, ya da cevap vermezse sezaryen ile gerçekleştirilir. Tüm önlemlere rağmen bebeğimizin doğum haftası ne kadar küçükse o kadar fazla solunum problemleri olabilir ve Yoğun Bakım desteğine ihtiyacı olabilir.
  • Preeklampsi Plasental kan damarlarını etkileyerek bebeğinize daha az kan, daha az oksijen ve daha az besin gitmesine neden olarak, bebeğinizin, yavaş büyümesine, düşük doğum ağırlıklı olmasına neden olabilir.
  • Plasenta Dekolmanı: Plasentanın, Preeklampsinin etkisiyle Rahim duvarından zamansız ayrılması sonucu, şiddetli kanamalara neden olan, anne ve bebek için ölümcül seyreden bir durumdur.
  • HELLP Sendromu: Hemoliz ( alyuvarların parçalanması), karaciğer enzimlerinin yükselmesi, düşmüş Trombosit sayısı ile karakterize bir sendromdur. Hızlı ve gürültülü olabilir. Anne ve bebek için hayati tehtid oluşturur. Aniden ön bulgu vermeden ortaya çıkabileceği gibi, bulantı, kusma, baş ağrısı, karında sağ üst kadran ağrısı gibi tipik preeklampsi belirtileriyle ortaya çıkabilir. HELLP Sendromu çok tehlikelidir.
  • Eklampsi: Preeklampsi kontrol edilemezse Eklampsi gelişir. Preeklampsi tablosuna Epilepsi benzeri nöbetler eklenirse oluşan tabloya Eklampsi denir. Eklampside karında sağ üst kadran ağrısı, şiddetli baş ağrısı, görme problemleri, bilinç kaybı gibi semptomlar ortaya çıkabilir.
  • Preeklampsi geçirenlerin ileride Kardiovasküler Hastalık riskleri artar.

Preeklampsi İçin Risk Faktörleri

  • Preeklampsi öyküsü: Gebenin önceki gebeliğinde kendinde veya ailesinden bir bireyde Preeklampsi öyküsü olması.
  • İlk Gebelik: İlk gebeliklerde Preeklampsi gelişme şansı daha fazladır.
  • Yeni Baba: Gebelik sayısı çok olsa bile aynı babadan kaçıncı olduğu da önemlidir. Her yeni baba ile olan ilk gebelikte artmış risk mevcuttur.
  • Yaş: 20 yaştan küçük ve 40 yaştan büyük gebeliklerde risk artmıştır.
  • Obezite: Eğer bir obezite durumu varsa Preeklampsi açısından artmış bir riske sahipsiniz demektir.
  • Çoğul Gebelik: İkiz, üçüz gebeliklerde artmış peeklampsi riski mevcuttur.
  • İki Gebelik arasının uzun süre olması: Bu durum da Preeklampsi için risk oluşturur.
  • Gestasyonel Diabet: Gestasyonel Diabet gelişen bir gebede Preeklampsi daha sık gelişir.
  • Hamilelik Öncesi var olan bazı hastalıklar: Kronik hipertansiyon, Migren, Diabet, Böbrek Hastalığı, Romatoid Artrit ve Lupus gibi hastalığı olanlarda Preeklampsi gelişme riski fazladır.

Gebelikte Görülen Diğer Kan Basıncı Yükseklikleri

  • Gebeliğin Hipertansiyonu: Hamilenin Tansiyonu yüksektir. Ancak hiçbir zaman Proteinüri görülmez. Yani idrarda aşırı protein çıkışı yoktur. Bazılarında sonunda Preeklampsi gelişebilir.
  • Kronik Hipertansiyon: Gebeliğin 20. haftasından önce görülür. Doğumdan sonra 12 haftadan fazla sürdüğü görülür. Muhtemelen gebelik öncesinden beri var olan bir Yüksek Tansiyon durumudur.
  • Kronik Hipertansiyon Üzerine Binmiş Peeklampsi: Gebelik öncesi Kronik

Hipertansiyonu olan Gebede, Proteinüri ve Ödem’in ortaya çıkmasıyla oluşan bir problemdir.

Preeklampsinin Belirtileri

Preeklampsi gebeliğin 20.haftasından sonra aniden veya yavaş yavaş başlayabilir. Hafiften şiddetliye doğru değişen klinik tablolarda olabilir.

Hamilelikte yüksek tansiyon; Yedi gün ve günde iki kez yapılan kan basıncı ölçümlerinde en az iki defa 130/90 mm Hg’nin üzerinde değer bulunmasıdır.

Preeklampsi Belirtileri

  • Proteinüri ( İdrarda aşırı miktarda Protein çıkışı)
  • Pretibial Ödem(alt bacak önyüzünde ödem)
  • Şiddetli Baş Ağrısı
  • Geçici görme kaybı, bulanık görme, ışık hassasiyeti gibi görme problemleri.
  • Genelde sağ kaburga altında; sağ üst kadran ağrısı
  • Bulantı,kusma
  • Baş dönmesi
  • Kilo artışı
  • Baş dönmesi

Bu belirtilerden ilk üçü Patognomonik yani tanı koydurucudur.

Prematür Eylem veya Preterm Eylem de denir. 37. gebelik haftasından önce doğum eyleminin başlamasıdır. Prematür Eylem Erken Doğuma neden olabilir. Fakat size verebileceğim iyi haber; elimizdeki güncel olanakların Prematür Eylemle başa çıkmada hayli yeterli olduğudur. Son yıllarda kullanılan ilaçlar ve tıbbi teknikler ve Prematür Eylem takibindeki bilgilerimiz ile bu durum artık daha kolay çözülebiliyor. Yine Yenidoğan Yoğun Bakımlardaki gelişen Tıbbi teknolojik yenilikler ve Hekimlerin bu konudaki bilgi ve tecrübeleri sayesinde Erken Doğan bebeklerde de eskisi kadar komplikasyon, mortalite ve morbidite görmüyoruz.

Erken Doğum Eyleminde Tedavi

Erken Doğum Eyleminde Tedavi Yöntemleri

  1. Yatak İstirahati
  2. Hidrasyon yani Sıvı tedavisi
  3. Eylemi durdurucu İlaçlar ( Magnesium, Ritodrine, Nifedipin…)
  4. Antibiyotik tedavisi
  5. Bebeğin akciğerlerini geliştirici yani Sürfaktan sentezini arttıran ilaçlar( örneğin;Betametazone)

Tedavileri ile zaman kazanmak ve bebeğin en azından akciğerlerini geliştirebilecek kadar Anne Karnında tutmayı başarabilmek en büyük hedefimizdir. Erken Doğum Eylemi yönetiminde Anne Adayının bizimle koordine hareket etmesi başarıya ulaşmada en büyük desteğimizdir. Bazen Erken Doğum Eylemi çok erken dönemde başlayabiliyor ( Örn;24- 28 hafta civarı). Bu taktirde Anne Adayımızın Gebeliğinin uzun bir zamanını yatakta geçirmesi ve verdiğimiz ilaçları saati saatine ve büyük bir disiplin içinde alması gerekiyor. Sizleri çok iyi anlıyorum; Sürekli yatakta olmak çok sıkıcı!!!! Fakat elde edeceğiniz kazanç O kadar büyük ki ( vaktinde ve sağlıkla doğmuş bir bebek) İnanın Buna Fazlasıya Değer!!!!!!!

Rahim Kasılmalarının Kontrolü Nasıl Olmalı?

  • Karnınızın üzerine parmak uçlarınızla temas edin
  • Eğer bir sertleşip bir yumuşuyorsa kasılmalar başlamış demektir
  • Elinize bir kağıt kalem alıp, kasılmaların kaç dakikada bir geldiğinin, ne kadar sürdüğünün ve ne kadar gevşek kaldığının bir çizelgesini tutmalısınız.
  • Kasılmaları durdurmak için; pozisyonunuzu değiştirin, ayaklarınızı yattığınız seviyeden yukarı kaldırın, bol su için.
  • Tüm bunlara rağmen her 10 dakikaya bir veya daha sık kasılmalar devam ediyorsa hemen bizi arayın.
  • Braxton Hicks denilen zararsız ve düzensiz kasılmalarla karıştırılabilir. Fakat tereddütteyseniz yine de çok zaman geçirmeden bizi arayın. Çünkü Erken Doğum Eyleminin durdurulmasında anahtar kelimeler ZAMAN KAYBETMEMEKtir.

Erken Doğum Belirtileri

Erken doğum belirtilerini iyi anlayan Anne adayı bu olayı hafif atlatmak adına ciddi bir adım atmış olur. Bu nedenle tüm Anne adaylarının Erken Doğum Eyleminin belirtilerini iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir. Çünkü Erken Doğum Eylemini durdurabilmek için Uyarı İşaretlerini iyi bilmek gereklidir.

  • Pozisyonla değişmeyen Bel Ağrısı
  • Genellikle her 10 dakikada bir veya daha sık olan Rahim Kasılmaları
  • İshal veya gaz ağrılarına benzeyen alt karın krampları
  • Vajinadan sızan sıvı
  • Ağrılara eşlik eden bulantı , kusma gibi belirtiler
  • Pelvik bölge veya vajinada dolgunluk veya basınç artışı hissi
  • Artan vajinal akıntı
  • Vajinadan olan değişik derecelerdeki kanama
  • Bunlardan bazıları normal bir hamilelikte olan bel ve sırt ağrıları olabilir. Fakat mutlaka bunlar ayırt edilmelidir.

Kimlerde Artmış Erken Doğum Riski Var?

  • Sigara içenlerde
  • Gebelikte çok kilo alan ya da gebeliğe çok kilolu olarak başlayanlarda
  • İyi bir doğum öncesi bakım alamayanlarda
  • Hamileliği boyunca Alkol ya da Madde bağımlılığı olanlarda
  • Gestasyonel Diyabet, Preeklampsi, Kronik Hipertansiyon, Kanın Pıhtılaşma bozuklukları, bir takım vajinal enfeksiyonları olanlarda
  • Gebenin ağır fiziki şartlarda çalışması durumunda
  • Gebenin Rahmine ait konjenital anomalilerinde( Septum Uteri, Uterus Bicornis…)
  • Gebede Rahim Ağzı Yetmezliği varsa
  • Fetusta Konjenital Anomali olması halinde
  • Gebenin suyunun erken geldiği durumlarda
  • Çoğul Gebelik durumlarında
  • Ailesel bir Erken doğum öyküsü bulunanlarda
  • Önceden Erken Doğum yapmış olanlarda
  • İki hamilelik arasında az zaman olan gebelerde istatistiksel olarak Erken Doğum Riski daha fazladır.

Gebelikte Kaşıntıya Neden Olan Durumlar

Hamilelikte kaşıntı oluşması çoğu zaman doğal bir durumdur. Neredeyse her dört kadından birinde görülen bir durumdur. Kaşıntı ciltteki gerilme ve hormonal değişimler nedeniyle ortaya çıkabilir. En çok memeler ve karın bölgesinde kaşıntı olur. Gebeliğin kendisi kaşıntı yapabildiği gibi; Egzema, Ürtiker, Uyuz, PUPPP, Gebelik Kolestazı gibi nedenlerle de kaşıntı olabilir.

Güçlü deterjan, parfüm, duş jelleri ve sıcak banyoyu kesmek gerekir. Sıcaktan kaçınmak, pamuklu giysiler giymek, parfümsüz ve katkısız hipoallerjenik nemlendiriciler kullanmak, antihistaminikli losyonlar kullanmak gerekebilir. Kaşıntı mantar, uyuz ya da belli bir etkenden kaynaklanıyorsa etkene yönelik topikal tedavi uygulanır.

Ben sizlere gebelikte karşılaştığımız iki önemli kaşıntılı durumla ilgili bilgi vermek istedim; bunlardan biri PUPPP, bir diğeri de Gebelik Kolestazıdır.

Gebelik Kolestazı

Gebeliğin geç dönemlerinde ortaya çıkan ellerde ayaklarda başlayarak tüm vücuda yayılan kaşıntılarla karakterize gebenin karaciğerinde safra akışının durduğu ciddi bir hastalıktır. Anne için uzun vadede bebek için kısa vadede problem oluşturabilen bir durumdur. Obstetrik Kolestaz veya Gebenin İntrahepatik Kolestazı da denilir.

Yoğun kaşıntı, koyu renkli idrar, açık renkli gaita, sarıya boyanmış cilt ve sklera(gözümüzün beyaz kısmı) olmak üzere tipik tıkanma sarılığı belirtileri mevcuttur. Çoğu zaman el ve ayak tabanlarındaki kaşıntılar Gebelik Kolestazının tek belirtisi olabilir. Dayanılmaz kaşıntılarla giden bu durum bazen erken dönemde başlamakla birlikte çoğunlukla son üç ayda ortaya çıkar.

Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte hamilelikteki hormonal değişimin safra kanallarının fonksiyonunu ve işleyişini yavaşlatarak tıkanmaya neden olduğu sanılmaktadır. Karaciğerde aşırı şekilde biriken safra kana karışmaya başlayınca Gebelik Kolestazından bahsedilmeye başlanır ve belirtiler ortaya çıkar.

Önceki gebeliğinde Gebelik Kolestazı geçirmiş olmak, gebenin ailesinde Gebelik Kolestazı geçirmiş kişilerin olması, karaciğer hasarı öyküsünün olması, çoğul gebelik ve tüp bebek yöntemiyle hamile kalmış olmak Gebelik Kolestazı geçirme riskini arttıran faktörlerdendir. Bir kez Gebelik Kolestazı geçirmiş kişinin diğer gebeliğinde de Gebelik Kolestazı ortaya çıkma riski % 70 artmıştır.

Anne için çok büyük bir problem çıkarmamakla birlikte bebek için önemli komplikasyonlara sebep olabilir. Bunlar; erken doğum, mekonyum aspirasyon sendromu,anne karnında bebek ölümü gibi komplikasyonlar görülebilir. Annede yağda eriyen vitaminlerin eksikliği görülebilir. Kaşıntı genellikle doğumdan birkaç gün sonra geçer. Uzun vadede genellikle kolestazla ilgili bir problem görülmez.

Tanısı için kanda safra tuzları oranlarına bakmak gereklidir.

Tedavide Kolestiramin safranın emilimini azaltmak içinverilir. Kaşıntıları azaltmak için antihistaminikli ve kortikosteroidli kremler uygulanır. Ilık su uygulamaları yapılabilir. Doğumu gerçekleştirmek bu durumun tek tedavisi olduğu için durumun şiddetine göre, bebeğin akciğer gelişimi sağlandıktan sonra Doğum indüksiyonu veya Sezaryen ile doğum gerçekleştirilir.

Puppp(Gebeliğin Kaşıntılı Ürtiker Papül Ve Plakları)

Genellikle ilk gebelikte görülen ve özellikle 35. gebelik haftasında ortaya çıkan , en sık görülen gebelikte kaşıntı nedeni olan durumdur. Sıklıkla ilk gebelikte ortaya çıkar ve sonraki gebeliklerde pek görülmez. PUPPP’un döküntüleri hemen her zaman karındaki stria yani çatlakların etrafında oluşur. Papül, vezikül ve plak şeklinde döküntüler göbekte başlayıp, birkaç gün içinde uyluk, kalça, göğüsler ve kollar üzerinde yayılabilir.

Döküntünün ardından başlayan kaşıntı bebek için zararsız ama anne için çok can sıkıcı bir durumdur. 5-6 hafta devam eden şiddetli kaşıntılarla giden bir tablodur. Doğumdan bir iki hafta sonra kendiliğinden iyileşir.

PUPPP nedeni bilinmemektedir. Preeklampsi, hormonal bozukluk, bir otoimmun hastalık veya bebekteki bir konjenital anomali ile ilişkili değildir. Çeşitli teoriler olmasına rağmen henüz kesin tespit edilebilmiş bir nedeni yoktur.

PUPPP‘un tanısı için spesifik bir test de yoktur. Tanı klinik görüntü ile konur. Tanı koymak zor olmadığı için genellikle biopsi alınmaz.

Tedavide genellikle steroidli kremler, antihistaminikli kremler, eğer kaşıntı çok şiddetliyse oral kortikosteroidler ve antihistaminikler verilir. Oral antihistaminikler kaşıntıda kortikosteroidler kadar etkili değildirler. Fakat hastanın gece uyuyabilmesinde faydaları vardır.

Gebelikte Tiroid Hastalıkları

Tiroid Hastalığı Nedir?

Tiroid hastalığı tiroid bezini etkileyen bir hastalıktır. Bazen organizma çok az veya çok fazla Tiroid hormonu üretir. Tiroid hormonları vücudun enerji kullanımını ve metabolizmasını düzenler. Çok fazla Tiroid Hormonu üretilirse buna HİPERTİROİDiZM denir ve vücut fonksiyonlarının bir çoğu hızlanır. Tiroid Hormonu çok az üretilirse ortaya çıkan duruma HİPOTİROİDZM denir ki bu durumda da vücut fonksiyonları yavaşlayabilir.

Tiroid hormonu gebelik sırasında anne ve bebek sağlığı açısından kritik rol oynar. Tiroid problemi olan hamileler kendileri ve bebekleri için sıkı takip edilmeli, Tiroid hormonlarının düzeyleri düşük ise yükseltmek, yüksek ise düşürmek için gerekli ilaç tedavileri verilmelidir.

Unutulmaması Gereken Noktalar

  • Tiroid hastalıkları sonucu Hipertiroidi veya Hipotiroidi tabloları ortaya çıkabilir.
  • Gebelik; Tiroid bezinde normal fonksiyon değişiklikleri de yapabilir, hastalık ta oluşturabilir.
  • Gebelikte kontrolsüz Hipertiroidizm anne ve doğmamış bebekte ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
  • Hamilelikte hafif Hipertiroidi tedavi gerektirmez. Şiddetli Hipertiroidizm mutlaka tedavi edilmelidir.
  • Gebelik sırasında kontrolsüz Hipotiroidzm annede ciddi sağlık sorunlarına yol açarken, doğmamış bebeğin büyümesini ve beyin gelişimini kötü yönde etkiler.
  • Hamilelikte Hipotiroidizm Tiroksin yani T4 hormonu verilerek tedavi edilir.
  • Doğum Sonrası Tiroiditte önce Hipertiroidi, ardından Hipotiroidi gelişir ve sonra normale döner. Bazen Hipotiroidi kalıcıdır.

Postpartum Tiroidit (Doğum Sonrası Tiroid Bezi İltihabı)

Doğumdan sonrası ilk yıl içinde kadınların % 4 – 10 ‘unu etkileyen Tiroid İltihabı türüdür. Bu tür Tiroid iltihabında Tiroid hücrelerinde saklanan Tiroid hormonları kana salıverilir. Otoimmun olduğu düşünülen bu hastalıkta ilk bir iki ay hafif bir Hipertiroidi tablosu ortaya çıkar. Bir çok kadında Tiroid dokusu normal fonksiyonuna kavuşmadan önce 6 – 12 ay arasında Hipotiroidi tablosu oluşur. Bu dönemde dışarıdan Tiroid Hormonu tedavisi verilmelidir. Az sayıda hastada ömür boyu Tiroid hormon tedavisi gerekir. Genellikle önceki doğumundan sonra Tiroidit geçiren hasta sonraki doğumlardan sonra da geçirecektir. Tekrarlayan Tiroidit Atakları Tiroid Bezini tahrip ettikçe ömür boyu dışarıdan Tiroid Hormonu tedavisi kaçınılmaz olur.

Burada dikkat edilmesi gereken konu bazen Postpartum Hipotiroidi, Postpartum Depresyon ile karışabilir. Doğumdan sonra başlayan huysuzluk, huzursuzluk, yorgunluk, halsizlik, tükenme, uyuşukluk gibi belirtiler Postpartum Depresyon sanılabilir. Hipotiroidi bulguları belirgin ise Tiroid Hormonu verilmelidir.

Hipotiroidizm Tanısı ve Tedavisi

Hipotiroidisi olan gebede şu belirtiler ortaya çıkar;

  • Aşırı yorgunluk
  • Soğuğa tahammülsüzlük
  • Kas krampları
  • Kabızlık
  • Bellek ve konsantrasyon sorunları

Tanıda yine TSH, T3, T4 düzeyleri bakılır. Her ne düzeyde olursa olsun sağlıklı bir gebelik ve bebek için Hipotiroidi mutlaka tedavi edilmelidir. Tedavide dışarıdan Tiroid Hormonu verilir.

Hipotiroidi( Yetersiz Çalışan Tiroid )

Gebelikte Hipotiroidiye Hashimoto Hastalığı denilen ve her 1000 gebenin 5’inde ortaya çıkan özel bir Tiroid hastalığı neden olur. Hashimoto hastalığı Tiroid bezinin bir çeşit kronik iltihabıdır. Bu da Otoimmun bir hastalıktır. Bu hastalıkta bağışıklık sistemi tiroid bezi hücrelerine saldırır.

Gebelik sırasında kontrolsüz Hipotiroidi, anne ve bebekte bazı problemlere yol açar;

  • Preeklampsi
  • Anemi; vücuda yeterli oksijen alımı sağlanamaz.
  • Düşük
  • Düşük Doğum Ağırlıklı Bebek
  • Ölü Doğum
  • Konjestif Kalp Yetmezliği

İlk üç ayda bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için Tiroid hormonlarının rolü çok büyük olduğundan kotrolsüz Hipotiroidizm bebeğinizin beyin ve sinir sistemi gelişimini kötü yönde etkileyebilir.

Gebelikte Hipertiroidi Tedavisi

Gebelikte hafif Hipertiroidizm tedavi edilmez. Daha şiddetli Hipertiroidizm Antitiroid ilaçlarla tedavi edilir.

Gebelikte Radyoaktif İyot tedavisi yapılamaz. Çünkü Radyoaktif iyot bebeğin Tiroid dokusunu tahrip edebilir. Hamilemiz Antitiroid ilaçları da tolere edemez ise o zaman Tiroid Bezini Ameliyat ile çıkarmak gerekebilir.

Antitiroid ilaçlar plasentayı geçip bebekte Hipotiroidiye neden olabileceği için anneye mümkün olan en küçük doza ilaç verilir ki bebekte Hipotiroidi oluşmasın.

Antitiroid İlaçların Yan Etkileri

  • Deride kızarıklık, kaşıntı gibi allerjik reaksiyonlar.
  • Vücutta beyaz kan hücrelerini azaltarak, bağışıklık sistemini baskılayabilirler.
  • Nadiren Karaciğer Yetmezliğine neden olabilirler.

Eğer Antitiroid ilaçları kullanırken aşağıdaki belirtiler oluşursa ilacı kesmek için Doktorunuzla mutlaka görüşün;

  • Yorgunluk
  • Zayıflık
  • Müphem karın ağrısı
  • İştah kaybı
  • Deri döküntüsü veya kaşıntı
  • Bir yerinizi hafifçe çarpsanız bile abartılı bir şekilde morarması
  • Sarılık (deri ve gözün ak kısımlarında)
  • Sürekli boğaz ağrısı
  • Ateş

Anneler denetim ile hamilelik döneminde de , emzirme döneminde de güvenle Antitiroid ilaçlarını kullanabilirler.

Gebelikte Hipertiroidi Tanısı

Hipertiroidinin bazı belirtileri normal bir gebelikte de vardır. Örneğin; artmış kalp hızı, vücut ısısında artış, hoşgörüsüzlük, yorgunluk normal bir gebelikte de görülür.

Hızlı ve düzensiz kalp atımı, ellerde titremeler, kilo kaybı, veya kilo alamama, şiddetli bulantı kusma, muhtemelen Hiprtiroidi ile ilişkilidir.

Böylebir hastaya kanda TSH, T3, T4 ve TSI testleri yapılmalıdır.

Hipertiroidi ( Aşırı Aktif Tiroid )

Gebelikte Hipertiroidi genellikle Graves Hastalığı nedeniyle olur ve her 500 gebelikten birinde ortaya çıkar. Graves Hastalığı otoimmun bir hastalıktır. Normalde İmmun Sistem vücudu dış etkenlerden, bakteri, virus, mantar, parazit gibi hastalık yapıcı etkenlerden korumak üzere programlanmıştır. Otoimmun hastalıklarda İmmun sistem vücudun kendi hücrelerine ve organlarına saldırır. Graves hastalığında bağışıklık sistemi TSI ( Tiroid Stimulan Immun globulin) adlı bir madde salgılar ve bu madde TSH’ya benzer bir yapıda olduğundan Tiroid bezini kandırır ve fazla miktarda Tiroid hormonu salgılatır. Bu hastaların gözleri yuvalarından fırlamış şekilde görünen özel bir görünümleri vardır.

Graves hastalığı ilk kez gebelikte ortaya çıkabildiği gibi, önceden Graves Hastalığı olan bir kadın hamile kaldığında , hamileliğinin ikinci veya üçüncü trimestrinde hastalık bulgularında gerileme de meydana gelebilir. Bunun nedeni hamilelikte baskılanmış İmmun sistemdir. Hastalık genellikle doğumdan kısa bir süre sonra tekrar kötüleşir. Graves hastalığı olan gebenin gebelik takibini yanı sıra aylık olarak bu hastalıkla ilgili de takibi gereklidir.

Nadiren Hipertitoidi; gebelikte bulantı, kusma, dehidratasyon, kilo kaybı gibi problemlere yol açar. Bu gebeliğin ilk yarısında şiddetli olan ve sonra geçen bulantı ve kusmanın artmış Bhcg nedeniyle yükselen Tiroid hormonlarından kaynaklandığı görüşü kabul görmektedir.

Gebelik sırasında kontrolsüz Hipertiroidizm Annede şu durumlara neden olur;

  • Konjestif Kalp Yetmezliği
  • Gebeliğin geç döneminde Preeklampsiye neden olabilecek Tansiyon Yükselmesine
  • Tiroid Fırtınası dediğimiz Hipertiroidi bulgularını ani olarak ve çok şiddetli bir biçimde ortaya çıkmasına
  • Düşüğe
  • Erken Doğuma
  • Düşük Doğum Ağırlıklı bebek doğmasına neden olabilir.

Hipertiroidik Annenin Bebeğinde şunlar görülebilir;

  • Graves Hastası bir kadın gebelik öncesi Radyoaktif İyot tedavisi alsa da, cerrahi işlem geçirse de dolaşımında bulunan TSI ler Plasentayı geçerek bebeğin Tiroid bezini uyarır ve bebekte Hipertiroidizm bulguları ortaya çıkarır. Ancak anne Antitiroid bir ilaçla tedavi ediliyorsa bebekte bu problemlerin ortaya çıkma olasılığı son derece azdır.
  • Bebeğin Fontanelleri ( bebeğin başındaki bıngıldaklar) erken kapanabilir.
  • Taşıkardi
  • Hipertiroidik Kalp Yetmezliği
  • Sinirlilik
  • Büyümüş Tiroid bezinin soluk borusuna yaptığı bası nedeniyle Solunum Yetmezliği
  • Yetersiz kilo alımı

gibi problemlere yol açabilir. Doğum sonrası bebek ve anne yakından izlenmelidir.

Hamilelik Normal Tiroid Bezi Fonksiyonlarını Nasıl Etkiler?

Hamilelikte kanda yüksek düzeylere ulaşan ik hormon vardır. Bunlardan biri Bhcg, bir diğeri Östrojendir. Bu iki hormon Tiroid bezinden Tiroid Hormonu salgılanmasını arttırır. Bu nedenle bu normal fizyolojik değişiklikleri yorumalamak bazen zor olabilir.

Tiroid Hormonu bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için çok önemlidir. İlk üç ay bebeğe Tiroid Hormonunu anne sağlar. Anne Tiroid bezinden salgılanan Tiroid Hormonu Plasenta yoluyla bebeğe geçip işlevini yerine getirir. On ikinci haftadan sonra bebek kendi Tiroid hormonunu üretmeye başlar.

Tiroid bezi hamilelik sırasında normal olarak bir miktar büyür. Fakat bu elle tespit edilecek kadar değildir. Şayet ele gelecek kadar genişlemiş ve büyümüş bir Tiroid bezi ile karşı karşıyaysak bu bir Tiroid hastalığı belirtisi olabilir. Normal bir gebelikte de artmış Tiroid hormon düzeyleri ve hafifçe büyümüş bir Tiroid bezi ile karşılaşılabileceğinden, herhangi bir Tiroid hastalığını atlamamak gereklidir. Çünkü hamilelikte teşhisi zor olabilir.

Tiroid Bezi

Tiroid bezi yaklaşık 2,5 cm boyunda, 25 gr ağırlığında kelebek şeklinde bir bezdir. Gırtlak altında, ses kutusunun önünde bulunan, nefes borusunun ikiye ayrıldığı bölgede yerleşir. Tiroid bezi Endokrin Sistemi oluşturan bezlerden bir tanesidir. Endokrin Sisteme mensup bezler ürettikleri Hormon adı verilen maddeleri kana salgılarlar. Hormonlar işlevlerini salgılandıkları bezde değil, kan ile uzun yolculuklara çıkarak hedef hücrelerde veya tüm vücutta yerlerine getirirler.

Tiroid bezi iki çeşit Tiroid hormonu salgılar. Bunlardan biri T3 yani Triiyodotironin, diğeri T4 yani Tiroksindir. T3 aktif bir hormondur ve T4 ten elde edilir. Tiroid hormonları; metabolizma, beyin gelişimi, solunum, kalp ve sinir sistemi fonksiyonları, vücut ısısı, cilt nem düzeyi, kas gücü, adet döngüsü ve kan kolesterol seviyelerini etkiler.

Tiroid Hormonu yapımını; Beyideki Hipofiz bezinde yapılan ve salgılanan TSH ( Tiroid Stimulan Hormon ) adlı hormon düzenler. Kanda Tiroid Hormon düzeyleri yüksek olduğunda , Hipofiz bezi TSH düzeyini azaltarak, yine kanda Tiroid Hormon düzeyleri düşük olduğunda Hipofiz bezi TSH salgısını arttırarak yanıt verir.

Mide ekşimesi ve yanması, göğüs bölgesinde kalp problemlerine ait olmayan ağrı, Reflü rahatsızlığının tipik şikayetleridir. Bu şikayetler gebelikte son derece rahatsız edici ve sinir bozucu olabilir. Asit Reflüsü denilen bu durum ; Mide içeriğinin yemek borusuna doğru geri kaçmasından oluşur. Bu durum yemek borusunda tahrişe neden olur. Gebelerin % 50 ‘sinde Reflü görülmektedir.

Yemek borusu ile midenin birleştiği noktada Kardio Özefageal Sfinkter ( KÖS ) denilen bir yapı mevcuttur. Bu yapı normalde midenin asit natürdeki içeriğinin yemek borusuna geçişini engeller. Çünkü sindirim sisteminde gıdaların ve salgıların yönü ağızdan anüse doğrudur ve tek yöndür. Herhangi bir nedenle bu yön tersine dönerse hangi seviyede olursa olsun problem çıkar. İşte bu gidiş yönü mide ve yemek borusu düzeyinde tersine döndüğünde Asit Reflüsü denilen durum oluşur. KÖS normal şartlarda yemek borusuna mideden asitli içerik kaçışını engelleyen bir valv görevi yapar. Bazı nedenlerden dolayı KÖS işini düzgünce yapamaz. Buna neden olan durumlardan biri de Hamileliktir.

Hamilelikte kanda yükselen bazı hormon seviyeleri KÖS’te gevşemeye yol açar. Hamilelik hormonları aynı zamanda Yemek Borusunun ileri doğru dalga şeklindeki hareketini yavaşlatır. Hormonların etkisiyle Mide Boşalması da gecikmekte ve yiyecekler sindirim sisteminden daha yavaş boşalmaktadır. Bu genel sindirim sistemi yavaşlamasının sebebi; yiyecekler emilirken daha uzun süre geçecek ve bu şekilde bebeğe daha fazla besin ulaşacaktır. Fakat , bu durum hazımsızlık ve şişkinliğe neden olmaktadır. Yine içinde bebekle birlikte büyüyen uterus yukarı doğru mideyi şıkıştırır. Doğumdan sonra mide yanması şikayetleri ortadan kaybolur. Fakat hamileliğinde Reflü olan kişide sonradan Reflü gelişmesi ihtimali daha fazladır.

Reflü Tedavisinde Kullanılan İlaçlar

  • Antiasitler: Gebelikte Reflü tedavisinde kullanılan antiasit preparatlar demir emilimini bozduğundan, demir preparatları ile aralarında iki saat zaman aralığı bırakılmalıdır. Yine antiasit seçiminde sodyumdan fakir antiasitler seçilmelidir.
  • Midede Asit Yapımını Engelleyen İlaçlar:
  • H2 Reseptör Blokerleri ( Ranitidin, Famotidin….)
  • Asit Pompa İnhibitörleri ( Omeprazol, Lansoprazol…)

Bu ilaçlar gebelikte Doktor kontrolünde ve dikkatle kullanılmalıdır.

Reflüyü Önlemek İçin Yapılabilecek Şeyler

  • Bazı gıdalar ve içecekler Reflüyü tetikler. Bu nedenle öncelikle her gıda ve içeceği temkinli bir şekilde almalısınız. Çünkü sizi neyin rahatsız edip neyin etmeyeceğini en iyi siz bilirsiniz. Yine de Reflü yapma potansiyeli yüksek besinleri şöyle sıralayabiliriz: nane, domates, çikolata, yağlı ve baharatlı gıdalar, meyve suları, sıcak içecekler, kahve ve alkollü içecekler….
  • Gıdalarınızı az ve sık aralıklı öğünler tarzında almaya çalışın. Midenizi çok doldurmayın.
  • Eğer sigara içiyorsanız, sigarayı bırakmalısınız. Kaldı ki Reflü olmasa da sigara ve hamileliğin yan yana gelmemesi gerekli olduğunu gayat iyi biliyorsunuz.
  • Mide yanmanızı arttıran pozisyonlardan kaçının. Örneğin kambur durmak, öne eğilmek gibi….
  • Yatmadan üç saat önce yemek yemeyi kesin, başınızı yataktan 10 – 15 cm yukarıya koymaya çalışın.
  • Gebelikte çok fazla kullanılmamakla birlikte bazı ilaçlar Reflü’yü arttırırlar. Örneğin; ibuprofen, aspirin, nifedipin ve antidepresanlar gibi…..

Gebelikte Reflü Belirtileri

  • Mide yanması
  • Ağıza acı ekşi sıvılar gelmesi
  • Kronik öksürük
  • Reflü için spesifik olmamakla birlikte kendini huzursuz ve halsiz hissetme
  • Gece aniden asit kaçışı sonucu öksürük ve boğulma hissi ile uykudan fırlamak
  • Kalp problemleri ile karışabilen göğüs ve karın üst bölüm ağrısı
  • Göğüs kemiğinde ağrı hissi
  • Bulantı, kusma
  • Şişkinlik
  • Yemek sırasında çabuk doyma

Bu belirtiler genellikle sürekli değil, gelip giden nöbetler şeklindedir. Reflü gebeliğin her döneminde problem ise de en sık son üç ayda sorun oluşturmaktadır. Reflü’ye bağlı şikayetler doğumdan sonra hızla kaybolur.

Gebelikte görülen her karın ağrısı Reflü’ye bağlı olmayabilir. Bu nedenle ağrının sebepleri iyi araştırılmalı, önemli olabilecek sorunlar gözden kaçırılmamalıdır.

kan uyuşmazlığıRhesus (Rh) faktörü kırmızı kan hücreleri olan Eritrositler üzerinde taşınan özel bir proteindir. Bu proteinin eritrositlerde taşınması kalıtsal bir özelliktir. Kanda bu protein varsa Rh + kan grubu denir ki bu en yaygın durumdur. Eğer kanda bu protein yoksa Rh – kan grubu denir ve diğerine göre seyrek rastlanan kan grubu türüdür.

Kan grubumuzun türünün genel yaşantımız içinde sağlığımız açısından pek bir önemi yoktur. Fakat gebelik söz konusu olduğunda kan grupları önem kazanmaya başlar. Eğer siz Rh – kan grubuna sahip bir gebe ve eşiniz Rh + kan grubuna sahip biriyse işte biz o zaman bu duruma Rh Uygunsuzluğu diyoruz. Rh Uygunsuzluğu olan hamilenin özel bir bakıma ihtiyacı vardır. Bu özel bakım hamileliğini takip eden Hekim tarafından sağlanmalıdır. Burada özel bakımdan kastımız Rh Uygunsuzluğu olan hamileye verilecek özel bilgiler ,bazı testler ve gerektiğinde uygulanan Anti-D İmmunglobulin G ‘den ibarettir.

Gebelik sırasında anne ile bebek kanı arasında küçük miktar da olsa bir karışma meydana gelebilir. Eğer anne kan grubu Rh + ise bu karışma hiç bir probleme neden olmaz. Fakat siz Rh – kan grubuna sahipseniz ve bebeğiniz Rh + ise sizin kanınıza karışan bebeğinizin kanı nedeniyle sizde Antikor üretimi başlar. Bu antikorlar bebeğe geçerek bebeğinizin kırmızı kan hücrelerini parçalamaya başlarlar. Bu olayların ilk gebelikte oluşmaması karakteristiktir. Rh – bir annenin ilk bebeği Rh + ise , bundan sonraki tüm Rh + olan bebekleri için Rh Uygunsuzluğu problemi ortaya çıkar. Yani annenin antikorları karnındaki bebeğin kırmızı kan hücrelerini parçalar ve bebekte ölümcül bir anemi ortaya çıkar. Bunun bir sonucu olarak bebekte anne karnında kalp yetmezliği ve tüm vücudunda su toplanması görülür. Bu duruma Eritroblastozis Fetalis denir. Bu bebek için tedavisi neredeyse imkansız kadar zor bir durumdur. Bu nedenle olay ortaya çıkmadan durum tespiti yapılmalı, böyle bir durumla Hiçbir anne adayını karşı karşıya bırakmamalıdır.

Gebe kalan Rh – anne adayının eşi Rh + ise Eritroblastozis Fetalis oluşmaması için öncelikle hamile olan anne adayına İndirekt Coombs testi denilen bir test yapılır. Bu test anne ile bebek kanının karışıp karışmadığını bize gösterir. Normal şartlarda bu test gebeliğin ilk üç ayında ve 28. haftasında yapılır. Eğer İndirekt Coombs testi Negatif ise antikor oluşumu başlamamıştır ve anne adayına Anti – D İmmunglobulin G denilen madde enjeksiyon yoluyla yapılır. Halk arasında Uyuşmazlık İğnesi olarak adlandırılan bu iğne hamile anne adayına yapıldığında bebeğin kan hücrelerine karşı üretilen bebekte öldürücü anemiye neden olan antikor yapımı durur. İmmunglobulin Anti – D yani Uyuşmazlık İğnesi Rh – kan gruplu anne Rh + bebek dünyaya getirince de yapılır. Buradaki amaç sonraki bebek te Rh + olursa, annede ona karşı antikor üretimini durdurmaktır.

Anti- D İmmunglobulin G ( Uyuşmazlık İğnesi ) Hangi Hallerde Yapılır?

Eğer Rh – kan grubuna sahipseniz her türlü Rh + kan grubu kanla temasınızda Anti- D İmmunglobulin G enjeksiyonu yapılmalısınız.

  • Düşük
  • Kürtaj
  • Dış Gebelik
  • Molar Gebelik
  • Amniosentez
  • Koryon Villus Örneklemesi
  • Kordosentez
  • Gebelikte herhangi bir nedenle kanama
  • Gebelikte karına tavma olması
  • Doğumdan önce makattan başa veya baştan makata bebeğin dönmesi

İndirekt Coombs Testi Pozitif ise annede antikor üretimi başlamış demektir. Bu durumda Anti – D İmmunglobulin G yapmanın bir anlamı yoktur. Bu durumda bebek yakından izlenmelidir. Eğer gerekirse anne karnında veya doğumdan sonra bebeğe göbek kordonundan Transfüzyon yani kan nakli yapılır.

AnneBabaBebekÖnlemler
Rh +Rh +Rh +Gereksinim Yok
Rh +Rh –Rh + veya Rh –Gereksinim Yok
Rh –Rh –Rh –Gereksinim Yok
Rh –Rh +Rh +Anti D İmmunglobulin G uygulamaları
Rh –Rh +Rh –Gereksinim yok

Astım kronik bir akciğer durumudur. Eğer hamileyseniz Astım sizin ve bebeğinizin sağlığını etkileyebilir. Eğer sizin Astım’ınız var ve tedavinizi alıyor, kontrollerinizi düzenli yaptırıyorsanız gebeliğinizde Astım ile ilgili ciddi bir problem yaşamayacaksınız demektir.

Gebelik sırasında büyük problemlere neden olan tedavi edilmeyen, kötü kontrollü Astımdır. Gebelikte iyi kontrol edilmemiş Astım şu durumlara neden olabilir;

  • Bebekte Oksijen Eksikliği
  • Sabah Bulantısı
  • Vaginal Kanama
  • Gebeliğin 20. haftasından itibaren kan basıncı yüksekliği ve idrarda protein çıkışı ile karakterize bir hastalık olan Preeklampsi
  • Bebekte Gelişme Geriliği
  • Doğum Eylemi Problemleri
  • Zorunlu Sezaryen Uygulaması
  • Erken Doğum
  • Düşük Doğum Ağırlıklı Bebek.

Hamilelik bazen Astım’ı kötü yönde etkilerken bazen de hiç etkilemez. Çoğu Astım’lı kadın gebeliğinde herhangi bir şekilde kötü etkilenmez. Bazı gebelerde de tipik olarak gebeliğin 29 – 36. haftalarında Astım belirtileri gebeyi rahatsız eder. Bazı gebelerde Astım semptomlarının şiddetlenmesi hamileyim diye Astım ilaçlarının bırakılmasına bağlı gerçekleşir. Çünkü tüm kronik rahatsızlıklar gibi Astım da yapılan rutin ilaç uygulamalarındaki değişiklikler karşısında bulgularını şiddetlendirebilir.

Çoğu Astım ilacının gebelikte kullanımı herhangi bir sorun yaratmaz. Sadece Sistemik Kortikosteroidler uzun süreli kullanılırsa bebeğin böbreküstü bezlerinde yetersizlik ortaya çıkabilir. Her hastalıkta olduğu gibi Astım tedavisinde de kar – zarar hesabı yapmak gereklidir. Çogu zaman Astım’ın size ve bebeğinize yapacağı kötü etki ilaçların vereceği zarardan kat be kat fazladır. Eğer rahat nefes alamayıp yeteri kadar oksijenlenemiyorsanız bebeğiniz de oksijensiz kalıyor demektir ki bu durum bebeğinizde ömür boyu sıkıntı yaratacak sekellere neden olabilir.

Astım tedavisinde uygulanan İmmunoterapi yöntemine gebelikten önce başladıysanız, gebelikte de devam edebilirsiniz. Fakat bu yönteme ilk kez gebelikte başlayacaksanız, hayatı tehtid eden ciddi anaflaksi ve allerjik reaksiyon riski içerdiğinden kesinlikle önerilmez.

Eğer Astım’ınız şiddetli veya kötü kontrol edilmiş ise, 32. gebelik haftasından itibaren bebeğin sıkı monitorizasyonu gerekir ki bu bebeği her an doğurtabilecekmiş gibi hazırlıklı olabilmek için gereken bir takiptir.

Komplikasyonları Önlemek İçin Ne Yapabilirsiniz?

Kendinize iyi bakmak bebeğinize iyi bakmanın en iyi yoludur.

  • Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanınıza gebeliğiniz boyunca mutlaka düzenli olarak muayenenizi olun.
  • Astım’ınızı düzenli olarak Göğüs Hastalıkları Uzmanına kontrol ettirin.
  • Size önerilen ilaçları mutlaka kullanın. Şayet endişeleriniz varsa bunu Doktorunuzla konuşarak giderin.
  • Sigara dumanı, küf, polen, toz, hayvan tüyü gibi allerjenlerden kaçının.
  • Reflünüz varsa bunu tedavi ettirin. Aynı zamanda yüksek yastıkta yatmak, mide asitini arttıracak gıdalardan ve içeceklerden kaçınmak, hemen yemekten sonra yatmamak gibi tedbirleri alın. Çünkü Reflü Astım krizini tetikleyen önemli faktörlerden biridir.
  • Sigara içiyorsanız KESİNLİKLE BIRAKMALISINIZ!!!

Öksürük, göğüste sıkışma, hırıltılı solunum, nefes darlığı gibi belirtiler varsa derhal Göğüs Hastalıkları Uzmanına başvurmalı Astım’ınızın iyice şiddetlenmesinin önüne geçmelisiniz.

Doğum Eylemi ve Doğum sırasında genellikle çoğu Astım’lı gebede sorun çıkmaz. Eğer ilaçlarını düzgün bir şekilde kullanıyor ve Astım‘ı iyi kontrol edilmiş bir gebeyse Normal Doğum yapmakta Hiçbir sakınca yoktur. Problemli vakalarda Sezaryen seçilmesi gereken Doğum şeklidir.

Astımlı anne ilaç alsa bile Emzirme teşvik edilmelidir ve rahatlıkla emzirebilir.

Genelde Astım’ı olan anneler acaba bebeğimde de Astım var mı? Diye merak ederler. Astım eğer annede genetik kökenliyse bebeğinde de astım gelişebilir. Bunun için Çocuk Hastalıkları Uzmanınca bebeğin yakından takibi önemlidir.

rahat uykuHamilelik sizin vücudunuz için hırpalayıcı bir durum olabilir. Bunun için uykunuzu iyi almanız, kaliteli uyku uyumanız gerekmektedir. Gebeliğinizin uyku düzeninizi nasıl etkilediğini ve hangi pozisyonda rahat uyuduğunuzu belirlemelisiniz. Gebeliğin ilk dönemlerinde Progesteron hormonundaki artış, metabolizma artışına, bu da düşük tansiyon, kendinizi bitkin ve yorgun hissetme, enerjinizin yetmemesi gibi durumlara sebep olabilir. Hele bir de bakmak zorunda olduğunuz başka bir çocuk daha varsa kendinizi çok daha fazla yorgun hissedersiniz. Bu yorgunluk hissi ilk üç aydan sonra azalır. Son üç ayda bebeğin büyümesi sonucu yeniden yorgun hissedersiniz.

Yorgunluğunuzu gidermek için yapılacak en önemli şey dinlenmektir. Gebeliğin bir takım rahatsız edici bulguları kaliteli uyku uyumanızı da engelleyecektir ki bunlar,

  • Bulantı ve Kusma
  • Sık idrara çıkma
  • Kaygı
  • Sırt ağrısı
  • Fetal Hareket
  • Abdominal rahatsızlık
  • Bacak krampları
  • Nefes darlığı
  • Mide Ekşimesi

Hamilelik sırasında Uyku Apnesi gibi solunumsal problemler de ortaya çıkabilir.

Nasıl Rahatça Dinlenebilirsiniz ?

Gebelikte uyku bozukluklarını yönetmek için çeşitli yöntemler geliştirmelisiniz.

  • Belli bir uyku düzeni oluşturmalısınız. Yatağa aynı saatte yatıp, aynı saatte kalkmalısınız. Daha fazla uykuya ihtiyacınız varsa öğle uykusu da uyuyabilirsiniz.
  • Gündüzleri bol sıvı tüketin. Fakat yatmadan iki saat önce sıvı tüketimini kesin. Çünkü gece tuvalete kalkmak ta uykunuzu böler.
  • Sağlıklı beslenin. Protein ve vitamin açısından zengin , Karbonhidrat ve fazla yağdan uzak bir beslenme modeli seçmelisiniz. Böylelikle hamilelik boyunca aşırı kilo alımından da kaçınmış olursunuz. Aşırı kilonun uyku bozucu etkisinden de korunmuş olursunuz.Mideyi rahatsız edip, Reflü veya hazımsızlığa neden olacak şekilde; kızarmış gıdalar, narenciye ve meyve suları, baharatlı yiyecekler, gazlı içeceklerden uzak durmalısınız.
  • Aktif kalın. Gebelik boyunca yapılan düzenli egzersizler; aşırı kilo alımını önler, bacak kramplarını engeller, stresi azaltır, enerjinizi arttırır. Düzenli egzersiz kaliteli bir uyku uyumanızı sağlar.
  • Germe hareketleri yapın. Yatmadan önce yapılan bacak germe hareketleri kramplarınızı çözer ve engeller.
  • Gerginliğinizi azaltın. Beyninizi ve vücudunuzu rahatlatmak için nefes alıp verme teknikleri öğrenebilirsiniz.
  • Burnunuzu açık tutun. Bunun için Deniz Suyu Spreyleri ve Nazal Aspiratörler kullanabilirsiniz. Sigara dumanından da uzak durun.
  • Ruhunuzu dinlendirin. Karanlık, konforlu,serin bir ortam sizi rahatlatıp, uykuya teşvik edebilir.
  • Ağrılarınızı azaltın. Düzenli Magnesium kullanımı bacak kramplarını büyük ölçüde çözer. Yinede ufak tefek iskelet ağrılarında Parasetamol kullanabilirsiniz. Ağrıların dinmesi de uyumanız için önemlidir.

Tüm bu tedbirlere rağmen Anksiyete, Uykusuzluk ve Gerginlik varsa mutlaka Psikiyatrik Destek almalısınız.

Hamilelik Sırasında Nasıl Bir Uyku Pozisyonu Belirlenmelidir?

Uyku rahatsızlıklarını en aza indirmek için;

  • Sol yana yatmak daha faydalıdır. Sol yana yatışlarda bebeğe daha çok kan göndermiş olursunuz.
  • Karnınızı, sırtınızı, bel ve bacaklarınızı desteklemek için yastıklar kullanabilirsiniz.
  • Başınızı yükselterek Reflü ve Horlamanın önüne geçebilirsiniz.

gebelikte bulantı kusmaTüm gebe kadınların en az dörtte üçünde bir miktar bulantı ve kusma olur. Klinik tablo hafif ve sınırlı rahatsızlıkla, aşırı su kaybı , tehlikeli kusma, sıvı elektrolit denge bozukluğu ve halsizlik arasında değişkenlik gösterir. Gebelikte görülen inatçı aşırı bulantı ve kusma durumuna HİPEREMEZİS GRAVİDARUM denir. Bazen bulantı ve kusma gebelikte sorun yaratabilecek başka hastalıkların habercisi olabilir.

Gebeliğe bağlı bulantı ve kusmanın nedeni henüz bilinmemektedir. Gebelikte sindirim sistemi hareketleri yavaşlamakta ve midenin boşalma süresi uzamaktadır. Progesteron denilen ve hamilelikte yükselen bir kadınlık hormonu bu durumdan sorumlu tutulmaktadır. Bunun yanında Östrojen ve gebelikte plasentadan salgılanan Human Koryonik Gonadotropin hormonu da bulantı kusmadan sorumlu tutulmuşlardır. Bu hormon veya faktörlere bağlı olsun veya olmasın bulantı ve kusma sıklıkla gebeliğin beş ve altıncı haftasından sonra ortaya çıkar ve erken ikinci trimestr‘e kadar sürebilir. Bulantının en şiddetli olduğu zamanlar sabah yataktan kalkıldığındadır. Buna rağmen şiddetli olgularda şikayetler gün boyu sürer. Çoğu gebe kadın bu bulantı ve kusmalarını bazı kokuların tetiklediğini söyler. Gebelik bulantısıyla ilişkili bir diğer bulgu da ağızda aşırı salya birikimidir. Pityalizm denilen bu durum da öğürmeye ve kusmaya yol açar.

Gebeliğe bağlı bulantısı olan her kadında geniş bir değerlendirmeye ihtiyaç yoktur. Ancak uzamış veya şiddetli bulantı ve kusması olan gebelerde gebelik dışı nedenlerin de araştırılması gereklidir. Gebelikle beraber olabilecek ve aşırı bulantı ve kusmaya yol açan durumlar, viral gastoenterit, gestasyonel trofoblastik hastalık, hepatit ve idrar yolu enfeksiyonudur. Bu hastalıkları tespit için;

  • Hikaye ve fizik muayene
  • Tam kan sayımı
  • İdrar tetkiki veya idrar kültürü veya her ikisi
  • Hepatit A, B ve C için seroloji
  • Karaciğer Enzimleri
  • Uterusun Ultrasonografik İncelemesini kapsamalıdır.

Her ne kadar bu parametreler çok hasta olan gebe kadınlarda değerlendirilse de çoğu vakada gebelik dışında herhangi bir neden bulunmaz. Hastanın değerlendirilmesi mutlaka hidrasyon durumunu ve olabilecek kimyasal bozuklukların incelenmesini de kapsamalıdır. Yardımcı testler şunlardır;

  • Tam İdrar Tahlili
  • Serum Aseton Düzeyi
  • Serum Elektrolitleri

Gebenin serum ve idrarında yüksek miktarlarda Aseton olması gebenin kalori miktarının büyük kısmını lipolizden sağlandığının göstergesi olabilir. Sonuç olarak bu hastanın glikoz ve glikojen depolarının tükendiği ve damar yoluyla serum tedavisinden fayda sağlayacağı akla gelmelidir.

Hiperemesiz Gravidarumlu kadınların psikolojik değerlendirmeleri hakkında çok şey yazılmıştır. Aşırı bulantı ve kusması olan kadınların gebeliği kabul etmedikleri veya evde istenmeyen bir durum için yardım arıyor olabilecekleri söylenebilir. Her ne kadar şiddetli bulantı ve kusması olan gebe kadınların psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının değerlendirilmesi uygunsa da, uygun tıbbi bakım birinci planda düşünülmelidir.

TEDAVİ

Erken gebelik sırasında bulantı ve kusma şikayeti olan kadınlar sıklıkla önerilen diyete cevap vereceklerdir. Gebe kadınlara sık, küçük öğünler yemesi ve hoşlarına gitmeyen yemekleri yememeleri önerilmelidir. Bilinçli gebeler de kendilerini günde üç büyük öğüne dayanan dengeli bir beslenmeye zorlamak sık rastlanan bir davranıştır. Bununla beraber süt gibi gerçekte bazı erişkinler tarafından çok az tolere edilebilen bazı gıdaların normal gebelik için zorunlu olduğuna dair yaygın bir inanış vardır. O halde tolere edilebilen gıdaların küçük miktarlarda tüketilebileceği ve bu türden yeme alışkanlıklarının gebeliğe zarar vermeyeceği belirtilmelidir. Prenatal vitamin ve demir tabletleri sıklıkla erken gebelikte bulantı ve kusmaya yol açabilir ve bu bulgular ortaya çıkarsa, yeterli günlük folik asit alımı (0,4 mg/gün) sağlanarak verilmeyebilir. Bulantısı olan gebe kadın yetersiz besin alımı nedeniyle vitamin haplarının gerekli olduğunu düşündüğünden hastayı bu tedavilerin kesilmesi gerekliliğine inandırmak güç olabilir.

Hiperemezis Gravidarumlu kadınların hastaneye yatırılması ve damardan serum tedavisi gerekebilir. Şiddetli elektrolit bozukluğu bulunmayan kadında damardan serum tedavisinde %5 dextroz solüsyonu artı günde en az 70 mEq Na+ ve 40 – 60 mEq K+ olarak verilmelidir.

İnatçı kusması olan kadınlarda kanda potasyum düşüklüğü ve klor düşüklüğünün olduğu Alkaloz denilen tablo gelişebilir. Böyle durumlarda ek potasyum klorid gerekebilirse de potasyum klorid konsantrasyonu 30 mEq/ lt yi geçmemelidir. Nadir durumlarda uzamış bulantı ve kusma total parenteral beslenmeyi gerektirebilir. Gebeliğin kalori ve beslenme ihtiyaçları bu şekilde karşılanabilir.

Hiperemezis Gravidarumda başarı ile kullanılan çok az ilaç mevcuttur. İlaçların yerinde kullanımı ile, embrionun riskini arttırmadan , gebenin hidrasyonu, beslenme durumu ve rahatı düzeltilebilir. Kullanılan ilaçlar antihistaminik veya phenothiazine karakteristiği veya her ikisini içeren ajanlardır.

Halk arasında basur da denilen hemoroid anüs(makat) ve alt rektumda ( kalın barsağın en son kısmı) bulunan damarların şişmesi ve iltihaplanması durumudur. Herhangi bir nedenden dolayı bu damarlarda artmış bir basınç mevcuttur. Gebelik bu durumda en çok hazırlayıcı faktörlerden biridir. Eğer Hemoroid rektumda yerleşirse İç Hemoroid, Anüste yerleşirse Dış Hemoroid adını alır.

Gebelik hemoroid için en çok zemin hazırlayan faktörlerden biridir. Erken gebelik döneminde yumurtalıklardan salgılanı gebeliğin devamını sağlamak için çalışan Progesteron hormonu; Rahim ve Rahim gibi düz kas içeren tüm organların hareketlerini yavaşlatır ve onları gevşetir. Buna tüm sindirim sisteminin düz kas içeren parçaları da dahildir. Progesteron hormonu düz kas içeren barsakları yavaşlatıp kabızlığa neden olarak ve damar düz kaslarını gevşetip kanın damarlarda göllenmesini arttırarak Hemoroid’e neden olur. Geç gebelik döneminde; büyüyen anne rahminden dolayı kan göllenmesi oluşan damarlar bacaklarda varislere, anüs ve rektumda Hemoroid’e neden olurlar. Yine hamilelikteki kabızlığın da bu dönem hemoroid oluşumunda rolü vardır.

Evde Hemoroid İçin Yapabilecekleriniz

  • Eğer şişmiş, ağrılı, tromboze bir hemoroid varsa ilaç tadavisine yardımcı olarak ILIK SUYA OTURMAK iyi bir seçenektir.
  • Anal bölgenizi temiz tutun. Banyo ve tuvalette taharetlenme sonrası hafifçe saç kurutma makinesi ile anal bölgenizi kurutun.
  • Taharet sonrası asla kuru tuvalet kağıdıyla kurulanmayın. Tuvalet kağıdınız hafif nemli olsun veya parfümsüz, alkolsüz bir ıslak mendil ile kurulanın.
  • Yine şişmiş ve tromboze olmuş Hemoroid’lerinizi rahatlatmak için Buz Paketleri ile Soğuk Kompresler yapabilirsiniz.
  • Parasetamol içeren bir ağrı kesici alabilirsiniz.
  • Hamamelis maddesi içeren kremler veya Hamamelis emdirilmiş pamuklarla kompres yine evde sizi rahatlatabilecek çözümlerdendir.
  • Kabızlığınız varsa düzeltin. Bunun için lif içeriği zengin gıdalarla beslenmek ve bol bol su içmek gereklidir.
  • Günlük fiziksel aktiviteyi arttırmalısınız.
  • Kabızlığınız tüm aldığınız tedbirlere rağmen düzelmez ise bizim önerdiğimiz dışkı yumuşatıcı ajanları kullanabilirsiniz.
  • Evde aldığınız tüm önlemlere rağmen hemoroid’iniz sakinleşmezse, kanarsa mutlaka bizimle bağlantı kurunuz.

Gebelikte Hemoroid Tanı Ve Tedavi

Tanı için gözle ve elle yapılan muyene genellikle yeterlidir. Bazen Rektum’a Rektoskop dediğimiz özel bir aletle bakmak gerekebilir.

Hemoroid tedavisi çoğu zaman yaşam ve beslenme tarzında yapılan değişikliklerle sağlanabilmektedir. Bazen de ilaç ve cerrahi tedavi yöntemleri uygulanmak durumunda kalınabilir. Beslenme tarzı mutlaka değişmeli, bol lif içeren sebze, meyve gibi gıdalar tercih edilmeli, yine bol bol su içilmeli, kabızlık yapan kolalı içecekler, koyu demli çay, kahve gibi içecekleri azaltmak gereklidir. Bazı baharatlar ve bitki çayları da Hemoroid oluşumunu arttırırlar. Örneğin bizde adet olan Loğusa Şerbeti meyilli insanlarda ciddi anlamda Hemoroid yapıyor. Stres faktörlerini mümkün olduğunca azaltmak gereklidir. Uzun süre ayakta veya oturarak çalışanlar zaman zaman konum ve pozisyonlarını değiştirmeli,yürümeli veya kısa süre için uzanmalıdırlar.

İlaçla Tedavi :

  • Dışarıdan uygulanan Hamamelis veya Hidrokrtizon içeren kremler, fitiller
  • Bazı bitkisel kökenli Venoprotektif ajanlar

Eğer şişmiş, ağrılı, tromboze bir hemoroid varsa ilaç tadavisine yardımcı olarak ILIK SUYA OTURMAK iyi bir seçenektir.

Minimal İnvaziv Girişimler

  • Lastik Bant Ligasyonu: Hemoroid’in etrafı lastik bantla dolaşımını kesmek için bağlanır. Bu yöntem biraz rahatsız edici olabilir ve kanamaya neden olabilir.
  • Skleroterapi: Hemoroidal venlerin içine damarları kurutucu, büzüştürücü bir madde enjeksiyonu yapılır.
  • Laser veya Bipolar Koter Koagülasyonu: Hemoroidal venleri Laser veya elektrikle büzüştürüp kurutmak için yapılır.

Cerrahi Tedavi

Cerrahi Tedavide hemoroid‘in olduğu bölge cerrahi olarak tedavi edilir.

Komplikasyonları

  • Kronik kan kaybı anemiye neden olur.
  • Strongülasyon Hemoroid denilen duruma neden olabilir ki bu Hemoroid içindeki kan akımı kesildiğinde ortaya çıkan çok ağrılı bir durum olup, doku kaybı ve gangren oluşur.

Nedenleri

Anüs ve Rektum venlerinde basınç artışı, gerilim ve şişliğe neden olan durumlar hemoroid‘ e neden olan durumlardır ki onları şöyle sıralayabiliriz.

  • Dışkılama sırasında ıkınma
  • Tuvalette uzun süre oturma
  • Kronik kabızlık veya ishal
  • Gün boyu ayakta kalarak çalışma
  • Gün boyu masa başında çalışma
  • Şişmanlık
  • Gebelik
  • Anal ilişki
  • Düşük lifli diyetle beslenme

İleri yaşlarda destek dokuların ve damar duvarlarının zayıflaması ile birlikte hemoroid oluşumu artar.

Hemoroid Belirtileri

  • Dışkılama sırasında veya sonrasında ağrısız kanama görülebilir. Ya da tuvalet kağıdına kan bulaşabilir.
  • Anüs bölgesinde kaşıntı ve tahriş görülebilir.
  • Yine makat bölgesinde ağrı, dolgunluk ve bir rahatsızlık hissi oluşabilir.
  • Makat bölgesinde şişlik görülebilir.
  • Otururken Anüs bölgesinde ağrı oluşabilir.
  • Kendiliğinden dışkı kaçağı görülebilir.

Hemoroid belirtileri genellikle hemoroid‘ in yerleştiği yere bağlı oluşur. İç hemoroid rektum içinde olduğundan hasta hemoroid‘ i olduğunu hissedemez ve göremez. Genelde kendini zorlanarak yapılan bir dışkılama sonrası kanama ile belli eder. Bazen de İç Hemoroidler büyüyüp Makattan dışarıya sarktığında farkedilir. Bu durumda şiddetli ağrı ve rahatsızliğa neden olurlar.

Dış hemoroidler ise anüs çevresinde şişlik, tahriş, kaşıntı, kanama, ağrı gibi şikayetlere neden olurlar. Bu tür hemoroidlerin içine pıhtı birikip ve iltihaplanıp, şişerek ;TROMBOZE olup şiddetli ağrı ve rahatsızlığa neden olduğu sıkça görülen bir durumdur.

Dışkılama sonrası veya barsak hareketleri sonrası kanama Hemoroidin en sık karşılaştığımız belirtisi olsada yine de başka önemli sorunlar da ( Kolondaki kötü huylu hastalıklar) bu belirtiyi gösterebileceği için dikkatli olmalıyız. Ve siz de mutlaka bize başvurmalısınız. Yani makattan gelen kanamanız varsa bize görünmeden Hemoroid’dendir deyip geçmeyin.

Eğer barsak alışkanlıklarınızda belirgin bir değişiklik varsa, dışkınızın koyu siyah, katranımsı renkler aldı ve belirgin bir kıvam değişikliği de yaşıyorsanız mutlaka bize başvurmalısınız. Bunlar sindirim sisteminin başka bölümlerini de ilgilendiren sorunlardan kaynaklanıyor olabilir.